
Z kuşağı miti çöküyor: Türkiye gençliğinin gerçek profili
Research İstanbul’un 26 ilde, 18–30 yaş arası 2 bin gençle yüz yüze gerçekleştirdiği “Nesil Künyesi” araştırması, Türkiye’de genç yetişkinlerin kimliklerini, alışkanlıklarını ve beklentilerini çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Bulgular, kamuoyunda yaygın olan “Z kuşağı” anlatısının önemli ölçüde abartıldığını, genç nüfusun çok daha çeşitli, heterojen ve ekonomik gerçekliklerle şekillenen bir kimliğe sahip olduğunu gösteriyor…
Kamuoyunda “Z kuşağı”na ilişkin güçlü ve tekrarlanan bir anlatı var: Dijital dünyaya doğmuş, sabırsız, hızlı tüketen, kurumsal yapılara mesafeli, esnek çalışma modellerini önceleyen ve geleneksel aidiyet biçimlerine uzak bir gençlik profili… Bu çerçeve, medya söyleminden iş dünyası stratejilerine, hatta kamu politikalarına kadar geniş bir alanda referans noktası haline gelmiş durumda. Ancak kuşak kavramı analitik bir kolaylık sağlasa da, geniş ve çok katmanlı bir nüfusu tek bir davranış setiyle tanımlamak önemli bir indirgeme riski barındırıyor. Gençleri homojen bir blok olarak görmek hem ekonomik hem de toplumsal gerçekliği eksik okumaya yol açabiliyor.
Araştırma bulguları ne söylüyor?
Oysa Türkiye’de 18–30 yaş aralığındaki genç yetişkinlerin deneyimi; gelir düzeyi, aile yapısı, eğitim olanakları, bölgesel farklılıklar ve iş gücü piyasasının koşulları gibi çok sayıda değişken tarafından şekilleniyor. Bu nedenle “Z kuşağı” etiketi altında toplanan özelliklerin ne ölçüde gerçeği yansıttığı, ne ölçüde tekrar edilen varsayımlardan ibaret olduğu kritik bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Research İstanbul’un 26 ilde, 2 bin gençle yüz yüze gerçekleştirdiği çalışma tam da bu noktada önemli bir boşluğu dolduruyor. Bulgular, yaygın kanaatin aksine gençlerin sanılandan çok daha heterojen bir yapıya sahip olduğunu; tercih ve beklentilerinin büyük ölçüde ekonomik gerçeklikler, aile dinamikleri ve güvenlik arayışı tarafından belirlendiğini ortaya koyuyor.
Araştırma, “Z kuşağı”na atfedilen pek çok özelliğin genellenebilir nitelikte olmadığını; hatta genç nüfusun yalnızca sınırlı bir bölümünün bu anlatıyla örtüştüğünü gösteriyor. Dolayısıyla gençliği tek tip bir kuşak kategorisi içinde değerlendirmek hem politika tasarımında hem de iş dünyasının stratejik kararlarında hatalı varsayımlara zemin hazırlayabiliyor. Veriler, gençlere dair tartışmanın daha temkinli, daha veriye dayalı ve daha kapsayıcı bir perspektifle ele alınması gerektiğini güçlü biçimde ortaya koyuyor.
Gençlerin sadece yüzde 23’ü “Z kuşağı” anlatısıyla örtüşüyor
Araştırma sonuçlarına göre toplumda çizilen sabırsız, her şeyden sıkılan, tamamen dijital, kurumsal hayata bağlılık göstermeyen Z jenerasyonu profili gerçekliği temsil etmiyor. Araştırmadaki segment analizine göre 18–30 yaş grubunun yalnızca yüzde 23’ü bu kimlik özellikleriyle uyumlu. Bu nedenle gençleri tek tip bir kuşak kategorisinde görmek hem politik hem de ekonomik analizlerde ciddi hatalara yol açıyor.
“Aile ile yaşama” Türkiye’ye özgü değil

Katılımcıların yüzde 70’i ailesiyle yaşıyor. Bu oran yüksek görünse de İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerde benzer seviyeler görülüyor. Ancak Türkiye’de bu durumun bir yansıması olarak karar bağımsızlığı ciddi şekilde sınırlanıyor: Gençlerin en bağımsız olduğu alanlar giyim, sosyal ortama katılım, kariyer tercihleri olurken en bağımlı oldukları alanlar eğitim alanı/seviyesi, meslek seçimi, ailevi yükümlülükler olarak sıralanıyor. Araştırma açıkça gösteriyor ki gençlerin bağımsız aldığı kararlar, en az pişmanlık duyduğu kararlar. Aile etkisinin yüksek olduğu alanlarda pişmanlık oranı belirgin şekilde artıyor.
Finansal özgürlük krizi derinleşiyor

Gençlerin ekonomik durumu, diğer özgürlük alanlarını doğrudan kısıtlıyor. Gençlerin yüzde 55’i aileden düzenli mali destek alıyor. Düzenli maaş alanların bile yüzde 33’ü hala aile desteğine ihtiyaç duyuyor. Sadece yüzde 24’ü birikim yapabiliyor, “istediği kadar birikim yapabilen” oranı yüzde 6’yı geçmiyor. Birikim yapabilenlerin büyük çoğunluğu, aileden miras kalan varlıklar (ev, araba, kira yükünün olmaması) sayesinde bunu başarabiliyor. Birikim tercihlerinde gençler de yetişkinler gibi altını tercih ediyor; borsa veya kripto beklenen kadar yaygın değil.
Gençler çalışma hayatından ne bekliyor?

Türkiye’de yaygın kanaatin aksine, gençlerin öncelikleri “evden çalışma” veya “esnek model” değil. Bunun üç nedeni var:
1. Çoğu genç hizmet sektörü dışında ve işin doğası uzaktan çalışmaya uygun değil.
2. Ailesiyle yaşayan gençler evden çıkmak istiyor.
3. Ekonomik belirsizlik ortamında esnekliğin değil, güvenliğin değeri artıyor.
Gençler, iş hayatında en çok üç şeyi talep ediyor: “İyi bir maaş”, “işten çıkarılma korkusunun olmaması”, “güçlü yan haklar”. Yani gençlerin beklentisi son derece maddi, somut ve güvence odaklı.
Tüm sorunların kaynağı ekonomik değil
Araştırma, Türkiye’deki ekonomik koşulların gençler üzerindeki baskısının ağır olduğunu gösterse de genel yönelimlerin Avrupa’nın güney ülkeleriyle benzer olduğu bulgusuna ulaşıyor. Bu da Türkiye’deki gençliğin sorunlarının yalnızca ekonomik krizle açıklanamayacağını; kültürel, yapısal ve demografik unsurların da etkili olduğunu ortaya koyuyor.
Z kuşağı tek tip değil
Research İstanbul tarafından gerçekleştirilen “Nesil Künyesi” gençlere dair üç temel gerçeği teyit ediyor:
1. Gençler tek tip değil; segmentleri, eğilimleri ve kimlikleri çok çeşitli.
2. Ekonomik koşullar, özgürleşmelerinin önündeki en büyük engel.
3. Gençlerin beklentileri soyut değil, tamamen maddi ve güvenlik temelli.
Bu bulgular hem kamu politikası tasarımında hem de iş dünyasının genç çalışan stratejilerinde yeni ve daha gerçekçi bir perspektife ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Araştırmanın Metodolojisi
Research İstanbul tarafından gerçekleştirilen Nesil Künyesi, Türkiye’de 18–30 yaş grubunu (“Z kuşağı”) bütünlüklü biçimde anlamayı hedefleyen nicel bir araştırma olarak tasarlandı. Çalışma, 12 Temmuz 2025 – 8 Ağustos 2025 tarihleri arasında, CAPI (Bilgisayar Destekli Yüz Yüze Anket) anket yöntemiyle gerçekleştirildi. Toplamda 2.000 katılımcıyla görüşülen araştırmanın coğrafi kapsamı, Türkiye’nin NUTS2 düzeyi gözetilerek tasarlandı ve saha uygulaması 26 ilde gerçekleştirildi. Bu yaklaşım, farklı bölgesel dinamiklerin ve sosyo-ekonomik çevrelerin Z kuşağı deneyimini nasıl şekillendirdiğini, ülke geneline yayılan bir çerçevede okuyabilmeyi olanaklı kıldı. Demografik çeşitliliği sağlamak adına saha çalışması boyunca cinsiyet, yaş ve çalışma durumu değişkenlerinde kota takibi yapıldı.
