28 Temmuz Abone Ol
  • Haberler
    • Ajanslar / Konkur
    • Atamalar
    • Dijital
    • KSS
    • Haberler
    • Insights
    • Trend
    • Marketing Türkiye 101
    • Sürdürülebilirlik
    • Türkiye’nin Gündemi
  • Yaratıcı İşler
  • Dergiler
  • Etkinlikler
  • Söyleşiler
  • Kariyer
  • Yazarlar
  • Araştırma
  • Abone Girişi
  • Abone Ol
Gökhan Çınar: "Ruh sağlığı sadece pazarlama dili haline geldiğinde içi boşalabilir"

Gökhan Çınar: “Ruh sağlığı sadece pazarlama dili haline geldiğinde içi boşalabilir”

Gülben Dikmen
26 Mayıs 2026
5 dk okuma

“Katarsis” programıyla geniş kitlelere ulaşan ve kendi tanımıyla “psikoloji anlatıcılığı” yapan Gökhan Çınar, dijital platformlarda değişen psikoloji algısını Marketing Türkiye’ye anlattı. Modern hayatın normalleşen hızının insanı kendine yabancılaştırdığını belirten Çınar, son yıllarda “iyi oluş” temasına odaklanan markalara kritik bir uyarıda bulunuyor: “Ruh sağlığı sadece bir pazarlama dili haline geldiğinde içi boşalabilir; mesele markaların sadece ‘iyi hisset’ demesi değil, insanın ihtiyaçlarını anlayan, samimi bir yaklaşım geliştirmeleri.”

Katarsis programı oldukça geniş bir izleyici kitlesine ulaştı. Bu projeyi başlatma fikri nasıl ortaya çıktı? Katarsis’i hayata geçirirken temel motivasyonunuz neydi?

Katarsis yolculuğunu çok sevdiğim ve sanırım artık Tür­kiye’de de yayıncılık anlamında rüştünü ispat ettiğini düşündüğüm bir program. Aslında hayli uzun zaman önce yazdığım bir program forma­tıydı. Fikren üniversite yıllarına dayanıyor. Uzun yıllar da bekleyen bir format oldu. Katarsis’in kelime anlamı “duygusal arınma”. Biz kendi kavramın­da kullanmıyoruz ama nihayetinde ona da vurgu yapıyor. İnsanların anlatmak istedikleri her şeyi, anlatmak istedikleri kadar anlattıkları bir program… Bir ko­nuğumun her şeyi anlatmak istemesi de çok şey anlatmaması da benim için kabul edilebilir. Konuğum zorlandığında ona eşlik etmek, kaygılandığında onunla birlikte durmak, diyalog kur­mak ve gerçekten konuğumun rahat hissetmesi benim en büyük motivasyonum. Buradaki odağım her zaman konu­ğum ve onun duyguları.

Psikolog kimliğiniz ile içerik üreticisi kimliği­niz arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Benim yaptığım aslında içerik üreticiliğinden çok psi­koloji anlatıcılığı. 13 yaşından itibaren radyo prog­ramları yapmaya başladım. Çocuk programlarından üniversite yıllarında devam eden müzik yayıncılı­ğına uzanan bir süreç bu. Diğer taraftan psikolog olmanın hayalini kurmaktan öte sanki bu benim­le beraberdi yaşadığım sürece. İlginç bir kendiyle dertleşme halindeydim. Kendi gerçekliğini bulma döneminden sonra bu duygulardan beslenerek kendimle diyaloglar kurmaya başladım. Psikoloji ile yolum böyle kesişti. Medya hep vardı, sinema ve televizyon doktorasıyla yeniden perçinlendi. Dolayı­sıyla psikoloji anlatıcılığı hep hedefimde olan bir şeydi. Bu ikisini birleştirdiğim ve medya aracılığıyla psikolojiyi anlattığım süreçler de sadece sosyal medyada değil, yayıncılıkta, sahne deneyiminde, yazıda, anlatımda birleşiyor. Birbirinin önüne geçen de­ğil bilakis birbirinin yanında duran kavramlar oluyor.

Sosyal medya ve dijital platformlar, psi­koloji alanında farkındalık yaratmak açı­sından sizce nasıl bir rol oynuyor?

Dijital platformların psikoloji alanında çok önemli bir kapı araladığını düşünüyorum. Çünkü uzun yıllar boyunca insanlar duyguları­nı konuşmaktan çekindi; terapiye gitmek bile bir zayıflık gibi algılanabiliyordu. İnsanın psi­kolojik halleri konuşulmadıkça, bastırılan ya da görmezden gelinen duygular toplumda ve ilişkilerde de sıkışıklıkların artmasına zemin hazırlıyordu. Sosyal medya ve dijital içerikler, insanların yalnız olmadıklarını fark etmeleri­ni sağladı. Birinin kendi hikayesini anlatma­sı, başka birinin “Ben de böyle hissediyorum” diyebilmesine alan açmaya başladı. Psikoloji­ye dair bilginin, bilimsel temelle ama günlük dilde ve özenle hazırlanıp ulaştırılması, insanları kendilerini ve öykülerini anlamaya, duygularını hissedebilmeye ve destek istemeye de yöneltti. Tabi, bütün bu içeriklerin anlatıcılarının, anlat­tığı bilginin bilimsel değerine önem veren, eş­lik etmeye niyetlendiği her duygunun izleyicide yaratacağı etkiye hassasiyet gösteren ve mesle­ğinde uzman ve etik değerlere sahip bir anlatıcı olması çok önemli bir yer tutuyor.

Özellikle pandemi sonrasındaki süreçte psikoloji temalı diziler ve programların sayısı arttı, sizce bu artışın temel sebep­ler neler?

Pandemi aslında insanlığın kolektif olarak kı­rılganlığını hatırladığı bir dönemdi. İnsanlar ilk kez bu kadar yoğun bir belirsizlik, yalnızlık ve kayıp duygusuyla karşı karşıya kaldı. Evlerde daha fazla zaman geçirmek, insanın kendisiyle baş başa kalmasını da artırdı. Bu süreçte insan­lar sadece eğlenmek değil, kendilerini anlamak da istedi.

Psikoloji temalı içeriklerin artmasının nedeni biraz da bu. Çünkü insanlar artık karakterlerin hikayelerini izlerken aslında kendi duygularını anlamaya çalışıyor. Bir karakterin travmasını, ilişkisini ya da kırılganlığını görmek izleyiciye “Ben de böyle hissediyorum” diyebilme alanı ya­ratıyor.

Türkiye’de insanların ruh sağlığı konula­rına yaklaşımında son yıllarda nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?

Türkiye’de ruh sağlığına bakışın son yıllarda be­lirgin biçimde değiştiğini görüyorum. Eskiden insanlar terapiye gittiklerini söylemekten çe­kinir, bunu saklama ihtiyacı hissederdi. Bugün özellikle genç kuşakta duyguları konuşmak, yar­dım istemek ve kendini anlamaya çalışmak çok daha görünür hale geldi.

Elbette hala yer yer “güçlü olmalısın”, “abar­tıyorsun” gibi duyguları bastıran bir kültürün içindeyiz. Ama buna rağmen insanlar artık sadece sorunlarını gizlemek yerine onları anlamaya ve kırıldıkları yerleri onarmaya çalı­şıyor. Bence en önemli değişim de burada: İn­sanlar artık yalnızca hayatta kalmaya değil, ne hissettiğini anlamaya ve paylaşmaya da değer veriyor.

Gökhan Çınar: "Ruh sağlığı sadece pazarlama dili haline geldiğinde içi boşalabilir"

Modern hayatın hızının ruh sağlığı üze­rindeki etkilerini nasıl değerlendiriyor­sunuz?

Modern hayatın en büyük problemlerinden biri hızın normalleşmesi. İnsanın doğal ritmine uy­mayan bir hıza kapılıp onunla yaşaması kendi­sine duygularına duyarsızlaşmasını da sağlıyor. Hiç mola hakkı verilmemiş, durulursa ya düşüle­cekmiş ya da hep geç kalınacakmış gibi yaşanan bir hayat, insanı kendisine yabancılaştırıyor.

İnsanlar sürekli bir yere yetişmeye, bir şeyleri kaçırmamaya, daha fazla üretmeye ve bu ku­surlu düzenin mükemmel birer parçası olmaya çalışıyor. Ama duyguların bir ritmi vardır; onlar bu hızla hareket etmez. Biz hayatı hızlandırdıkça aslında duygularımızı geride bırakıyoruz. Bugün birçok insanın yaşadığı öfke patlamalarının, his­sizleşilen şiddet dilinin, yaygınlaşan kaygının, tanımlamayan yorgunluğun, tükenmişliğin ya da maskelense bile kaçılamayan depresif halle­rin arkasında bastırılan ve yok sayılan duygular var. Çünkü modern hayat bize üzülmeye, dur­maya, yas tutmaya ya da gerçekten ne hissettiği­mizi anlamaya çok fazla alan bırakmıyor.

Sadece hayatın hızlı olması değil; bu hızın için­de insanın kendisiyle temasını kaybetmesinden de bahsedebiliriz. Eğer insan kendi duygularını duymaya vakit ayırmazsa, o duygular başka bir yerden çıkar.

Bazen bedenden, bazen ilişkilerden bazen de ken­dine yöneltilmiş ve sabitleşmiş bir öfke olarak ortaya çıkar. Kendimize küçük duraklar yaratabil­mek; durmak, hissetmek, anlamak ve gerektiğin­de yardım istemek bu hızlı dünyanın içinde kendi­miz için alabileceğimiz en iyi nefesler oluyor.

Son yıllarda markalar ruh sağlığı ve iyi oluş temalarına daha fazla odaklanıyor. Bu yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Markaların ruh sağlığı ve iyi oluş temalarına yö­nelmesi oldukça kıymetli. Çünkü uzun yıllar bo­yunca ruh sağlığı konuşulmayan, hatta yer yer yasaklı sayılan bir alandı. Bugün markaların bu konuya odaklanması toplumda bir farkındalık oluştuğunu gösteriyor. İnsanların üzüntülerini, kaygılarını, yalnızlıklarını konuşabildiği bir iklim olması çok değerli. Burada dikkat edilmesi gere­ken önemli bir nokta var. Ruh sağlığı çok hassas bir alan ve sadece bir pazarlama dili haline geldi­ğinde içi boşalabilir. İnsanların yalnızlık, değer­sizlik ya da tükenmişlik gibi duygularını yalnızca bir kampanya mesajına indirgemek, o duyguların gerçekliğini görmezden gelme riskini de taşır.

Dolayısıyla mesele markaların “iyi hisset” demesi değil; gerçekten insanın nasıl hissettiğini okuyan, ihtiyaçlarını anlayan, samimi ve sürdürülebilir bir yaklaşım geliştirmeleri. Çünkü ruh sağlığı bir slogan değil; insanın kendini anlaması, ilişkilerini onarması ve hayatla kurduğu bağın güçlenmesiyle ilgili bir süreç. Bunun bir trend olarak kullanılma­sından çok gerçekten bunu anlama ve bu konuda farkındalık yaratma çabasının önemli olduğunu düşünüyorum.

İnsanların kendileriyle ve toplumla daha sağlıklı bir ilişki kurabilmesi için nere­den başlaması gerekir?

Bence insanların başlayabileceği ilk yer, kendile­riyle kurdukları ilişkinin dürüstlüğü. Çünkü çoğu zaman dünyayla kurduğumuz ilişki, aslında içi­mizde kurduğumuz ilişkinin bir yansıması. Ken­di duygularımızı bastırdığımız, yorgunluğumuzu yok saydığımız ya da kırgınlıklarımızı görmezden geldiğimiz bir yerde, sağlıklı bir toplumsal bağ kurmak da zorlaşır. Bu yüzden insanın önce ken­dine şu soruyu sorması gerekiyor: “Ben gerçekten ne hissediyorum ve bunu ne kadar dürüstçe ken­dime söyleyebiliyorum?” Kendini duymayan biri­nin başkasını dinlemesi de pek mümkün olmuyor.

Bir diğer başlangıç noktası ise durmayı öğrenmek. Sürekli hızın, üretmenin ve görünür olmanın teş­vik edildiği bir çağdayız. Ama insan ruhu bazen yavaşlamaya, sessizliğe ve seçilmiş bir yalnızlığa ihtiyaç duyar. Kendine küçük duraklar açabilen biri, hayatını da daha berrak görmeye başlar. Bir başka önemli adım da sorumluluğu sürekli dışa­rıya bırakmamak. Hayatımızdaki pek çok şeyin tetikleyicisi başkaları olabilir ama hayatımızın yönünü belirleyen seçimler yine bize aittir. Bu farkındalık, insanı edilgen bir yerden çıkarıp daha özgür ve sorumluluk sahibi bir noktaya taşır.

Toplumla daha sağlıklı bir ilişki kurmanın yolu ise empatiyi yeniden hatırlamaktan geçiyor. Herke­sin hayatının dışarıdan göründüğünden çok daha karmaşık olduğunu kabul etmek, yargının yerine merakı koymak önemli. Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey bu. Kendimizi anlarken daha cesur, başkalarını dinlerken daha esnek olabil­mek. Çünkü iyileşme dediğimiz şey çoğu zaman büyük değişimlerden değil; küçük ama samimi karşılaşmalardan, esnekliklerden ve gerçek te­maslardan doğuyor.

featured
1 Apple’dan devrimsel adım: Taksit, kiralama ve yükseltme tek modelde buluşuyor
Apple’dan devrimsel adım: Taksit, kiralama ve yükseltme tek modelde buluşuyor
2 Dünyanın en güçlü pasaportları açıklandı: Türkiye kaçıncı sırada?
Dünyanın en güçlü pasaportları açıklandı: Türkiye kaçıncı sırada?
3 Kozmetik sektörünün süper gücü: Kore
Kozmetik sektörünün süper gücü: Kore
4 Burger King'den boomer'lara özel menü
Burger King’den boomer’lara özel menü
5 Google, yeni Gemini modellerini tanıttı: "Daha yüksek güvenlik, daha az token, daha düşük maliyet"
Google, yeni Gemini modellerini tanıttı: “Daha yüksek güvenlik, daha az token, daha düşük maliyet”
Güncel Haberler
Gençlere özel bir dünya: Türk Hava Yolları Gençlik Kulübü
Gençlere özel bir dünya: Türk Hava Yolları Gençlik Kulübü
GROHE ile banyoda lüks yeniden tanımlanıyor
GROHE ile banyoda lüks yeniden tanımlanıyor
Özgür Özel: "Yeni partinin logosunu yarışmayla belirleyebiliriz"
Özgür Özel: “Yeni partinin logosunu yarışmayla belirleyebiliriz”
Sosyal Medya
  • FACEBOOK
  • TWITTER
  • LINKEDIN
  • INSTAGRAM
  • YOUTUBE

İlgili Haberler

Cannes Lions 2026'da ikinci günün Grand Prix'leri sahiplerini buldu
Haberler
Cannes Lions 2026’da ikinci günün Grand Prix’leri sahiplerini buldu
Sena Tufan
24 Haziran 2026
Futbolcu yere yatınca koltuk fiyatları da düşüyor: IKEA’dan Dünya Kupası’na “Flat Out” hamlesi
Haberler
Futbolcu yere yatınca koltuk fiyatları da düşüyor: IKEA’dan Dünya Kupası’na “Flat Out” hamlesi
Nafizcan Önder
2 hafta önce
Siemens Türkiye’den 170 yıllık değer yaratma yolculuğu
Haberler
Siemens Türkiye’den 170 yıllık değer yaratma yolculuğu
Advertorial
3 hafta önce
Toshiba, Türkiye’de beyaz eşya pazarına giriyor
Haberler
Toshiba, Türkiye’de beyaz eşya pazarına giriyor
Sena Tufan
3 hafta önce
  • Yarışmalar
  • Temsilcilikler
  • Etkinlikler
  • Yayınlar
Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar
Temsilcilikler Temsilcilikler Temsilcilikler
Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler
Yayınlar

Esentepe Mahallesi, Kore Şehitleri Caddesi, No:7, Yegane Apartmanı, Kat: 2, Daire: 4,
Şişli/İstanbul

[email protected]
0 (212) 211 11 12

  • Haberler
  • Yazarlar
  • Söyleşiler
  • Yaratıcı İşler
  • Etkinlikler
  • Kariyer
  • Üye Girişi
  • Kayıt Ol
  • Hakkımızda
  • Künye ve İletişim
  • KVKK Açık Rıza Beyanı
  • Mesafeli Satış Sözleşmesi
  • Gizlilik, Kişisel Verilerin Korunması ve İşlenmesi Politikası

©2026 Rota Yayın Yapım Tanıtım Tic. Ltd. Şti. Bu Sitede Bulunan Yazı Ve Çizimlerin Her Hakkı Saklıdır.

Abone Ol
  • Haberler
    • Ajanslar / Konkur
    • Atamalar
    • Dijital
    • KSS
    • Haberler
    • Insights
    • Trend
    • Marketing Türkiye 101
    • Sürdürülebilirlik
    • Türkiye’nin Gündemi
  • Yaratıcı İşler
  • Dergiler
  • Etkinlikler
  • Söyleşiler
  • Kariyer
  • Yazarlar
  • Araştırma

© 2001 Rota Yayın Yapım Tanıtım Tic. Ltd. Şti. Bu Sitede Bulunan Yazı Ve Çizimlerin Her Hakkı Saklıdır.

Asquared WordPress Agency tarafından tasarlanmış ve kodlanmıştır.