
Makro karamsarlık karşısında seçici iyimserlik
Ipsos’un 30 ülkede gerçekleştirdiği kapsamlı “Öngörüler 2026” araştırması, küresel toplumun ve Türkiye’nin yeni yıla girerken içinde bulunduğu duygu iklimini çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Bulgular; makro ölçekte artan karamsarlığın, bireysel yaşam alanlarında daha kontrollü ve seçici bir iyimserlikle dengelendiğini gösteriyor.
Makro karamsarlık yükseliyor
Araştırma sonuçlarına göre, geride bıraktığımız yılı ülkeleri açısından olumsuz değerlendirenlerin oranı Türkiye’de yüzde 66 seviyesine ulaşıyor. Küresel belirsizlikler, ekonomik baskılar ve toplumsal kırılganlıklar; bireylerin ülke geneline dair algılarında karamsar bir tabloyu besliyor. Kontrol edilemeyen bu makro dinamikler, toplumsal ruh halinin temel belirleyicileri arasında yer alıyor.
Seçici iyimserlik bireysel alanda devrede
Makro karamsarlığın karşısına ise bireylerin kendi yaşam alanlarında geliştirdiği “seçici iyimserlik” çıkıyor. Katılımcıların büyük bir çoğunluğu yılı ülkeleri açısından olumsuz değerlendirirken, kişisel hayat ve aile odağında algı daha dengeli seyrediyor. Nitekim 2025 yılının kendisi ve ailesi için kötü geçtiğini belirtenlerin oranı yüzde 50 ile sınırlı kalıyor. Bu durum, bireylerin kontrol edebildikleri alanlara daha sıkı tutunduğunu ortaya koyuyor.
“İhtiyatlı bir umut”

Araştırma, 2026 yılına girerken belirsizliklerin gölgesinde şekillenen ancak temel ihtiyaçlar ve aile ekseninde dengelenen ihtiyatlı bir umut arayışına işaret ediyor. Toplum, genel gidişata dair temkinli yaklaşımını korurken; bireysel denge alanlarında iyimserliği tamamen terk etmiyor.
Türkiye’de iyimserlikte sınırlı ama anlamlı artış

Türkiye özelinde yeni yıla dair beklentiler, son üç yıldır benzer bir heyecan düzeyini korusa da 2026 için daha umutlu bir kırılma dikkat çekiyor. Ipsos’un Gündeme Dair araştırmasına göre, yeni yıl coşkusunda oranlar değişmese de hayatlarının daha iyiye gideceğine inananların oranındaki 9 puanlık artış, toplumsal iyimserliğin güçlendiğine işaret ediyor. Bu veri, ekonomik ve sosyal belirsizliklere rağmen bireylerin geleceği daha pozitif bir zeminde yeniden kurgulama çabasını yansıtıyor.
Ekonomi, iyimserliğin önündeki en büyük bariyer
Ancak umut ile ihtiyat yan yana ilerlerken, ekonomik yetersizlikler iyimserliğin sınırlarını net biçimde çiziyor. Hem kişisel yaşam standartlarının hem de ülke ekonomisinin daha iyiye gideceğine inananların oranının yaklaşık yüzde 25 seviyesinde kalması, toplumun büyük bir kesiminin geleceğe temkinli ve gerçekçi yaklaştığını gösteriyor.
Değişmeyen ortak dilek: Sağlık

Ekonomik ve sosyal belirsizlikler ne yönde ilerlerse ilerlesin, sağlık bu yıl da toplumun en güçlü ortak beklentisi olmayı sürdürüyor. Sağlığın, tüm diğer beklentilerin önünde yer alması; bireylerin güven arayışının merkezinde hâlâ en temel insani ihtiyacın bulunduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Uzun vadede umut ve kaygı baş başa
Uzun vadeli geleceğe bakıldığında ise toplumlar adeta ikiye bölünmüş durumda. Küresel ortalamada her iki kişiden biri, 2026 ile birlikte ülkelerindeki genel ruh halinin uzun vadede daha iyimser bir yöne evrileceğine inanıyor. Bu tablo, umut ve kaygının aynı anda var olduğu; geleceğe dair ortak bir duyguda henüz buluşulamayan bir geçiş dönemine işaret ediyor.
Umut var ama seçici

Ipsos Türkiye CEO’su
Ipsos’un otuz ülkede gerçekleştirdiği Öngörüler 2026 araştırmasına göre, 2025 yılı sonunda katılımcıların üçte ikisi (yüzde 66), geride kalan yılı ülkeleri açısından olumsuz bir dönem olarak değerlendiriyor. Ülkenin genel gidişatına bakıldığında daha karamsar bir tablo öne çıkarken, değerlendirme kişisel hayata ve aileye odaklandığında algı daha dengeli bir seyir izliyor.
Her iki kişiden biri 2025’in kendisi ve ailesi için kötü bir yıl olduğunu belirtiyor. Bu tablo, belirsizliklerin gölgesinde şekillenen bir “seçici iyimserliğe” işaret ediyor. Bireyler ülke geneline dair değerlendirmelerinde daha mesafeli ve eleştirel bir tutum sergilerken, kendi yaşam alanlarında dengeyi koruma ve kontrol edebildikleri alanlara tutunma eğilimi gösteriyor.
Yeni bir yıla girerken, takvim değişse de geleceğe dair beklentiler yeniden şekilleniyor. Araştırmaya katılanların yaklaşık dörtte üçü (yüzde 71), 2026’nın 2025’ten daha iyi bir yıl olacağına inanıyor. Türkiye’de ise bu iyimserlik daha ölçülü bir biçimde ifade ediliyor ve her on kişiden altısı bu görüşü paylaşıyor.
Gündeme Dair araştırmamıza göre Türkiye’de yeni yıla girerken heyecan duyanların oranı son üç yıldır değişmiyor. Buna karşın 2026 yılında hayatlarının daha iyiye gideceğini düşünenlerin oranı geçen yıla kıyasla 9 puan arttı. Ancak gerek kendi yaşam standartları gerekse ülke ekonomisi açısından daha iyi bir tablo bekleyenlerin oranı toplumun yaklaşık dörtte biriyle sınırlı.
Tüm bu değerlendirmeler içinde değişmeyen bir öncelik dikkat çekiyor: Sağlık. Sağlığın değişmeyen öncelik olarak öne çıkması ise, hem bireysel hem toplumsal düzeyde güven arayışının merkezinde hâlâ temel ihtiyaçların yer aldığını gösteriyor.
Uzun vadeli geleceğe dair olumlu beklenti taşıyanlarla olumsuz beklenti içinde olanların oranı birbirine yakın. Global ortalamada her iki kişiden biri, 2026 yılında ülkesinde insanların uzun vadeli geleceğe dair daha iyimser hissetmeye başlayacağına inanıyor. Umut, ihtiyatla birlikte elbette ki varlığını her zaman koruyor.
