
İnsan odaklı “taahhütname”

İş dünyasında sıklıkla rastlanan bir söylem vardır: “En büyük varlığımız insan kaynağımızdır.” Ne yazık ki, bu cümle genellikle söyleyenler tarafından kolaylıkla unutulan süslü bir slogandan öteye geçemez…
Borusan Grubu’nun yayınladığı “İnsan Hakları Politikası” taahhüdü bizde, insana samimiyetle kıymet veren ve bunu ekosistemin tamamına yaymayı hedefleyen vizyoner bir duruş izlenimini bıraktı.
Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş yaklaşımlarını şöyle özetlemiş: “Her bireyin onuruna yakışır, güvenli, kapsayıcı ve adil koşullarda yaşama ve çalışma hakkına sahip olduğuna inanıyoruz. Günümüz dünyasında insan hakları sorumluluğu kendi operasyonlarımızla sınırlı değil. Teknolojiden iklim krizine kadar pek çok yeni gelişme tedarikçilerimizi, iş ortaklarımızı ve tüm değer zincirimizi kapsayan daha geniş bir yaklaşım gerektiriyor”.
Borusan’ın yayınladığı bu taahhütnamede günümüzün ve geleceğin risk alanlarına doğrudan temas edilmiş:
Fırsat eşitliği ve kapsayıcılık: İşe alım, terfi ve ücretlendirmede sadece liyakat ve performans esas alınmalı. Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık (ÇEK) yaklaşımıyla tüm farklılıklar bir değer olarak korunmalı.
Yapay zeka ve algoritmik ayrımcılık: Teknolojik dönüşüm süreçlerinde algoritmik ayrımcılık riskleri, veri minimizasyonu, insan denetimi ve veri gizliliği gibi yeni nesil haklar güvence altına alınmalı.
İklim ve adil geçiş: İklim değişikliği ve enerji dönüşümünün çalışanlar ve yerel topluluklar üzerindeki etkileri adil geçiş ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmeli.
Adil ücret ve çalışma saatleri: “Eşit İşe Eşit Ücret” prensibi gözetilerek adil ücretlendirme, yasal çalışma saatlerine uyum ve esnek çalışma modelleri desteklenmeli.
Sıfır tolerans ilkeleri: Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, insan ticareti, taciz, şiddet ve mobbinge karşı tavizsiz bir duruş sergilenmeli.
Turuncu Etik: Bir de, “Turuncu Etik” adını verdikleri bağımsız ve anonim başvuru kanalları oluşturulmuş. Bir politikanın işlemesinin, ancak çalışanların ve paydaşların seslerini misilleme korkusu olmadan duyurabilmesiyle mümkün olduğunun altı çizilmiş. Borusan, “İnsan Hakları Durum Tespiti” süreçleriyle riskleri önceden analiz edip önleyici adımlar atacağını beyan ederek bu sistemi yaşayan bir mekanizmaya dönüştürmeyi hedeflemiş.
Taahhüt, Borusan’ın “Önce İnsan, Öncü ve Güvenilir Borusan” vizyonu doğrultusunda hazırlanmış. İş dünyasında sürdürülebilirlik ve itibar yönetimi açısından kıymetli bir örnek olabilir. Geleceğin çalışma ekosisteminin, insana sadece bir “kaynak” değil, korunması ve güçlendirilmesi gereken bir “kıymet” olarak bakan kurumlar tarafından inşa edileceği gerçeğinin altı bu söylemle bir kez daha çizilmiş. İzlemekte yarar var…

Çalışan esenliği
İngiltere merkezli denetim ve danışmanlık firması Deloitte tarafından 2022 yılında “Türkiye’nin en hızlı büyüyen teknoloji şirketi” olarak seçtiği Meditopia, Türkiye genelinde, 275 şirket ve 19 binden fazla çalışanın katılımıyla hazırladığı “2026 Yılı İlk Yarı Çalışan Wellbeing (Esenlik) Raporu”nu açıklamış. Rapor içe su serpen bir sonuç ortaya koyuyor: Çalışanların genel esenlik skoru 54’ten 60’a yükselmiş. Stres indeksi 66,2’den 63,3’e, kaygı ise 63,4’ten 60,1’e gerilemiş.
Gallup’un 2026 küresel iş yeri araştırması da bu eğilimi teyit ediyormuş. Çalışanlar, kendilerini ilk kez iş yerinde üç yılın ardından iyi hissetmeye başlamışlar. Gallup araştırmasında; hayatından memnun olanların oranı 1 puan artmış, yüzde 34’e yükselmiş. Pandemi döneminde yüzde 44 olan günlük stres oranı da yüzde 40’a inmiş.
Ayrıntılara inildiğinde, üzerinde dikkatle durulması gereken çok fazla detaya rastlamak mümkün.
Çalışanlar yorgun
Yorgunluk, yüzde 36,8’lik oranla altı ay boyunca çalışanların en sık hissettiği duygu olarak açık ara zirvedeymiş. Onu yüzde 30,2 ile stresli, yüzde 26 ile depresif ve yine yüzde 26 ile endişeli hissetme izliyormuş.
Meditopia Kurucu Ortağı ve CEO’su Fatih Mustafa Çelebi’nin altını çizdiği ciddi bir uyarı var: “Esenlikteki bu toparlanma henüz oldukça kırılgan.”
Fiziksel sağlık göstergeleri alarm veriyormuş. Uyku kalitesi indeksi 49, hareket indeksi 37,5 gibi kritik seviyelerde imiş. Kişi başı ortalama adım sayısı 6.247’de kalırken, çalışanların yüzde 51’i hiç egzersiz yapmıyormuş. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği hareket seviyesine ulaşabilenlerin oranı ise yalnızca yüzde 10 imiş.
Veriler net: Çalışanların yüzde 65’i için en büyük stres kaynağı iş hayatıymış. İş hayatını çekilmez kılan başlıklar ise “iş yükü, performans kaygısı, motivasyon düşüklüğü, mobbing ve kariyer belirsizliği” olarak sıralanmış. Ayrıca, çalışanların yüzde 42’si yapay zekanın işlerinde yaratacağı dönüşümden kaygılıymış.
İş yeri bir sığınak
Raporda çok sevindirici bir sonuç var: Çalışanlar iş yerini, sığınak olarak görüyormuş. Çalışanların yüzde 61,5’i, en ağır baskı altında bile ayakta kalmalarını sağlayan temel gücün “iş yerindeki destekleyici ilişkiler” olduğunu söylemişler. Burada şu temel soru sorulabilir: İnsan bir “maliyet/ üretim girdisi” mi, yoksa kurumun en büyük “kıymeti” mi?
Eğer insan yıllardır savunduğumuz gibi, “kıymet” olarak görülse; adalet algısı buna göre inşa edilse, takdir mekanizmaları bu doğrultuda çalıştırılsa, psikolojik güvenlik tesis edilse ve en önemlisi iş yükü adil biçimde dengelense bütün bu rakamlar çok daha pozitif olmaz mı?
