
Şirketlere eko-anksiyeteyi azaltmak için 5 öneri
Kurumsal esenlik çözümü Wellbees’in gerçekleştirdiği yeni araştırma, iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun olarak değil, çalışanların psikolojik esenliğini etkileyen önemli bir faktör olarak da gündeme geldiğini ortaya koydu. Farklı sektörlerden 680 çalışanın katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre, çalışanların yüzde 80,5’i farklı seviyelerde de olsa iklim ve çevre kaynaklı kaygı hissediyor. Her 4 çalışandan 1’i ise bu kaygıyı günlük yaşamını etkileyecek yoğunlukta deneyimliyor.
Küresel ısınma, biyolojik çeşitlilik kaybı, kaynak kıtlığı ve artan çevresel belirsizlikler, bireylerin gelecek algısını doğrudan etkiliyor. Bu durumun yarattığı kaygı ve çaresizlik hissi ise “eko-anksiyete” olarak tanımlanıyor. Wellbees’in araştırması, bu kavramın iş dünyasındaki karşılığını ve çalışan deneyimine etkisini ortaya koyuyor.
Kaygının en önemli tetikleyicileri mevsim değişiklikleri ve çevresel etkiler
Türkiye’de Wellbees kullanıcıları arasında gerçekleştirilen araştırmaya 35 farklı şirketten 680 çalışan katıldı. Katılımcılara iklim değişikliği ve çevresel sorunlar nedeniyle endişe duyup duymadıkları soruldu.
Araştırma sonuçlarına göre çalışanların yüzde 56,9’u mevsim değişiklikleri ve çevresel etkiler nedeniyle “bazen” endişe duyduğunu belirtti. Çalışanların yüzde 18,7’si bu kaygıyı günlük hayatını etkileyebilecek düzeyde “sık sık” hissettiğini ifade ederken, yüzde 4,9’u ise kararlarını bu kaygıyla alacak kadar yoğun bir endişe yaşadığını söyledi.
Bu veriler, toplamda çalışanların yüzde 80,5’inin iklim ve çevre kaynaklı kaygı yaşadığını gösteriyor. Kaygıyı “sık sık” veya “her an” hissettiğini belirten çalışanların oranı ise yüzde 23,6 seviyesinde. Başka bir ifadeyle yaklaşık her 4 çalışandan 1’i eko-anksiyete ile karşı karşıya.
İklim krizini hiç düşünmeyenlerin oranı yüzde 6,5
Araştırmada iklim ve çevre krizine yönelik kaygı hissetmeyen çalışanların oranı ise sınırlı kaldı. Katılımcıların yüzde 13’ü bu konunun yalnızca büyük doğa olayları yaşandığında aklına geldiğini belirtirken, iklim krizinin aklına “hiç” gelmediğini söyleyenlerin oranı yüzde 6,5 oldu.
“Eko-anksiyete, çalışan deneyimi açısından daha somut bir gündeme dönüşüyor”
Araştırma sonuçlarını değerlendiren Wellbees CEO’su Melis Abacıoğlu, iklim krizinin çalışanların kaygı haritasını değiştirdiğine dikkat çekti.
Abacıoğlu, “Dünya genelinde yaşanan çoklu belirsizlik ortamı kaygı ve stresi artırıyor. Bireyler artık gününü ve geleceğini yalnızca kariyer, gelir ya da iş güvencesi üzerinden düşünmüyor; yaşadığı şehrin havasını, su kaynaklarını, gıda güvenliğini, çocuklarının büyüyeceği dünyayı da bu hesabın içine katıyor. Bu nedenle eko-anksiyete, dönemsel bir hassasiyet ya da çevre gündemine verilen duygusal bir tepkinin ötesine geçti” dedi.
Geçtiğimiz yıl yayımlanan Esenlik Araştırması’nda eko-anksiyetenin genel esenliği azalttığı ve tükenmişlik hissini artırdığının görüldüğünü belirten Abacıoğlu, yeni araştırmanın ise konunun iş dünyası için giderek daha kalıcı bir gündeme dönüştüğünü ortaya koyduğunu ifade etti.
Eko-anksiyeteyi azaltmak için 5 öneri
Wellbees, çalışanların iklim ve çevre kaynaklı kaygılarını azaltmak için şirketlere yönelik beş başlıkta öneri sundu:
1. İklim hedefleri sade ve anlaşılır şekilde anlatılmalı
Karbon azaltımı, enerji verimliliği, atık yönetimi ve kaynak kullanımı gibi sürdürülebilirlik hedefleri çalışanlara teknik kavramlar olarak değil, günlük iş hayatına dokunan somut örneklerle aktarılmalı.
2. Büyük sürdürülebilirlik hedefleri küçük ve ölçülebilir adımlara bölünmeli
Uzun vadeli hedefler çalışanlarda “Ben bu dönüşümün neresindeyim?” sorusunu yaratabiliyor. Enerji tasarrufu, atık azaltımı, servis kullanımı ve dijital doküman tercihleri gibi günlük davranışların toplam etkisi çalışanlarla paylaşılmalı.
3. Çalışanlar sürece dahil edilmeli
Yeşil ekipler, çalışan fikir platformları, sürdürülebilirlik elçileri ve gönüllülük programları aracılığıyla çalışanların çözüm sürecinin aktif parçası olması sağlanmalı.
4. İlerleme düzenli ve şeffaf biçimde paylaşılmalı
Enerji tüketimindeki düşüş, geri dönüşüm oranları, karbon azaltımı, gönüllülük çalışmaları ve çalışan önerilerinin sonuçları düzenli olarak aktarılmalı.
5. Doğa ile temas eden esenlik uygulamaları desteklenmeli
Eko-anksiyetenin yalnızca bilgi aktarımıyla yönetilemeyeceğine dikkat çeken Wellbees, açık hava etkinlikleri, doğa yürüyüşleri, stres yönetimi çalışmaları, çevre gönüllülüğü ve psikolojik destek mekanizmalarının birlikte ele alınmasını öneriyor.
