“Bilinçli kapitalizm” ama nasıl?

Artık günümüzde iyilik yapmak ve para kazanmak birbiriyle çelişen kavramlar olmaktan çıktı. Kar amacı güden kuruluşların yanı sıra sivil toplum kuruluşları da üç başlığa odaklanmış durumda; insanlar, gezegen ve gelir. Öyle ki, iyilik yapmaya (veya bizim kullanacağımız adıyla bilinçli kapitalizme) odaklanmış kurumların ROI’ları rakiplerininkileri geride bırakıyor.  

Peki bunu nasıl başarıyorlar? Sosyal bilinç ön planda olsun olmasın, her organizasyonun çarklarını ürettiği veri döndürüyor. Pazarlamadan insan kaynaklarına ve finansa kadar verinin önemi göz ardı edilemeyecek boyutta. Hal böyle olunca organizasyonlar topladıkları bu verileri iyilik için kullanabileceklerini fark etmeye başladı.

Öyleyse geleneksel kapitalizmden “bilinçli kapitalizme” geçişi nasıl gerçekleştirebiliriz? Bu geçişi iki yola aırabiliriz;; gelir sağlamaya çalışan ancak kar amacı gütmeyen bir kurum olmak veya geliri öncelikli tutan ama sosyal bilincini de ortaya koymaya çalışan bir kurum olmak.

 

Hem iyileş, hem iyileştir.

Birinci yolda öznemiz sosyal ve çevresel sorunları çözmeye odaklanmış bir şirket. Ancak bu kurumun artık hedefini birkaç adım ileri taşımak için veriye dönmesi ve işin içine finansal kaynakları katması gerekiyor.

Kar amacı gütmeyen çevreci bir kuruluş olan Conservation International, verinin yaratabileceği anlamlı etkinin birincil örneklerinden. NASA uydularının herkese açık gözlem verilerini kullanan organizasyon, yangın ve ormansızlaştırma gibi ekosisteme yıkıcı etkileri olan doğa olaylarını takip eden Firecast adlı bir aplikasyon geliştirdi.

Gelişmekte olan ülkelerdeki hükümet ve belediyeler bu zaman duyarlı bilgiyi yangın sezonlarının ciddiyetini sezon başlamadan aylar önce öngörebilmek adına kullanıyor. Bu veri doğrultusunda itfaiye hizmetlerini doğru noktalarda konumlandırıp doğa kurallarına uymayan kişi ve arsa sahiplerine yaptırımlar uygulayabiliyor. Firecast’in oluşturduğu farkındalıkla Conversation International çok daha kolay bir şekilde yatırımlar almaya başladı ve kuruma olan inanç arttı. Conversation International’ın ortakları da yaptıkları yatırımın sonuçlarını misliyle görmeye başladı.

Bu tür bir stratejiyi hayata geçiren kurumlar arasında World Resources Institute ve ortakları da bulunuyor. World Resources Institute’un yarattığı “Global Forest Watch” programı global kapsamdaki ormansızlaştırma çabalarını bertaraf etmek için uydu görüntülerini, tanık görüşlerini ve toplu verileri bir araya getiriyor.

World Resources Institute zaman içinde aynı anda hem bu aplikasyonu ticari amaçlarla kullanıp hem de sürdürülebilir bir çevresel etki yaratamayacağını fark etti. Bunun üzerine bu aplikasyonu çevresel farkındalıkları yüksek olan kurumlara, tedarik zincirlerindeki herhangi bir adımın doğaya zarar vermediğinden emin olmaları için satmaya başladı. Bu model World Resources Institute’a programlarının kapsamını genişletmesi için maddi ve manevi potansiyel oluşturdu.

 

İyilik için veri

İkinci yolda ise öznemizde kar amacı güden ve sosyal bilincini arttırmak isteyen kurumlar bulunuyor. Her ne kadar bu yola baş koyan kurumların sayısı giderek artsa da bir o kadar kurum da direncini koruyor. Bu direncin nedeniyse sosyal farkındalığı ön planda tutan stratejilere yönelmenin maliyetinin çok fazla olduğu korkusu.

Ancak çoğu zaman değişimi başlatmak ve sürdürmek için ihtiyaç duyduğunuz kaynaklar yaratmanız gerekmeyen, dilerseniz ulaşabileceğiniz kaynaklar oluyor. Örneğin, kurumunuzda henüz işlemediğiniz “karanlık veriyi” düşünün. Birçok kurum için atılması gereken adım, var olan bu veriyle sosyal bilincin ön planda olduğu bir strateji bulmaktan ibaret.

Senet Inc. bu yaklaşıma iyi bir örnek. Önceden EnerTrac olarak bilinen Senet propan ve yağ tanklarını takip ve kontrol etmek üzere kuruldu. Kurumun hedefi yakıt ve propan lojistiği şirketlerinin daha efektif olmasını ve kargo araçlarının harcadığı yakıtın azaltılmasını sağlamaktı.

Senet, sunduğu çözümlerin hem maliyet tasarrufu hem de çevresel katkıları açısından etkinliğini kanıtlamak istedi ve kendi karanlık verisine döndü. Kurum kısa bir süre içinde bu verinin kurumlara su ölçümleme, akıllı inşa, akıllı park ve akıllı tarım konseptleriyle birlikte kaynaklarını korumaları için yol gösterebileceğini fark etti. Plan o kadar başarılı oldu ki Senet’in bir sonraki hızlı adımı kendisini Nesnelerin İnterneti ve Makine Öğrenimi çözümleri sunan bir aplikasyon şirketi olarak yeniden  konumlandırmak oldu.

Senet’in ağlarında dokunulmadan oturan veri serveti daha çok müşteriye yardımcı olabilecekleri, çevresel ayak izlerini küçültebilecekleri ve yeni gelir kaynaklarının kilidini açabilecekleri anlamına geliyordu.

 

Kamuya açık da, kurumiçi de olsa veri veridir.

Kurumunuzun çatısının altında işinize yarayacak bir veri setine sahip değilseniz dahi sosyal veya çevresel bir sorunu çözmek için kamuya açık verilere odaklanabilirsiniz.

Nestle, Hindistan’da yaşayan kadınların yüzde 57’sinin ve 3 yaş altı çocukların yüzde 70’inin anemiden muzdarip olduğunu, National Institute of Child Health and Human Development’ın (Ulusal Çocuk Sağlığı ve İnsan Gelişimi Enstitüsü) topluma açık verilerinden öğrendi. Nestle’nin bu soruna çözümü ise demir, iodin ve A vitamini ağırlıklı olmasının yanı sıra hesaplılığıyla erişilebilir olan baharat paketleri yaratmak oldu.

Kurum yıllar boyunca bu ürünü yaygınlaştırmak için AR-GE çalışmaları ve fabrika güncellemeleri gerçekleştirdi. Yatırımları bazen savurgan olarak nitelense de 3 yıl içinde bu paketlerden 138 milyon satan Nestle, Hindistan’ın en ücra köşelerine kadar ulaşmayı başardı. Bu başta belirttiğimiz insan, gezegen ve gelir başlıklarının hayata geçirilişinin en net örneklerinden biri. Nestle hem iyilik yarattı, hem kadın ve çocuklara temel gıda tedarik etti, hem de yeni bir gelir kaynağı inşa etti.

Veri dijital çağın hammaddesi!

Her kurumun gerek herkese açık, gerek kurumiçi verilere erişimi bulunuyor. Yapılması gerekense üzerine çok düşülmemiş bu kaynağı dijital çağın hammaddesi olarak değerlendirmek. Veri; gelir yolları geliştirmek, iyi bir amaca hizmet etmek ya da ideal bir senaryoda her ikisi için de kullanılabilir. Bu da herkes kazanıyor demektir.

Tüm kurumlar aksiyonlarının hem dünyaya, hem de kendi varlıklarının sürdürülebilirliğine hizmet ettiği stratejiler geliştirmeli. Bilinçli kapitalizmin özü işte tam da bu.

Kaynak: Entrepreneur.com

İLGİLİ HABERLER