
Mana yönetimi…
İletişim; uygulama odaklı, ekonominin, pazarın, insanlığın ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda ortaya çıkan tüm gelişmelere cevap vermek üzere sürekli gelişen ve yenilenen bir bilim alanıdır…
İletişim eğitiminin fakülte düzeyinde örgütlenmesi bile son derece yeni. Örneğin “İletişim Mühendisliği”, yani ölçümlemenin devreye girmesi ve gelişmesi hayli yeni bir unsur. Peter Drucker”ın “Ölçmüyorsan Yönetemezsin” ya da Iain Vallance”ın “Ölçmüyorsan Yapma” gibi radikal tespitleri, mühendisliğin iletişimde son yıllarda giderek hayatiyet kazanmasını sağlamıştır. Günümüzde tek tük yerde kalmış olsa da bir zamanlar çok yaygın olan haberlerin sütun/ santim büyüklüğünün reklam eşdeğeriyle çarpılarak bulunan parasal karşılıklarıyla ölçümlenmesi tarihe karışmak üzere.
Artık haberler, “Barcelona Kriterleri” diye adlandırılan uluslararası ölçütlerle bizde de “İletişim Değeri” olarak ölçümlenmekte, bu ölçümleme sonucu rekabetle karşılaştırılarak hangi yönde ve hangi nicelikte iletişim adımlarının atılması gerektiği belirlenmekte ve stratejik kararlara varılmaktadır.
İnsan Kaynakları kavramı yerini “İnsan Kıymetleri” ne terk etmekte, kaynaktan kıymete geçiş iç iletişim dilini ve uygulamalarını tamamen değiştirmektedir. Çalışanlarda eskiden “memnuniyet, sadakat, tavsiye” ölçümlemeleri yapılırken şimdilerde değişim kararlarıyla uyum ve destek ilişkisi kurabilmeye tekabül eden “adanmışlık (commitment) endeksi” ana belirleyici olarak kabul edilmekte.
Şirketlerin geçmişte “Varoluş Nedenleri”nin başında karlılık geliyordu. Oysa Simon Sinek’in gündeme getirdiği “Reason of Existence” (Varoluş Nedeni) çalışması ve Dr. Stephen King ile Chris Macrae’nin ortaya attıkları “ACID Testi” ile “var olmakla varlık olmak” arasındaki çizgi çok daha belirginleşti. (ACID: Actual Communicated, Ideal, Desired Identity) Görebildiğimiz kadarıyla iletişim dünyasındaki son fırtına, “Mana Yönetimi” kavramı etrafında koparılıyor.
Mana canlı bir süreçtir
Modern iletişim biliminde ve “Anlamın Koordineli Yönetimi Kuramı”nda (Coordinated Management of Meaning – CMM) iletişim, “İnsanların dünyayı ve birbirlerini anlamlandırmak için birlikte kurdukları bir inşa süreci” şeklinde tanımlanmakta ve inşaatın harcı olarak da “mana” işaret edilmekte.
W. Barnett Pearce ve Vernon Cronen tarafından temelleri atılan bu kuramın Türkiye’deki savunucularından biri de Doç. Dr. Ayşen Temel Eğinli’dir.
Bizim kulağımıza daha anlamlı gelen deyişle “Mana Yönetimi”, ne söylendiğinin ötesinde; söylenenin karşı tarafın zihnindeki kültürel kodlarla, inançlarla ve binlerce yıllık toplumsal hafızayla nasıl örtüştüğü şeklinde izah edilebilir. Konuşma dilinde; sadece mesajın iletilmediği, birlikte bir dünya kurulduğu gerçeğinden yola çıkılır. Ayşen Temel Eğinli mananın, durağan bir nesne olmadığını, sürekli yeniden üretilen canlı bir süreç olduğunu belirtiyor. Hocamıza göre, bu sürecin koordine edilememesi yani mananın yönetilememesi birlikte oluşturulacak dünyanın daha inşa halindeyken yıkılması anlamını taşıyor.
Yunus Emre’den Mevlana’ya…

Aynı mesaj kişiler için farklı manalara gelebilir. Yanlış anlaşılmaların da çoğunlukla mananın farklı yorumlanmasından kaynaklandığı söylenebilir. Bu noktada, söylenenin, hangi bağlamda ve nasıl söylendiğine büyük önem atfedilmekte. Zira, mana tüm bu süreçler sonunda ortaya çıkmakta.
Batı dünyasının “Coordinated Management of Meaning” diyerek 1970’lerde ortaya attığı bu kavramı, bizim düşünce dünyamızın kadim önderleri asırlar öncesinden mühürlemişler oysa…
Yunus Emre diyor ki,
“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı bal ile yağ ede bir söz.”
Yunus Emre, bu dizelerle sözün insan ilişkilerindeki belirleyici gücüne dikkat çekerek, doğru kelimelerin çatışmaları barışa dönüştürebileceğini, yanlış kelimelerin ise felakete yol açabileceğini ifade etmiş. Kelimelerin zehirli durumları bile iyileştirme potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan bu öğreti, dilin bir silah değil, yapıcı bir araç olarak kullanılması gerektiğini ne de güzel anlatıyor.
Yunus’un burada işaret ettiği, kelimenin fiziksel varlığı değil, taşıdığı mananın gücüdür.
Masaya yumruğunu vurmak!
Mevlana Celaleddin-i Rumi ise manayı öz, sureti yani algıyı ise sadece bir kap olarak görmüş… “Mana odur ki seni senden alıp Hakk’a ulaştırır; suret ise sadece bir hayalden ibarettir.”
Mevlana’nın penceresinden bakıldığında mana yönetimi “öz” inşasıdır. Özü doğru kurulan bir yapının, dışarıdan görünen sureti yani algısı zaten kendiliğinden hizalanacaktır. Algı yönetimini, zihinde bir görüntü oluşturma çabası olarak tanımlamak mümkün. Ancak o görüntünün arkasında bir mana derinliği yoksa, yapılan işin sadece bir illüzyondan ibaret kalacağı da aşikardır.
Algı yüzeydeki köpük, mana ise okyanusun derinliği olarak tanımlanırsa okyanusun derinliğinde bir akıntı yaratılamayacağı gibi, yüzeydeki köpüklerin de istenilen yöne sürüklenemeyeceği anlaşılacaktır.
CMM Kuramı’nda belirtildiği üzere; iletişimde ortak bir mana zemini bulunamazsa, hedef kitleyle aynı dil konuşulsa bile farklı dünyalarda kalınabilmektedir.
Bir toplantıda masaya yumruğunu vurmak; kararlılık mı yoksa nezaketsizlik midir? İşte mana yönetimi, bu algıyı önceden koordine etme sanatı olarak tanımlanabilir.
Ali Saydam yazdı: İnsan “kıymet”leri

