
İş dünyası yeni yıldan ne bekliyor?
Yeni bir yıla giriyoruz; şimdi muhasebe yapma ve beklentileri paylaşma zamanı.
Bu kez en sonda söylemem gerekeni en başta söylemek istiyorum: Tüketicilerin ve iş dünyasının gözünden 2026 yılına baktığımızda karşımızdaki tablo, kısa vadeli nefes alma çabaları ile uzun vadeli temkinli bir bekleyişin iç içe geçtiği ve ekonomik belirsizliğin ana belirleyici olduğu bir yıla işaret ediyor.
Muhtemelen gelen gideni aratmayacak olsa da 2026 yılı, 2025 yılından kesinlikle daha iyi olmayacak. Moralinizi ben de bozuyorsam üzgünüm; gerçek bu.
Türkiye’nin en önemli sorunu: Ekonomi
2026 yılına girerken, Türkiye’nin üç büyük ilinde yaşayan tüketiciler de iş dünyası da ülkenin en büyük sorunu olarak ekonomiyi görmeye devam ediyor (1)(2). Ancak bu iki kesimin beklentileri arasında önemli ayrışmalar bulunuyor.
Tüketicilerin yüzde 45’i ve iş dünyasının yüzde 40’ı önümüzdeki on iki ay içinde enflasyonun yükselmeye devam edeceğine inanıyor. Bu oranlar birbirine yakın gibi görünse de enflasyonun yükseleceğine inananların payı iş dünyasında son dört-beş yıldır istikrarlı bir şekilde azalırken, tüketici cephesinde bu düşüş aynı ölçüde keskin ve düzenli bir seyir izlemiyor.
Hükümet tarafından belirlenen ekonomik hedeflerden farklı olarak iş dünyası, 2026 yılında enflasyonun yüzde 38 seviyesinde gerçekleşmesini beklerken, dolar kurunun da yıl sonunda 53 liraya ulaşacağını öngörüyor.
Her iki kitle arasındaki en önemli benzeşme ise Türkiye ekonomisine duyulan güvende yatıyor. Gerek tüketicilerin gerekse iş dünyasının ülke ekonomisine olan güveni son derece düşük bir düzeyde; özellikle de iş dünyasında ekonomiye duyulan güven 2025 yılı sonunda neredeyse dip noktasına ulaşmış durumda.
İş dünyasının yalnızca yüzde 7’si ekonomiye güven duyarken, bu oran tüketiciler arasında yüzde 25 ile sınırlı kalıyor.
2026 yılı bize ne getirecek?
İş dünyasının genel anlamda ekonomiye ve 2026 yılına bakışı aslında şu verilerde gizli: İş dünyasının yüzde 47’sine göre 2026 yılı, 2025 yılından daha kötü bir yıl olacak; yüzde 41’ine göre ise benzer bir yıl yaşayacağız. Dolayısıyla, iş dünyasına göre yeni yılın en önemli vaadi, 2025 yılının bir benzerini sunması. Yeni yıl, yeni değil.
İş dünyasının C-düzeyi yöneticileri, 2026 yılını güçlü bir “büyüme senesi”nden ziyade bir “stabilizasyon” ya da “temkinli bekleyiş senesi” olarak tanımlıyor.
Bu beklenti, iş dünyasının şirketlerinde hazırladıkları 2026 bütçelerine de net bir şekilde yansıyor. İş dünyası, 2026 yılında yapacağı yatırımların 2025 yılı seviyesine benzer bir düzeyde olmasını planlıyor. Hiç kuşku yok ki, pazarlama ve insan kaynakları bütçeleri de bu temkinli bütçe yaklaşımından payını alıyor. Yatırımlarına 2025 yılına kıyasla daha fazla pay ayırmayı düşünen şirketlerin oranı yüzde 30 ile sınırlı.
Tüketici cephesine Aralık ayında baktığımızda ise bu kitlenin 2026 yılına bakışında, “gelir artışı beklentisi” ile “geçim sıkıntısı” gerçeği arasında ciddi bir sıkışmışlık yaşandığını gözlemlemiştik. Tüketicilerde oldukça güçlü bir gelir artışı beklentisi vardı. Ancak, bu beklenti, 2026 asgari ücretinin açıklanmasıyla birlikte kısa sürede bir kabusa dönüştü.
Bir kez daha altını çizeyim; 2026 asgari ücreti, daha ilk maaş alınmadan toplumun önemli bir bölümünü açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm ediyor. Yıllar sonra ilk kez toplumda yeni yılın başında geçici bir ferahlama hissi bile olmayacak. Yıla ekside başlıyoruz.
Tüketicilerin gelirleri ile giderlerini denkleştirmekte ne denli zorlandığını son yıllarda yakından gözlemliyoruz. Aralık ayı verilerine göre, üç büyük ildeki hanelerin yaklaşık beşte ikisi gelirleri giderlerini karşılamadığı için ya kredi kartına ya da avans hesabına sırtını yaslanarak ev ekonomisini borçlanma yoluyla yönetiyor. 2026’da bu tablonun daha da bozulacağını öngörmek ve hanelerdeki çeşitli harcama kalemlerinin bir kez daha kısılacağını söylemek hiç de zor değil.
Sonuç olarak…
Kısaca belirtmek gerekirse, 2026 yılı tüketiciler için bir kez daha temel ihtiyaçlara odaklanılan ve bu ihtiyaçları karşılamakta dahi zorlanılan bir “hayatta kalma” yılı olacak gibi görünüyor.
İş dünyası açısından ise 2026, genel ekonomik tabloya duyulan güvensizliğin sürdüğü, yatırımların durakladığı; buna karşın yapay zekâ gibi dijital dönüşüm alanlarında bütçelerin zorlandığı bir “verimlilik ve teknolojiye sığınma dönemi” olarak öne çıkıyor.
Tüm bu ekonomik yapının yanı sıra tüketicilerin de iş dünyasının da canını sıkan bir diğer konu da hukuk sistemine ve adalet mekanizmasına duyulan güvenin erozyona uğraması. Hukuk ve adalet sistemini ülkenin en önemli sorunu olarak değerlendiren yöneticilerin oranı geçen seneye göre yüzde 70 oranında büyümüş durumda.
Zor bir yıl daha bizi bekliyor.
Gelenin gideni aratmayacağı bir yıl diliyorum. Mutlu yıllar.
***
(1) Sia Insight Ekonomik Gündem Araştırması (Aralık 2025), İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde yaşayan, 18 – 65 yaş grubu mensubu 410 tüketici ile CATI (bilgisayar destekli telefon anketi) bilgi toplama yönetimi kullanarak 05 – 17 Aralık 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.
(2) Araştırma, Sia Insight tarafından Marketing Türkiye için Türkiye’nin en önemli şirketlerinde görev yapan C-Düzeyi 92 yönetici ile CAWI (bilgisayar destekli web anketi) bilgi toplama yöntemi ile 17 Kasım – 05 Aralık 2025’te gerçekleştirilmiştir.

