
Radyonun dijital evrimi: Ekranlar kapansa da geriye ses kalır
Marketing Türkiye ve Deloitte iş birliğiyle düzenlenen The TECH Summit’te konuşan Karnaval Medya Grubu CEO’su Burak Can, radyonun ölmediğini, sadece cihazların şekil değiştirdiğini vurgulayarak dijital sesin gücünü anlattı. Sesi “duygusal bir katman” eklediğini belirten Can; yapay zeka ile dinleyicilere aynı program içinde profillerine özel mesajlar sunduklarını ve bu yeni dönemde ses kimliğinin markalar için zorunlu bir boyut haline geldiğini ifade etti.

Marketing Türkiye ve Deloitte iş birliğiyle düzenlenen The TECH Summit’te teknoloji, pazarlama ve iş dünyasının dönüşüm gündemi sahneye taşındı. 58 oturumda 84 konuşmacıyı sahnesine taşıyan The TECH Summit’in ikinci gününde AI Powered Commerce sahnesinde “Voice to Business: Dijital Ses Stratejileriyle Satın Alma Davranışını Etkilemek” oturumunda Karnaval Medya Grubu CEO’su Burak Can konuşmacı olarak yer aldı.
Burak Can konuşmasına, hazırladığı metnin dışına çıkacağını söyleyerek ve kendini “evinde” hissettiğini anlatarak başladı. Kariyerinin başındaki küçük radyo stüdyosu günlerine döndü: 20 yaşında, evde sözü pek geçmeyen bir gençken dört duvar arasından binlerce insana seslenebilmenin gücünü keşfettiğini anlattı. Bugün Karnaval’da yaptıkları işi de bu çizginin devamı olarak tanımladı: Sesin ve sözün, dijital teknolojilerle daha çok insanın hayatında anlamlı etki yaratacak şekilde geleceğe taşındığını söyledi.
“Ses ölmedikçe radyo da ölmez”
Radyo “öldü mü?” sorusuna cevabı netti: Ses ölmediği için radyo da ölmedi. Ölen sadece eski radyo cihazlarıydı. Duygu temelli, insandan insana sesli iletişim hala çok güçlüydü ve insanların ulaşmak istediği yer tam olarak burasıydı. Karnaval, 2012’de geleneksel radyodan dijital ses dünyasına geçerken “cihazlar değişecek, ses aynı kalacak” fikriyle yola çıktı. Bugün kendisini Türkiye’nin ilk ve en büyük dijital ses platformu, bir “ses platformu” ve “sosyal ses topluluğu” olarak konumladı.
Sesin en büyük gücünün, hayatın içine “katman” ekleyebilmesi olduğunu anlattı. İnsanlar uyurken, çocuklarını uyuturken, spor yaparken, trafikte beklerken, çalışırken, evde iş yaparken arkada hep ses vardı. Yani ses, başka bir iş yapılırken anı daha katma değerli ve duygusal hale getiriyordu. Burak Can, dinleyiciyi asla “müşteri” olarak görmediklerini, onları hayat ortağı gibi konumladıklarını vurguladı. Radyonun yıllardır kurduğu gönül bağı ve sadakat, dijitalleşme sürecinde en büyük avantajları oldu: İnsanlar platforma gönüllü geldi ve uzun süre kaldı.
Karnaval’ın vizyonunun, “herkesin kendi karnavalı” hissini yaratmak olduğunu söyledi. Bir yandan büyük bir topluluğun parçası olduğunu hissettirirken, bir yandan da kişiye özel konuşuluyormuş gibi bir deneyim sunmayı amaçladıklarını belirtti. Bu noktada yapay zeka devreye girdi. Dinleyiciler segmentlere ayrıldı, aynı programı dinleseler bile farklı profiller kendi hikayesine uygun mesajları duyabildi. Üretim maliyeti görece düşük olan ses içerikleri, yapay zeka sayesinde aynı anda yüzlerce farklı senaryoya göre uyarlanabildi.
Podcast, bu dönüşümün önemli bir ayağı oldu. Podcast’ler, “istediğim zaman – istediğim yerde – istediğim içerik” özgürlüğü sağladı; televizyon izlemeyen, reklamlardan kaçmak için ücretli platformlara yönelen, zor ulaşılan bir kitleye kapı açtı. Araştırmalar, podcast dinleyicisinin önemli bir kısmının artık geleneksel TV izleyicisi olmadığını gösterdi. Bu kitle gündelik hayatını daha anlamlı kılmak için başka şeyler yaparken (yolda, spor yaparken, ev işinde) içerik tüketti.
Reklamdan hikayeye
Burak Can, reklamcılık açısından da sesin önemine dikkat çekti. Podcast reklamcılığının son 10 yılda 5 kat büyüdüğünü, sesin görsel hafızayı tamamlayarak markanın hikayesini sindirilir hale getirdiğini söyledi. İnsanların duyduklarına, gördüklerinden daha fazla inandığını; sesli anlatının ikna gücünün yüksek olduğunu vurguladı. Karnaval’ın yaklaşımının “reklam yapmak”tan çok hikaye anlatmak ve markayı o hikayenin doğal bir parçası haline getirmek olduğunu belirtti.
Konuşmanın son bölümünde Karnaval’ın medya grubundan teknoloji şirketine evrilişine değindi. Geliştirdikleri yeni altyapıyla, e-ticaret ve farklı dijital platformlara sesli reklam entegrasyonu sunabildiklerini, bunun dünyada bir ilk olduğunu anlattı. Platformun veritabanına dokunmadan, sadece teknik entegrasyonla, kullanıcının sepetindeki ürünü hatırlatan, içerideki davranışa göre anlık sesli mesajlar ve deneyimler yaratılabildiğini aktardı. Bunun perakende medya için yeni bir gelir kanalı ve kullanıcı için akışın içine gömülü bambaşka bir deneyim anlamına geldiğini söyledi.
Toparlarken şunu ifade etti: Dijitalleşme büyüdükçe, ekranlar çeşitlendikçe aslında sonunda yine insana ve duyguya döndük. İnsanlar büyük bir topluluğun parçası olmak istiyordu ama aynı anda kendini özel hissetmek de istiyordu. Ses bunu sağladı. Ekran kapanınca geriye ses kaldı; ses olmadığı zaman ne hissettiğimizi hepimizin bildiğini söyledi. “Umarım sesimiz hiçbir zaman susmaz” diyerek konuşmasını bitirdi.
Stratejik çıkarımlar:
- Ses, “background” değil “duygu mimarı” oldu: Radyo/dijital ses, günlük rutinleri dönüştüren duygusal katman olarak konumlandı. Bu, KOBİ’den kurumsala tüm markalar için an yönetimi ve duygu mühendisliği fırsatı sundu.
- Topluluk + kişiselleştirme kombinasyonu kritik hale geldi: Hem büyük bir community’de olma hissi hem de kişiye özel konuşulma duygusu aynı anda tasarlandı.
- Podcast ve dijital ses, “TV’nin kaybettiği kitleye” erişim kapısı haline geldi: Reklamdan kaçan, ücretli platform kullanan, klasik medyadan uzak kitleye düşük yaratım maliyeti ve yüksek ikna gücüyle ses üzerinden ulaşmak mümkün oldu.
- AI ile dinamik, mikro-segment reklamlar hayata geçti: Aynı içerikte farklı profillere farklı sesli mesajlar sunma yaklaşımı, kişiselleştirme kapasitesini artırdı.
- Sesli reklam altyapısı, e-ticaret için yeni bir “retail media” kanalına dönüştü: Uygulama içi sesli hatırlatmalar ve kişiselleşmiş sesli mesajlarla sepet tamamlama, cross-sell/up-sell senaryoları güçlendi.
- “En son ekran kapandı, ses kaldı”: Uzun vadeli marka stratejisinde ses kimliği, tonlama, jingle ve sesli persona artık zorunlu bir boyut haline geldi; yalnızca görsel kimlik yeterli olmadı.
