
Mesaisi 24 saat, maaşı 0 TL: Ev kadınlarının görünmeyen emeği!
Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün araştırması, ev kadınlarının gündelik yaşamına ev içi emek, hane bütçesi ve ekonomik bağımsızlık üzerinden ışık tutuyor. Odak grup görüşmelerine katılan kadınlar, başlangıcı ve bitişi olmayan bir mesaiyi tarif ederken yaptıkları işin toplumsal karşılığını bulamadığını düşünüyor. Evin düzenini sürdürmenin yanı sıra bütçeyi denkleştirme sorumluluğunu da üstlenen katılımcıların beklentileri; sosyal güvence, kişisel gelir ve emeğin tanınması etrafında şekilleniyor.
Yemeğin hazırlanması, çamaşırların yıkanması, çocukların bakımı, alışverişin planlanması… Gündelik hayatın devamlılığını sağlayan bu işlerin ortak özelliği, çoğu zaman ancak yapılmadıklarında fark edilmeleri. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün araştırması, ev kadınlarının üstlendiği sorumlulukları ve bu sorumlulukların hayatlarına nasıl yansıdığını ele alıyor.
Tarihsel verilerle ev kadınlarının gündelik deneyimlerini bir araya getiren çalışma, ev içindeki emeğin görünürlüğünden ekonomik bağımlılığa uzanan bir tablo sunuyor. Araştırmanın nitel bölümünde; özel bir araştırma şirketinin yürütücülüğünde ve Enstitünün gözetiminde, 17–29 Nisan 2026 tarihleri arasında farklı yaş grupları ve şehirlerden 36 ev kadınıyla gerçekleştirilen görüşmeler, ev işlerinin fiziksel yükünün yanında hane bütçesini yönetmenin ve sürekli erişilebilir olmanın getirdiği sorumlulukları da ortaya koyuyor.
Ev kadınlarının oranı 11 yılda 9 puan geriledi
Raporda yer verilen Uluslararası Sosyal Araştırma Programı’nın (ISSP) verilerine göre, Türkiye’de ev işleriyle uğraşan kadınların oranı 2008’de yüzde 38,8 iken 2019’da yüzde 29,8’e geriledi. Aynı dönemde çalışanların oranı yüzde 33,7’den yüzde 42,1’e yükseldi.
Türkiye, 2008 araştırmasına katılan 40 ülke arasında ev kadınlarının oranının en yüksek olduğu ülke olarak öne çıktı. Raporda ayrıca kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla ile ev kadını oranları arasında negatif yönlü bir ilişki bulunduğu belirtildi. Bununla birlikte bu ilişkinin tek başına neden-sonuç bağı kurmaya yeterli olmadığı vurgulandı.
Mesainin başlangıcı da bitişi de yok
Odak grup görüşmelerinde öne çıkan konuların başında, ev işlerinin belirli saatlerle sınırlanamaması geliyor. Katılımcılar, evin ve aile üyelerinin ihtiyaçlarına sürekli yanıt vermeyi gerektiren bir çalışma düzeni tarif ediyor. 45 yaşındaki bir katılımcı bu durumu şöyle anlatıyor:
“Evde mesai yok, sürekli. Tuvaletteyken bile sürekli mesaidesin. Yani anne anne sesi asla bitmiyor.”
Görüşmelere katılan kadınların tamamı, evde yaptıklarını bir “iş” olarak nitelendiriyor. Buna karşılık ücret, mesai sınırı, izin ve bu emeğe bağlı sosyal güvence gibi karşılıkların bulunmaması, yaptıkları işin tanınmadığı düşüncesini besliyor. Kadınların anlatılarında, yoğun emek gerektiren ev işlerinin toplum nezdinde “gerçek bir iş” olarak görülmemesi ortak bir sorun olarak beliriyor.
“Yaptığımı görmüyorlar, sadece yapılmış halini görüyorlar”
Araştırma, ev içi emeğin görünmezliğinin gündelik hayatın işleyişiyle yakından ilişkili olduğunu gösteriyor. Çamaşırın temiz, yemeğin hazır ve evin düzenli olması olağan kabul edilirken bunları mümkün kılan zaman ve çaba geri planda kalıyor. İşlerin aksaması ise hemen fark ediliyor.
45 yaşındaki bir katılımcının “Yaptığımı görmüyorlar, sadece yapılmış halini görüyorlar” sözleri, bu deneyimi özetliyor. Görüşmelerde aktarılanlar, ev işlerinin sonucunun görünür olduğu, o sonucu sağlayan emeğin ise aynı ölçüde fark edilmediği bir gündelik düzene işaret ediyor.
Bütçeyi denkleştirmenin görünmeyen yükü
Ev kadınlarının sorumlulukları temizlik, yemek ve bakım işleriyle sınırlı kalmıyor. Özellikle düşük ve sabit gelirli hanelerde, mevcut bütçeyi ay sonuna kadar yetirme görevinin de önemli ölçüde kadınların üzerinde olduğu görülüyor.
Hangi harcamanın yapılacağına, hangi ihtiyacın erteleneceğine ve nereden tasarruf edileceğine karar vermek, görüşmelerde öne çıkan ekonomik sorumluluklar arasında yer alıyor. Bu anlatılar, hane bütçesini yönetmenin yalnızca alışveriş yapmaktan ibaret olmadığını; ihtiyaçlar arasında sürekli öncelik belirlemeyi de gerektirdiğini gösteriyor.
Kişisel gelir, kişisel hareket alanı
Kadınların kendilerine ait gelirlerinin bulunmaması, görüşmelerde maddi imkânların ötesine geçen sonuçlarıyla ele alınıyor. Bazı katılımcılar, kişisel harcamalarının sorgulanmasını ve evlilik içindeki hareket alanlarının daralmasını ekonomik bağımlılıkla ilişkilendiriyor. Ekonomik özgürlüğün, evliliği sürdürme ya da ayrılabilme imkânları üzerinde etkili olabildiğine dair anlatılar da bulunuyor.
Genç ve çocuksuz ev kadınlarında ise finansal bağımlılığın yanı sıra çalışma deneyimi edinmeden evde kalmak ve ev dışında bir kimlik oluşturma arayışı öne çıkıyor. Bu gruptaki anlatılar, ev kadınlığının farklı yaşam evrelerinde farklı ihtiyaçlar ve sorunlarla deneyimlendiğini ortaya koyuyor.
Verilen emek, hissedilen statüye dönüşmüyor
Araştırmada katılımcılardan, 1’in toplumdaki en alt, 10’un ise en üst konumu temsil ettiği bir merdivende kendilerini konumlandırmaları da istendi. Yanıtlar, kadınların kendilerine verdikleri değer ile toplumun kendilerine biçtiğini düşündükleri statü arasında bir ayrışmaya işaret ediyor.
Kendilerini üst basamaklarda konumlandıran kadınlar, bunu çoğunlukla annelik, fedakarlık, çocuk yetiştirme ve aile düzenini sürdürme üzerinden açıklıyor. Toplumun değerlendirmesinde ise gelir, diploma, meslek ve ev dışındaki üretimin daha belirleyici olduğunu düşündüklerini ifade ediyorlar.
Ev içindeki emeğin gelir sağlamaması ve mesleki bir unvanla temsil edilmemesi, bu emeğin toplumsal statüye aynı ölçüde yansımadığı algısını güçlendiriyor. Bir katılımcının ifadesiyle onlar: “Görünmeyen kahramanlar.”
Üç temel beklenti: Güvence, gelir ve tanınma
Odak grup görüşmelerinde kadınların devletten beklentileri üç ana başlıkta toplandı. İlk sırada sigorta, emeklilik, yıpranma payı veya düzenli gelir gibi kurumsal haklar bulunuyor. Katılımcıların bir bölümü bunları sosyal yardım olarak değil, karşılıksız kalan ev içi emeğin kurumsal karşılığı olarak değerlendiriyor.
İkinci talep ekonomik özerklik. Araştırmaya göre bazı kadınlar açısından küçük bir kişisel gelir dahi her harcamanın eş üzerinden sorgulanmadığı bağımsız bir alan anlamına geliyor.
Üçüncü başlık ise sembolik ve kamusal tanınma. Ev kadınlığının resmî bir statüye kavuşması, özel bir kimlik kartı veya toplu taşımada kolaylık gibi uygulamalar, katılımcılar tarafından maddi değerlerinden bağımsız olarak devlet tarafından “görülmenin” işareti şeklinde değerlendiriliyor.
