
Şirketlerin yüzde 85’i son iki yılda suistimal vakasıyla karşılaştı
PwC Türkiye ve Etik ve İtibar Derneği (TEİD) iş birliğiyle hazırlanan Türkiye Suistimal Araştırması suistimalin şirketler için istisnai bir olay olmaktan çıktığını; erken tespit, güçlü kontrol ortamı ve güven kültürüyle düzenli yönetilmesi gereken temel bir kurumsal risk alanı haline geldiğini ortaya koyuyor.
Araştırmaya göre Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerin yüzde 85’i son iki yıl içinde en az bir suistimal vakasıyla karşılaştı. Katılımcı şirketlerin yaklaşık yüzde 40’ında suistimal kaynaklı yıllık kayıp 5 milyon TL’nin üzerinde gerçekleşirken, şirketlerin yüzde 16’sında toplam kayıp 25 milyon TL’yi aştı. Her iki suistimal vakasından biri ise bir yıldan fazla sürede tespit edilebiliyor ya da tespit süresi bilinmiyor.
Araştırmaya göre Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerin yüzde 85’i son iki yıl içinde en az bir suistimal vakasıyla karşılaştı. Katılımcı şirketlerin yaklaşık yüzde 40’ında suistimal kaynaklı yıllık kayıp 5 milyon TL’nin üzerinde gerçekleşirken, şirketlerin yüzde 16’sında toplam kayıp 25 milyon TL’yi aştı. Her iki suistimal vakasından biri ise bir yıldan fazla sürede tespit edilebiliyor ya da tespit süresi bilinmiyor.
Şirket büyüdükçe kontrol yapısının da güçlenmesi gerekiyor
Araştırma sonuçları, suistimalin finansal etkisinin şirketin ölçeği, işlem hacmi ve organizasyonel karmaşıklığıyla yakından ilişkili olduğunu gösteriyor. Halka açık şirketlerde yüksek tutarlı suistimallerin daha yoğun gözlemlenmesi; bu şirketlerdeki operasyonel karmaşıklık, raporlama yükümlülükleri ve çok katmanlı karar süreçlerinin risk görünürlüğünü artırdığını ortaya koyuyor.
Çalışan sayısı arttıkça kayıp tutarlarında da belirgin bir değişim görülüyor. Küçük ve orta ölçekli şirketlerde suistimal kaynaklı kayıplar genelde düşük tutarlı bantlarda yoğunlaşırken, büyük organizasyonlarda 5 milyon TL üzeri kayıp kategorileri daha görünür hale geliyor. Bu tablo, şirketlerin büyüdükçe kontrol tasarımını, onay mekanizmalarını, veri analitiğini ve sürekli izleme sistemlerini aynı ölçüde güçlendirmesi gerektiğine işaret ediyor.
Etik hatta güven, erken tespitte belirleyici
Araştırma sonuçları, etik ihbar hatlarının yalnızca bir bildirim kanalı değil, erken tespit açısından kritik bir risk yönetimi aracı olduğunu gösteriyor. Tespit edilen vakaların yaklaşık dörtte biri etik hat üzerinden geliyor. Etik hattının etkin işlediğine kesinlikle inanan şirketlerde vakaların yüzde 73,6’sı ilk 12 ay içinde tespit edilirken, güven düzeyi azaldıkça erken tespit oranı belirgin şekilde düşüyor.
Bu sonuç, suistimalle mücadelede teknik kontrol mekanizmalarının yanında güven kültürünün de belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Çalışanların güvenli, anonim ve sonuç doğuracağına inandıkları kanallar üzerinden bildirim yapabilmesi, suistimalin daha erken fark edilmesini sağlıyor.
Yönetim kaynaklı vakalarda finansal etki daha yüksek
Araştırma, suistimalin kim tarafından gerçekleştirildiğinin kayıp tutarı üzerinde önemli bir etkisi olduğunu gösteriyor. Yönetim kaynaklı vakalarda 25 milyon TL üzeri kayıp oranı yüzde 33,3 seviyesine ulaşırken, çalışan kaynaklı suistimallerde bu oran yüzde 7,8 seviyesinde kalıyor.
Bu bulgu, yetki, erişim ve karar alma gücü arttıkça suistimalin finansal etkisinin de büyüyebildiğini gösteriyor. Bu nedenle şirketlerin yalnızca operasyonel kontrolleri değil, yönetim seviyesindeki onay, gözetim, çıkar çatışması ve yetki mekanizmalarını da güçlendirmesi gerekiyor.
Risk, işlem yoğun süreçlerde yoğunlaşıyor
Araştırmaya göre suistimal riski özellikle satın alma, satış, operasyon, depo/stok, finans ve muhasebe gibi işlem yoğun, onay mekanizmalarına açık ve üçüncü taraf temasının yüksek olduğu alanlarda yoğunlaşıyor. Bu alanlar, hem finansal akışların yoğun olması hem de tedarikçi, müşteri ve aracı ilişkilerinin fazlalığı nedeniyle daha yüksek risk barındırıyor.
Bu tablo, şirketlerin genel etik politika ve prosedürlerin ötesine geçerek süreç bazlı kontroller, görevler ayrılığı, düzenli risk değerlendirmesi, veri analitiği ve sürekli izleme mekanizmalarını güçlendirmesi gerektiğini gösteriyor.
Araştırmadan öne çıkan satırbaşları:
Türkiye Suistimal Araştırması 2026, suistimalin hem görülme sıklığı hem de finansal etkisi bakımından şirketler için yüksek öncelikli bir risk alanı olduğunu gösteriyor:
- Şirketlerin yüzde 85’i son iki yılda en az bir suistimal vakasıyla karşılaştı.
- Tipik bir şirkette medyan 3 suistimal vakası meydana gelirken, şirket büyüdükçe bu sayı artıyor.
- Vakaların yüzde 64’ünde suistimaller çalışan kaynaklı olurken, bunu yüzde 15 ile yönetim, yüzde 10 ile müşteriler izliyor.
- Katılımcı şirketlerin yaklaşık yüzde 40’ında suistimal kaynaklı yıllık kayıp 5 milyon TL’nin üzerinde gerçekleşti. Şirketlerin yüzde 16’sında toplam kayıp 25 milyon TL’yi aştı.
- Her iki suistimal vakasından biri bir yıldan fazla sürüyor.
- Etik hattının etkin işlediğine inanan şirketlerde vakaların yüzde 73,6’sı ilk 12 ay içinde tespit ediliyor.
- Yönetim kaynaklı vakalarda 25 milyon TL üzeri kayıp oranı yüzde 33,3 seviyesine ulaşırken, çalışan kaynaklı suistimallerde bu oran yüzde 7,8 seviyesinde kalıyor.
- Suistimal kaynaklı kayıpların olay sonrasında geri kazanımı sınırlı kalıyor; şirketler kayıpların ortalama yalnızca yüzde 20’sini geri alabiliyor.
- Düzenli suistimal risk değerlendirmesi yapan şirket oranı yüzde 35 seviyesinde bulunuyor.
- Riskin özellikle satın alma, satış, operasyon, depo/stok, finans ve muhasebe gibi işlem yoğun alanlarda yoğunlaştığı görülüyor.
Teknoloji tek başına çözüm değil: Dijital çağda güçlü etik kültür hala en önemli kalkan!
