Televizyon, dijital platformlar ve sosyal medya arasında giderek sertleşen rekabet, içerik üreticilerini de yeni bir döneme hazırlıyor. Daha 17’nin yapımcısı ve Pastel Film CEO’su Efe İrvül ile televizyonun değişen dinamiklerini, izleyici alışkanlıklarını, sosyal medyanın yapım süreçlerine etkisini ve sektörün geleceğini konuştuk. İrvül’e göre mecra ne olursa olsun başarıyı belirleyen unsurlar değişmiyor: Güçlü hikaye, doğru ekip ve izleyiciyle kurulan samimi bağ.

Pastel Film CEO’su
Televizyonun geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Televizyon değişiyor ama gücünü kaybetmiyor. Dijital platformlarla birlikte izleme alışkanlıkları dönüşüyor, ancak bu televizyonun etkisini azalttığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, izleyici artık daha seçici. Güçlü hikayeler, samimi karakterler ve duygu taşıyan yapımlar her zaman karşılığını buluyor. Türkiye’de kişi başına günlük televizyon izleme süresi hala yaklaşık 3,5 saat seviyesinde. Bu da televizyonun geniş kitlelere ulaşma gücünü koruduğunu gösteriyor. Bence gelecekte televizyon ve dijital birbirinin alternatifi değil, birbirini besleyen iki mecra olarak varlığını sürdürecek.
Televizyonda şiddet içeriklerine yönelik eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Televizyon, sanılanın aksine içerik açısından en sıkı denetlenen mecraların başında geliyor. Elbette şiddetin hikayenin doğal bir parçası olduğu yapımlar olabilir; önemli olan bunun amaca hizmet etmesi, sadece dikkat çekmek için kullanılmaması. Ancak televizyonu bu konuda tek başına günah keçisi ilan etmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü bugün çok daha az denetlenen sosyal medya ve dijital platformlarda çok daha sert ve riskli içeriklere ulaşmak mümkün. Tartışmayı sadece televizyon üzerinden yürütmek yerine, tüm mecralara aynı hassasiyetle yaklaşmak gerektiğine inanıyorum. Sonuçta izleyicide kalıcı etki yaratan şey şiddet değil; güçlü hikâyeler ve insana dokunan karakterlerdir.
Yükselen formatlardan biri olan dikey dizilere bakışınız nasıl?
Dikey diziler, değişen izleme alışkanlıklarına cevap veren yeni bir format. Özellikle hızlı tüketim kültürüne hitap ettiği için kendi kitlesini oluşturdu. Ancak bugün bu alandaki en büyük sorun, içerik kalitesinin çoğu zaman geri planda kalması. Format ne olursa olsun, izleyiciyi ekrana bağlayan şey güçlü hikaye, iyi senaryo ve inandırıcı karakterlerdir. Dikey formatın da uzun vadede kalıcı olabilmesi için nicelikten çok niteliğe odaklanması gerektiğini düşünüyorum.
Son yıllarda izleyici alışkanlıklarında en belirgin değişim sizce ne oldu?
İzleyicinin en büyük değişimi, artık çok daha fazla seçeneğe sahip olması. Eskiden televizyon tek güçlü mecraydı, bugün ise dijital platformlar, sosyal medya ve farklı içerik alternatifleri var. Buna rağmen milyonlarca kişinin hâlâ televizyonu tercih etmesi, bunun bir alışkanlık ya da zorunluluk değil, bilinçli bir tercih olduğunu gösteriyor. Televizyon hala en canlı, en ortak deneyimi yaşatan mecra. Bunun en önemli göstergelerinden biri de dijital platformların son dönemde televizyon dizilerini kataloglarına daha fazla dahil etmeye başlaması. Orijinal içerik üretimlerinin azalması da güçlü televizyon içeriklerinin değerini ve karşılığını koruduğunu gösteriyor.
Sosyal medya, senaryo ve yaratıcı karar alma süreçlerini ne ölçüde etkiliyor?
Sosyal medyanın artık izleyiciyle doğrudan iletişim kurmayı mümkün kıldığı bir gerçek. Beğenmediği bir sahneyi anında yorumlayan, fragmandaki bir detayı kendi içinde tartışan ve beklentisini açıkça dile getiren çok daha etkileşimli bir seyirci kitlesi var. Bu geri bildirimleri elbette takip ediyoruz ancak senaryo kararlarının sadece sosyal medya tepkilerine göre şekillenmesi doğru olmaz. Sosyal medya, sanılanın aksine televizyonu zayıflatmadı; tam tersine dizilerin görünürlüğünü artıran, konuşulmasını sağlayan ve daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sunan önemli bir mecra haline geldi.
Bir dizinin başarı potansiyelini ilk hangi aşamada hissedersiniz?
Bence her şey senaryoyla başlıyor. Bir metni okurken sizi ilk sayfadan itibaren içine çekiyor, karakterleri gerçek hissettiriyor ve bir sonraki sayfayı merak ettiriyorsa bunun izleyiciye de geçeceğine inanırım. Elbette sette o enerjiyi hissedersiniz ama asıl sınav ilk bölüm yayınlandığında verilir. Çünkü son sözü her zaman izleyici söyler. Yine de güçlü bir hikâye ve sağlam bir senaryo, başarının en önemli işaretidir.
Son yıllarda televizyon sektöründe sizi en çok şaşırtan değişim ne oldu?
Rekabetin boyutu. Artık televizyon sadece televizyonla değil, dijital platformlar ve sosyal medya ile de yarışıyor.
Bir yapımcı olarak sette en sık kurduğunuz cümle nedir?
“Hikayeye hizmet ediyor mu?”
Size göre bir dizinin vazgeçilmez üç unsuru nedir?
Güçlü senaryo, doğru ekip ve samimiyet.
Bir dizi için ilk bölüm mü daha belirleyicidir, final mi?
İlk bölüm kapıyı açar, final ise hafızada kalıp kalmayacağını belirler. Ama ilk adım her zaman çok kritiktir.
TV mi, dijital platformlar mı?
Ben ikisini rakip değil, birbirini tamamlayan iki farklı mecra olarak görüyorum. İyi bir hikâye hangi mecrada anlatılırsa anlatılsın izleyicisini bulur. Önemli olan yayınlandığı yer değil, hikâyenin gücü ve izleyiciyle kurduğu bağ. Her mecranın kendine özgü dinamiği var; doğru içerik doğru mecrada karşılığını mutlaka buluyor.
İzleyicilerin yapımcılık mesleğiyle ilgili en büyük yanılgısı sizce nedir?
Her kararı tek kişinin verdiğini sanmaları. Oysa iyi bir yapım ekip işidir.
Oyuncu seçiminde sizin için belirleyici kriterler neler oluyor?
Yetenek çok önemli ama karaktere uygunluk, disiplin ve ekip ruhu da en az onun kadar değerlidir.
Güçlü bir senaryo mu, güçlü bir oyuncu kadrosu mu?
İyi bir senaryo olmadan hiçbir oyuncu mucize yaratamaz. Ben her zaman hikâyeyi öne koyarım.
Televizyonun geleceğinde kısa formatların ağırlığı artacak mı?
Kısa formatların payı artacaktır ama uzun soluklu ve güçlü hikâyelerin her zaman izleyicisi olacaktır.
Bugün yapımcıların karşı karşıya olduğu en büyük zorluk nedir?
Artan maliyetler ve değişen izleyici beklentilerine aynı anda cevap verebilmek.
Dizide kendinize en yakın hissettiğiniz karakter hangisi?
Aras. Çünkü mücadele etmekten vazgeçmeyen, düştüğünde yeniden ayağa kalkmaya çalışan karakterleri her zaman kendime yakın hissederim.
Daha 17’yi hiç izlememiş birine diziyi nasıl anlatırsınız?
Hayata biraz geriden başlayan gençlerin umut, dostluk ve kendini bulma hikâyesi. Duygusu çok gerçek bir yolculuk.
Daha 17’yi üç kelimeyle özetlemeniz gerekse…
Gerçek. Umut. Cesaret.
Bugünkü aklınızla 17 yaşınızdaki kendinize ne söylemek isterdiniz?
Hayallerinden vazgeçme. Yol bazen uzayacak ama emek verdiğin hiçbir şey boşa gitmeyecek.
Sette en sık duyduğunuz cümle nedir?
“Bir kez daha alalım.”

