Sosyal medyanın kusursuzluk algısına “mükemmel olmayarak” meydan okuyan ve kendisi gibi davranarak milyonlara ulaşan Yasemin Sakallıoğlu, mizahının mutfağını Marketing Türkiye’ye anlattı. Kadınların sektördeki varoluş mücadelesini “devamlı canlı konum göndermek zorunda kalmak” sözleriyle tanımlayan başarılı komedyen, dinlemeyi üretmenin şifresi olarak gördüğünü söylüyor. Sakallıoğlu, markalarla iş birliklerinde doğallığı merkeze alırken, reklamın etkisini “klasik bir reklam gibi olmamasına” bağlıyor ve içerik üretiminde özgünlüğün giderek daha belirleyici olacağını vurguluyor.
Takipçilerinizle kurduğunuz bağın temelinde “mükemmel olmama” hali var. Günümüzün kusursuz Instagram dünyasında, bu bilinçli bir konumlanma mıydı, yoksa kendiliğinden mi gelişti?
Aslında ben kendimi yaşadım. Demek ki mükemmel değildim. Çünkü nasıl biri olduğum üzerine hiç düşünmeden videolar çektim. Ve hala da bunun üzerine düşündüğüm söylenemez. Belki bu kadar hesapsız kitapsız bir yolculuğum oluşu beni bugünkü noktaya taşımıştır.
Gösterilerinizin ve içeriklerinizin çok net bir kadın hedef kitlesi var. Kadın takipçi/izleyici beklentilerini ve mizah anlayışını analiz ederken hangi içgörülerden besleniyorsunuz?
Önce kendime bakıyorum. Ben nasıl yaşıyorum bu hayatı. Neler karşısında güçlü, neler karşısında güçsüz hissediyorum? Kendimden başlayarak hayatıma giren ne kadar kadın varsa onları dinliyorum. Dinlemek, üretmenin şifresidir.

Komedyen bir kadın olarak sektörde olmak size nasıl hissettiriyor? Kadınların yaptığı mizaha yönelik önyargıları hala hissediyor musunuz?
Elbette. Bugün bir kadın başarısını ispatlamadığı sürece hala dikkate alınmıyor. İnsanlara sayısal veriler gösterene kadar sizin hayallerinizle, hedeflerinizle ilgilenmiyorlar. Kaldı ki başarılı olduğunuz da bile bu çoğu zaman sizin altını çizmek zorunda olduğunuz bir duruma dönüşüyor. Tıpkı bir ofiste yerdeki çöpü alıp çöp kutusuna atan birinin “bunu aldım ve çöpe atıyorum” demek zorunda kalması gibi. Siz tekrar etmezseniz aştığınız yollar çabuk unutuluyor. Bu yüzden kadınlar bu hayat yolculuğunda devamlı canlı konum göndermek zorunda olan taraf oluyor.
Markaların iş birliği tekliflerine hangi kriterlere göre “evet” diyorsunuz?
Öncelikle, mesajı ne bu markanın ve ben o mesaj için ne kadar doğru kişiyim? Bu sorunun cevabı çok mühim benim için. Çünkü ben bir komedyenim ve bir marka ürününü mizah üzerinden anlatmak istemiyorsa ben ne derece fayda sağlayabilirim buna bakarım. Ve senaryo konusunda hep fikir vermek isterim. O yüzden fikirlere açık markalarla çalışmayı çok seviyorum.
Reklam içerikleriyle doğal içerikler arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Çalıştığım markalara hep şunu söylerim: Dünyanın her yeri reklam doldu. Onca içeriğin arasında bir reklamın sevilebilmesinin tek sebebi artık onun klasik bir reklam gibi olmaması olabilir. O yüzden beni özgür bırakıyorlar ve ben markaları kendi mizah stilimin içinde kullanıyorum. Hem seyirci sıkılmıyor hem de markanın vermek istediği mesajı doğal ve samimi bir şekilde alabiliyor.
Dijitalde mizah üretmek ile sahnede mizah yapmak arasındaki en belirgin farklar neler? Sizin üretimde en keyif aldığınız alan hangisi?
İzleyen üzerindeki etkisi açısında aslında ikisinde de çok hızlı tepki alabildiğin için bana ikisi de çok keyif veriyor. Ama seyircimi sahnedeyken canlı görmenin verdiği his bambaşka.
Önümüzdeki dönemde içerik üreticiliği nereye evrilecek sizce?
Artık eskisinden çok daha fazla içerik üreticisi olduğundan belli bir süre sonra farklılaşabilmek adına daha uzun süreli daha mesajı ve hikayesi olan içeriklere yönelineceğini düşünüyorum. Çünkü çok olan belli bir süre sonra sıradan da olur. Yapay zekayı kendi işinde yaratıcı bir biçimde kullananların aradan sıyrılacağını düşünüyorum.
Kariyerinizde denemek istediğiniz ama henüz fırsat bulamadığınız bir alan/karakter var mı?
Müzikal yapmayı çok istiyorum. Ve senaryosu bana ait bir dizi ya da filmin hem yönetmeni hem yapımcısı olabilmeyi hedefliyorum.

