Toplumsal değişim, reklamlar üzerinden nasıl okunur?

Bu yıl 12. kez Cannes Lions Uluslararası Reklam Festivali’ndeyim. Gerçi bu şehrin benim için hiçbir cazibesi yoksa da ne zaman Cannes’dayım dediğimde “Oooo!” sesleri yükseliyor etrafımda. Zannediyorlar ki Cannes Film Festivali’nin ayyuka çıkan şöhretinden biz de faydalanıyoruz. Oysaki bu yıl 59’uncusu yapılan Cannes Lions Uluslararası Reklamcılık Festivali ki adı “uluslararası yaratıcılık festivali” olarak anılıyor amacı, giderek artan rekabette tüketiciye ulaşmaya çalışan markaların yaptığı iletişim çalışmalarının değerlendirilmesi, ödüllendirilmesi. Bu nedenle de iş göründüğünün ötesinde öneme sahip. Benim için reklamlar bir toplumu anlamak için çıktı değerini taşır. Cannes’da ise durum dünyanın hal ve gidişini anlamak için çok faydalı. Bir diğer faydası da her şeye küresel ölçekten bakarak, farkında olmadan girdiğimiz labirentten çıkmak için yollar keşfediyor olmanız.

Bu festivaller bizde olmaz mı?

Cannes Lions’a bu yıl her anlamda rekor katılım olmuş. 11 bin katılımcı ki Fransız görevliler yakanızda kartınız varken bile çevirip bakıyorlar yani kuş uçurmuyorlar. Festivale girdisinin bu sayıya bağlı olarak 15 milyon Euro olduğu söyleniyor. Bir başka girdi de yüzde 35 artışla bu yıl 35 bine yaklaşan ve her biri için yüzlerce dolar katılım bedeli alınan işlerden gelenler. Bu haliyle Cannes Reklam Festivali hem kendine hem de Cannes için altın yumurtlayan tavuk misali para basıyor. Öyle ki katılımcıların sayısına festivalin fiziki potansiyeli yetmediğinden yaklaşık 3 bin Euro ödeyenler konferanslara giremiyor, girmek için sıra bekliyor ya da diğer salonlardan ekrandan izliyor. Ki bu sunumlar festivalin iPhone aplikasyonunda zaten yüklenmiş durumda yani buralara gelmeden de sunumları indirebiliyorsunuz. Elbette hem haksızlık hem de kıskançlık etmeyelim. Burada olmak mensubu olduğunuz sektörde küresel fırsatlar yakalamak anlamına da geliyor. Sektörün tüm büyük ağabeyleri tekmili birden burada. Genç reklamcılardan biri ödül alarak onların gözüne girdi mi geleceği kurtuldu demektir. Festivalde bir duvar böylesine fırsatların nasıl yakalandığına ayrılmış yani özellikle network işi epey parlatılıyor.

Yarışma için en çok iş gönderilen kategori basın ilanlarından sonra sırasıyla açıkhava, film ve medya yani yenilikçi reklam kullanımında. Halkla ilişkiler kategorisi henüz açılmış olmasına rağmen binden fazla iş gönderilmiş. Halkla ilişkiler deyince sadece medyada haber olmayı anlayanların bu işleri görmesini çok isterdim. Algı yönetiminde Tunus bile yaptığı PR projesiyle tavan yapmış. Bir ara fırsatınız olursa işlere bakın derim. Siber olarak adlandırılan dijital kategorisinde 2 bin beş yüze yakın çalışma var. Bu kategorideki işleri artık tek başına değerlendirmek mümkün olmuyor. Büyük kampanyanın içine entegre edilen dijital çalışmalar tüketiciyle etkileşimi artırıp bir de onlara ne kadar ulaştığına dair ölçme şansı veriyor. 12 yıl boyunca festivalin değişen dünya hallerine uyum sağlayan kategorileri yarışmaya dahil ettiğini gördüm. Hatırlarım çok değil 4-5 yıl önce geleneksel mecraların üstüne bir “afat” gibi gelen internet, bugün o mecralarla birlikte tüketiciye markanın mesajını taşıyor. Neden bizde hâlâ internet mecrasının pazarlamada gerektiği gibi kullanılmadığı ise anlaşılır gibi değil. Evet dijitali anlamak pek kolay değil ama bu işi yapanlara sorun derim.

 

 


Ahir ömrümde bir makineye sevgiyle sarılanları da gördüm
Festivalde Coca-Cola’nın yaptığı sunumlar her zaman hıncahınç dolu olur. Bu kez de öyle oldu. Küresel pazarlamanın başında bulunan Joseph Tripoli, bu yıl Coca-Cola’nın “Paylaşılan Değer” stratejisi üzerinden gelecek vizyonunu anlattı. Tripoli ile bir de söyleşi yaptım. Daha sonra geniş yer vereceğim bu söyleşide önümüzdeki dönem belirledikleri yol haritasını “kültürel liderlik, paydaşlarla bağlantıda olma ve müşteri-ürün ilişkisinin şiddetle artırılması olarak” özetledi. Yukarıda sayılan adımları ise dünyadan örneklerle gösterdi. Bağlılığı artırmaya yönelik olarak gösterdiği örnek ise çok çarpıcıydı. Üstünde “hug me/sarıl bana” yazan Coca-Cola makinesine sarılanlara bedava bir kutu kola veriliyordu. Koca makineye sevgiyle sarılanlar görülmeye değerdi. Zekice bir iş hem de çok…

 

 

Bu yazı Günseli Özen Ocakoğlu tarafından kaleme alınmıştır. 

İLGİLİ HABERLER