
Kurumsal hafıza gelecek zamanla yazılır

Salt İletişim ve Yönetim Direktörü
[email protected]
Arşivler bize yalnızca nereden geldiğimizi anlatmaz; nereye gideceğimizi düşünme imkanı da sunar ve bazen bir kurumun en güçlü hafızası, kutularda saklanan belgelerin ötesinde, o hikayeyi yaşamış insanların birbirine aktardığı deneyimlerde yaşamaya devam eder.
Bir önceki yazımı şu cümleyle noktalamıştım: “Kurumlar, hatırladıkları kadar değil; hatırladıklarını nasıl kurguladıkları ölçüsünde var olur.”
Bu cümle, hafızanın yalnızca geçmişe ait bir mesele olmadığını akla getiriyor. Çünkü hafıza çoğu zaman geriye dönük bir kavram gibi ele alınsa da aslında gelecekle doğrudan ilişkili. Kurumlar geçmişlerini yalnızca nereden geldiklerini göstermek için hatırlamaz. Aynı zamanda nereye gitmek istediklerini anlamak ve anlatmak için de hafızaya ihtiyaç duyarlar.
Uzun yıllar boyunca arşivleri daha çok koruma ve muhafaza etme pratiği olarak gördük. Kurumlar belgelerini sakladı, kayıtlarını düzenledi, tarihlerini korumaya çalıştı. Ancak dijitalleşmenin hızlanması, veri üretiminin artması ve kurumların toplumsal rolleri üzerine yeniden düşünülmesiyle birlikte arşivlerin anlamı da değişmeye başladı.
Bugün arşivler geçmişe ait bilgilerin depolandığı alanlar olmanın ötesinde; kurumların kimliklerini, değerlerini ve dönüşüm hikayelerini yeniden okuyabildikleri canlı yapılara dönüşüyor. Çünkü geçmiş, sanıldığı gibi sabit değil. Her yeni soru ve her yeni bakış açısı ona farklı anlamlar kazandırır. Bu nedenle hafıza, yalnızca korunması gereken bir miras değil, sürekli yeniden yorumlanan bir düşünme alanı. Kurumsal hafızayı çoğu zaman belgeler, raporlar ve fotoğraflar üzerinden düşünürüz. Oysa hafıza insanların deneyimlerinde, birbirine aktardığı hikâyelerde ve kurum kültürünün gündelik pratiklerinde de yaşamaya devam eder.
Konu yalnızca teorik bir tartışma değil. 25 yıldır Garanti BBVA çatısı altında çalışan biri olarak kurumun farklı dönemlerine, dönüşümlerine ve hikayelerine tanıklık etme fırsatım oldu. Son üç yıldır da Garanti BBVA’nın 80. yılı için hazırlanan “80 Yıldır Yarınlardayız” sergisinin ve arşiv çalışmasının proje yürütücülerinden biri olarak bu hafızanın izini sürme şansı buldum.
Bu süreçte beni en çok etkileyen hususlardan biri, kurum hafızasının yalnızca belgelerde yaşamadığını görmek oldu.
Ziyaretçi artık ilişki kurmak ve kendi anlamını üretmek istiyor
Arşivlerde karşılaştığımız fotoğraflar, raporlar, reklam kampanyaları, kurum yayınları ve objeler elbette önemliydi. Ancak çoğu zaman bir fotoğrafın arkasındaki hikayeyi bir çalışan tamamladı. Bir döneme ait bir kararın anlamı yıllar sonra yapılan bir görüşmede yeniden ortaya çıktı. Kurumun farklı dönemlerine tanıklık eden insanların anlattıkları, belgelerin tek başına anlatamadığı ayrıntıları görünür kıldı.
Tam da bu noktada fark ettim ki kurumların hafızası, kayıt altına alanların dışında, insanların hatırladıklarında da yaşıyor.
Belki de bu yüzden güçlü kurumlar yalnızca belge biriktirmez; hikaye biriktirir.
Bu yaklaşım, son dönemde dünya genelinde kurumsal arşivlere yönelik ilginin neden arttığını da açıklıyor. Kurumlar artık geçmişlerini korumakla kalmıyor, onu anlamak, paylaşmak ve yeni bağlamlar içinde yeniden okumak istiyor.
Garanti BBVA’nın 80. yılı kapsamında gerçekleştirilen arşiv çalışması, bu anlayışın en somut örneklerinden biri oldu. Üç yıla yayılan bu süreçte on binlerce fiziksel materyal kataloglanırken, yüz binlerce dijital varlığın envanteri çıkarıldı ve kurum hafızasına ışık tutan söyleşiler gerçekleştirildi. Bu titiz çalışmanın sonucunda, Garanti BBVA Arşivi’nin 10 bin belgelik ilk bölümü araştırmacılar için çevrimiçi erişime açıldı
Serginin hazırlık sürecinde sık sık şu soruyla karşılaştık: Bu kadar büyük bir hafızayı bugün nasıl anlamlı hale getirebiliriz?
Yanıtı yalnızca kronolojik bir anlatıda bulmak mümkün değildi.
Çünkü günümüz ziyaretçisi bilgi görmenin ötesinde ilişki kurmak, keşfetmek ve kendi anlamını üretmek istiyor.
Kurumsal hafıza stratejik yönetimin de önemli bir parçası

Bu nedenle “80 Yıldır Yarınlardayız” sergisinde arşiv sergilenen bir içerik olmanın ötesinde, yeniden okunabilen bir alan olarak ele alındı. Belgeler, objeler, reklamlar, yayınlar ve tanıklıklar farklı temalar altında yeniden ilişkilendirildi. Garanti BBVA’nın 80 yıllık yolculuğu bankacılık tarihinin ötesinde, Türkiye’nin ekonomik, toplumsal, kültürel ve teknolojik dönüşümüyle birlikte okunmaya çalışıldı.
Sergide yer alan yapay zeka deneyimi de bu yaklaşımın önemli bir parçası oldu. Garanti BBVA’nın 80 yıllık arşivindeki binlerce görsel, metinsel ve işitsel veri yapay zeka aracılığıyla analiz edildi. Renkler, tipografiler, görsel kompozisyonlar, hareketler ve semantik ilişkiler yeniden sınıflandırıldı. Böylece arşiv yeni ilişkilerin ve yeni anlamların ortaya çıktığı dinamik bir yapıya dönüştü.
Burada teknoloji, geçmişi dijitalleştiren bir araç olmaktan çok daha fazlasını yaptı, yeni sorular sormamızı sağladı.
Bence günümüz kurumları açısından en önemli kırılma noktalarından biri de bu.
Çünkü geleceğin kurumları, kendi geçmişini okuyabilen kurumlar olacak.
Bugün sürdürülebilirlikten kurumsal kültüre, inovasyondan toplumsal etkiye kadar birçok başlıkta konuştuğumuz dönüşümlerin önemli bir bölümü aslında hafıza ile ilişkili. Kurumlar geçmiş deneyimlerini anlamadan geleceğe ilişkin güçlü bir yön duygusu geliştiremiyor.
Bu nedenle kurumsal hafıza artık tarih bölümlerinin, arşiv uzmanlarının ya da iletişim ekiplerinin konusu olmaktan çıkıp stratejik yönetimin de önemli parçalarından biri haline geliyor.
Hafıza sadece geçmişe ait değildir
Belki de bu nedenle “80 Yıldır Yarınlardayız” sergisini sadece kurum tarihini anlatan bir sergi olarak görmek eksik kalır. Sergi, bir bankanın 80 yıllık yolculuğunu görünür kılarken aynı zamanda hafızanın nasıl oluştuğunu, nasıl korunduğunu ve nasıl yeniden yorumlanabileceğini de sorguluyor. Belgeler, objeler, reklamlar, ses kayıtları, tanıklıklar ve yapay zeka aracılığıyla yeniden okunan arşiv verileri arasında dolaşırken ziyaretçi Türkiye’nin dönüşüm hikayesine de farklı bir perspektiften bakma fırsatı buluyor.
Bu nedenle yolu Salt Galata’ya düşen herkesi sergiyi görmeye davet etmek isterim. Çünkü bazen bir sergiden bilginin yanı sıra yeni sorularla ayrılırsınız. Bana göre iyi bir hafıza çalışmasının en önemli göstergesi de tam olarak budur.
Sonuçta kurumlar yalnızca geçmişlerini anlatmak için hafıza oluşturmazlar. Geleceği daha anlamlı ve bilinçli kurabilmek için de hafızaya ihtiyaç duyarlar.
Çünkü hafıza sadece geçmişe ait değildir. Hafıza, geçmiş ile gelecek arasında kurulan ilişkinin ta kendisidir.
Geleceği anlamanın en iyi yolu…
Arşivler bize yalnızca nereden geldiğimizi anlatmaz; nereye gideceğimizi düşünme imkanı da sunar ve bazen bir kurumun en güçlü hafızası, kutularda saklanan belgelerde değil, o hikayeyi yaşamış insanların birbirine aktardığı deneyimlerde yaşamaya devam eder.
Üç yıldır bu arşivin içinde çalışan, hikayelerin izini süren ve bu serginin oluşumuna tanıklık eden biri olarak şunu söyleyebilirim: Bazen geleceği anlamanın en iyi yolu, geçmişe yeniden bakmaktan geçiyor. Bu yüzden “80 Yıldır Yarınlardayız” sergisi bir kurumun hikayesini değil, hafızanın kendisini düşünmek için de iyi bir fırsat olduğuna inanıyorum.
