Spor kulüplerinde seçim dönemleri çoğu zaman iletişim dilinin de sınandığı süreçler olarak öne çıkıyor. Özellikle Türkiye’de seçim atmosferi genellikle sert söylemler, karşılıklı eleştiriler ve yükselen tansiyonla anılırken, Fenerbahçe Spor Kulübü’nde bu kez farklı bir tablo yaşanıyor. Bu hafta sonu gerçekleşecek seçim öncesinde camiada görece sakin ve kurum odaklı bir geçiş süreci dikkat çekiyor. Görevi devretmeye hazırlanan yönetimin bu yaklaşımı, spor kulüplerinde kurumsal olgunluk ve liderlik anlayışı açısından da önemli bir örnek oluşturuyor. Tam da bu nedenle, Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Serhan Yılmaz ile seçim sürecini, yönetimin iletişim stratejisini ve Fenerbahçe’de yaşanan bu dikkat çekici geçiş dönemini konuştuk.
Türkiye’de spor kulübü seçimleri genellikle sert rekabet ve kutuplaşma üzerinden ilerlerken bu kez daha farklı bir tablo gördük. Sizce bunun temel nedeni neydi?
Bence bunun en temel nedeni, bu süreçte herkesin Fenerbahçe’nin kişilerin, görevlerin ve makamların üzerinde bir değer olduğunun farkında hareket etmesiydi.
Elbette farklı görüşler, farklı yaklaşımlar olabilir. Bu son derece doğal. Ancak konu Fenerbahçe olduğunda ortak payda her zaman kulübün menfaatleri olmalıdır.
Bu noktada Sayın Başkanımız Sadettin Saran’ın süreç boyunca ortaya koyduğu yaklaşımın önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Liderler sadece aldıkları kararlarla değil, oluşturdukları iklimle de kurumları şekillendirirler. Başkanımızın sakin, yapıcı ve birleştirici tavrı da sürecin bu şekilde ilerlemesinde belirleyici oldu.
Bu süreçte yönetim olarak benimsediğiniz iletişim stratejisi neydi?
Ben iletişimde tonun en az içerik kadar önemli olduğuna inanıyorum.
Bu nedenle süreç boyunca kişiler üzerinden değil, değerler üzerinden konuşmaya özen gösterdik. Çünkü bugün söylenen sözler unutulabilir ancak bıraktığı etki uzun yıllar hafızalarda kalır.
Başkanımızın sıkça vurguladığı bir yaklaşım vardı: Fenerbahçe’yi konuşmak, kişileri değil. Biz de iletişim dilimizi bu anlayış üzerine kurduk.
Günümüz dünyasında sertleşmek ve kutuplaştırmak oldukça kolay. Asıl zor olan ise kararlılığı korurken saygıyı kaybetmemek. Bizim önceliğimiz günü kazanmak değil, Fenerbahçe’nin yarınlarına katkı sağlayacak bir iletişim zemini oluşturmaktı.
“Bayrağı devrederken” Sadettin Saran ve yönetimin tavrını Fenerbahçelilik kimliği üzerinden okumak mümkün mü?
Kesinlikle mümkün.
Ben Fenerbahçeliliği yalnızca desteklemek ya da mücadele etmek olarak görmüyorum. Gerektiğinde sorumluluk almak kadar, gerektiğinde kulübün önünü açabilmek de bu kültürün bir parçasıdır.
Bazen hizmet etmek göreve talip olmakla, bazen de kurumsal devamlılığa katkı sağlamakla mümkün olur. Bu süreçte ortaya konan yaklaşımın temelinde de bu anlayış vardı.
Çünkü görevler değişebilir, unvanlar değişebilir, kişiler değişebilir. Ancak emanetin sahibi her zaman Fenerbahçe’dir.
Başkanımızın süreç boyunca sergilediği tavır da bana bunu hatırlattı. Kararlılıkla nezaketi, iddiayla saygıyı aynı çizgide buluşturabilen bir liderlik örneği gördük.
Fenerbahçe’nin kurumsal yapısı açısından bu seçim dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Güçlü kurumlar yalnızca başarı dönemlerinde değil, geçiş süreçlerinde de karakterlerini ortaya koyarlar.
Ben bu dönemin Fenerbahçe’nin kurumsal olgunluğunu gösteren önemli örneklerden biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü kurum kültürü en çok belirsizlik ve değişim dönemlerinde görünür hale gelir.
120 yıllık geçmişe sahip Fenerbahçe, yalnızca büyük bir spor kulübü değil; aynı zamanda güçlü bir kurum hafızasına sahip köklü bir yapıdır. Bu süreç de geleneklerinin, değerlerinin ve kurumsal reflekslerinin ne kadar sağlam olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Bu süreçte kullanılan iletişim dilinin zamanla bir geleneğe dönüşebileceğini düşünüyor musunuz?
Umarım dönüşür.
Çünkü kulüpler yalnızca kazandıkları kupalarla değil, o başarılara giderken sergiledikleri tutumlarla da geleceğe miras bırakırlar.
Ben insanların çoğu zaman ne söylendiğini değil, nasıl davranıldığını hatırladığına inanıyorum. Bu nedenle bu süreçte ortaya konan yaklaşımın özellikle genç Fenerbahçeliler için önemli bir örnek oluşturduğunu düşünüyorum.
Liderliğin yalnızca kazanmak değil, gerektiğinde birleştirmek olduğunu; gücün yalnızca ses yükseltmek değil, gerektiğinde sükûnet gösterebilmek olduğunu gördüler.
Yıllar sonra bu dönemi konuşacaksak, umarım sadece alınan kararları değil; ortaya konan saygı dilini, kurumsal olgunluğu ve Fenerbahçe sevgisini de konuşuyor oluruz.
Çünkü günün sonunda hepimiz farklı görevlerden, farklı sorumluluklardan geçsek de aynı yerde buluşuyoruz:
Aynı tribünde.
Aynı armanın etrafında.
Ve aynı Fenerbahçe’de.
“Futbol asla sadece futbol değildir”! Bazen de pazarlama dünyası için “içgörüdür”


