Sosyal medyada olduğun kadar ‘Var’sın..

O bir şair, komedyen, radyo ve televizyon programcısı, öğretim görevlisi, talk showcu ve hatta oyuncu… Kimden mi bahsediyoruz? Tabii ki Ceyhun Yılmaz’dan…  Yılmaz’la buluşmamızın sebebiyse malum… 2012’nin Dijital Yıldızları’nı seçtiğimiz geçen sayımızda sosyal medyayı en iyi kullanan ünlülerden biri seçilmesi… Hal böyle olunca soluğu Best FM’de ve Ceyhun Yılmaz’ın yanında aldık. Bizi son derece sıcak bir şekilde karşılayan Yılmaz tüm mütevazılığıyla sorularımızı yanıtladı. Bizzat 16 saat Twitter kullandığını söyleyen Yılmaz’a göre sosyal medya, bazılarının sahnede olduğu eski dünyadan, herkesin sahneye çıkabileceği dünyaya adım atmak. Yılmaz ayrıca sektörde bir ilk olan ve “reklamsız” olarak dinleyicilerle buluşacak programının detaylarını da ilk kez IP’ye anlatıyor.  
Dergimizin geçen sayısında “2012’nin Dijital Yıldızları”nı seçtik. Sosyal medyayı en iyi kullanan isimlerden biri olarak siz de çıktınız. Her ne kadar zamanla içi boşalan bir hale gelse  de bu tanımlama sizin için ne ifade ediyor?
“Sosyal medyayı en iyi kullanan” başlığı altında üç-dört üniversitenin ödül törenine katıldım. Bu ödül törenlerinin üçünde teveccüh gösterip, beni seçtiler. Öncelikle sosyal medyanın tanımını yapmamız gerekiyor. Hani aşkla ilgili konuşuluyor ya… Oysaki herkes için aşkın tanımı başkadır. Kimi bir ömürlük bir anlam yükler, kimisi bir yazlık anlam yükler. Sosyal medya bir kitle iletişim aracıdır. İnsanların kalabalık bir şekilde seyirci olduğu ve bazılarının da sahnede olduğu eski dünyadan, herkesin sahneye çıkabileceği dünyaya adım atmaktır. Sosyal medyayı bir kitle ilişim aracı olarak algılayıp, kullandığım için zannediyorum ki değerli takip edenlerim de böyle bir övgüyü bana gönderiyorlar. Bir radyo, bir televizyon, bir gazete ya da bir derginin dijital anlamda çağdaş bir versiyonudur sosyal medya. Biz sosyal medya kullanırken elbette ki bir yayıncılık ilkesi adı altında kullanıyoruz. 

Nedir bu yayın ilkeleri?

Kişilere ve kurumlara incitici sözler yazmıyoruz, argo kullanmıyoruz, kültürel dil kullanıyoruz. Bir insana doğru değil bütün insanlara doğru konuşuyoruz. 2009 yılının 8 Ekim’inden beri kullanıyorum sosyal medyayı. Hiç kimseyle karşılıklı konuşma yapmadık, arkadaşlar, çocuklarla başlayan hiçbir şey söylemedim. Sadece kalabalığa seslendim televizyondaki gibi. Nasıl olabilirdi bu? Sabah 10:00’dan önce gece 02:00’den sonra yazmamak diye bir kural koyduk mesela. Bunun sebebi şu; başlangıcı ve sonunun olması onun bir olgu olduğunun en büyük göstergesidir. Ben böyle davranmak istedik. İnsanlar bu davranışlarımı fazla bilmeseler de takdir ettiler. Atatürk gibi, Hz. Muhammed gibi, Kılıçdaroğlu veya iktidar gibi siyasi ve inanç anlamında bütün ideolojilerden uzak yayın yaptık. Bunu yapmak çok zor çünkü sizi çekiyorlar oraya. Futbol gibi günümüzde büyük bir kavga argümanı haline gelmiş bir olguyu kullanmadık. Hiç kimseye Trend Topic listesini değiştirelim, hadi yazdığım dünyanın her yerinde konuşulsun demedim. Bunlar amaç olmadı fakat sonuç oldu. Kıymetli olan da bu.
Bir sabah uyanıp “ben sosyal medyada olmalıyım” mı dediniz? Sosyal medyada var olma serüveniniz nasıl başladı? 
Yayıncılık demek gelişen teknolojiyi takip etmek demek. Bir ticarethane eğer teknolojiyi takip ediyorsa onun içinde sosyal bir şekilde iletişimde bulunan kitleyi de elbette takip etmek zorunda. Bunun bilincindeydik biz. İletişim tıpkı tıp gibi. Gelişimi durmuyor, sürekli devam ediyor. Telefondan radyo dinleyen varsa bunu ben görmek zorundaydım. Arabada televizyon izlemeyen insanlar varsa bunu da görmek zorundaydım. İnternette bu görüşlerimizden biri oldu sadece. İnternet sosyal medyaya yeni bir dünya öneriyor. Kuruyemişçiler dahil herkese önerimdir: Lütfen herkes planını yapsın. Sosyal medyada var olmak “var olmak” demek olacak çünkü. Sosyal medyada yoksan olduğun yerdeki kadarsın. Televizyon kurumları, yazarlar, radyo programcıları hatta inşaat şirketleri herkes sosyal medyada var olmak istiyor. Şimdilik firmalar “herkes sosyal medyada” diye televizyon, radyo için yaptıkları reklamları sosyal medyadan yayınlamanın teleşındalar şu anda. Bunun özellikle altını çizmek lazım. Bu benim eleştirdiğim bir konu değil sadece gördüğüm bir konu. Fakat daha da önünü görebiliyorum. Lütfen bütün firmalar bu dünya için reklam filmi yazdırıp bu dünya için reklam filmi çeksin. Bunun altında şu var. Bu dünyanın değişkenliği başka. Bu dünyanın terminolojisi, jargonu başka. Bu jargonu bilen insanlarla konuşup, onların diliyle tüketiciye daha hızlı ulaşacakları dijital medya için reklam çeksinler. Dijital medyada yayınlanmak üzere çekilen reklam dönemindeyiz şu an. Bir adım sonrasına özellikle bankalar, GSM sektörleri yavaş yavaş  eğilmeliler. Çünkü artık çok iyi biliyoruz ki televizyona bakmıyoruz. Artık elimizde ne varsa ona bakıyoruz.

Röportajın tamamını 15 Ocak tarihli IP dergisinde okuyabilirsiniz.  

 

 

 

İLGİLİ HABERLER