
Okul saldırılarının ardından reklamverenler ekrandaki şiddete karşı ses yükseltiyor: Şiddet varsa reklam yok!
ÖZEL HABER: Peş peşe yaşanan iki okul saldırısı, Türkiye’yi yalnızca derin bir yasın içine sürüklemedi; aynı zamanda uzun süredir görmezden gelinen bir sorunu da gündeme taşıdı. Çocukların hayatını kaybettiği ve yaralandığı bu trajedilerin ardından gözler, televizyon dizilerinde giderek görünür hale gelen şiddet diline çevrildi. Marketing Türkiye adına BAREM Araştırma tarafından gerçekleştirilen araştırma da bu tartışmayı destekleyen çarpıcı veriler ortaya koyuyor. Televizyon üzerinden dizi ve film izleme oranı özellikle gençlerde yüksek seyrederken, reklamverenler de artık bu şiddetin “paydaşı” olmak istemiyor. İlk güçlü mesajlar ise Vestel ve Yapı Kredi’den geldi; iki marka da şiddeti özendiren ya da normalleştiren içeriklere reklam desteği vermeyeceklerini açıkladı.
Önce Şanlıurfa Siverek’te ardından da Kahramanmaraş’ta iki büyük trajedinin peş peşe yaşanması, Türkiye’de yıllardır tartışılan ama çoğu zaman gündemin gerisine itilen “ekrandaki şiddet” sorununu yeniden görünür hale getirdi. Özellikle çocukların ve gençlerin yoğun şekilde ekran başında olduğu bir dönemde, ekranda giderek artan şiddet ve nihayetinde son yaşanan menfur olayalar konuyu reklamverenlerin, markaların ve iletişim dünyasının da gündemine taşıdı…
Yapı Kredi

Dizi sektörünün en büyük finansman kaynaklarından biri olan reklamverenler ise görünen o ki artık bu tablo karşısında sessiz kalmak istemiyor. İlk güçlü tepki Yapı Kredi cephesinden geldi. Yapı Kredi Kurumsal İletişimden Sorumlu Direktörü Arda Öztaşkın, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada iletişim sektörüne doğrudan çağrıda bulundu. Öztaşkın, şiddeti stilize eden ve güç göstergesi olarak sunan içeriklerin yalnızca kurgu meselesi olmadığını vurgulayarak, “Bir iletişimci olarak, ekibimle birlikte, bu dili ve anlatıyı temel alan dizi ve içeriklere reklam plasmanı yapmayacağız. Bu bir tercih değil. Etik bir sınır, kamusal bir sorumluluk ve vicdani bir yükümlülük.
Tüm meslektaşlarımı da bu konuda sorumluluk almaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.
Vestel

Güçlü çıkışlardan biri diğeri ise Vestel cephesinden geldi. Her türlü şiddeti farkında olmadan normalleştiren, özellikle geleceğimiz olan çocuklar ve gençler için şiddeti yaşam tarzlarının doğal bir parçası ve güç öğesi olarak sunan anlatılara karşı çok daha kararlı ve dikkatli olunması gerektiğine yürekten inanıyor olduklarının altını çizen Vestel Global Pazarlama ve Yurt İçi Satış Genel Müdürü Duygu Badem Uylukçuoğlu yaptığı açıklamada:
“Şiddeti özendiren ya da normalleştiren hiçbir içeriği iletişim planımıza dahil etmeyeceğimizi açıkça ifade etmek isteriz” diyerek markanın net tavrını ortaya koydu.
Aktif Bank

Ekrandaki şiddete dur demek için harekete geçen bir diğer marka ise Aktif Bank oldu. Marketing Türkiye’ye konuşanAktif Bank Müşteri Deneyimi ve İletişim Grup Başkanı Gamze Numanoğlu:
“Biz de tüm Aktif Bank ekosistemi markaları N Kolay, Passo, Uption, Sigortayeri, Paynkolay ve Aktif Portföy markalarımız için offline ve online tüm iletişimlerimizde ayrıştırıcı strateji belirleyerek şiddet içerikli yayınlara reklam vermeme kararı aldık” dedi.
Şiddetsiz dizi yok!
Marketing Türkiye adına BAREM Araştırma tarafından gerçekleştirilen ve Mart ayında yayınlanan araştırma tabiri caiz ise yaşanan felaketlerin habercisiydi. 2014-2024 yılları arasında yayınlanan 94 dizinin mercek altına alındığı araştırmada, dizi sahnelerinin yüzde 49,46’sında orta yoğunlukta, yüzde 32,26’sında ise çok yüksek düzeyde şiddet bulunduğu ölçümlendi. Araştırma kapsamında görüşülen kişilerin yüzde 73’ü televizyondan dizi ya da film izlediğini belirtirken, bu oran 15-24 yaş grubunda yüzde 77’ye kadar çıkıyor.
Dizilerin tamamında fiziksel ve ekonomik şiddet görülürken, yüzde 97’sinde psikolojik şiddet ve yüzde 34’ünde cinsel şiddet yer alıyor. Kadına yönelik şiddete ise dizilerin yüzde 86’sında yer veriliyor.
“Ben aynı etkisiz yanıtları almaktan bıktım!

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Marketing Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Günseli Özen
Barem’in yaptığı kapsamlı araştırma, ekranlarda şiddetin ne kadar yaygın olduğunu ve izleyici üzerinde nasıl bir etki yarattığını sarsıcı verilerle ortaya koyuyor.
İzleyicilerin büyük çoğunluğunun şiddet içeriklerinden rahatsızlık duymaması, toplum olarak bu konuyu ne kadar normalleştirdiğimizin de bir göstergesi. Bu veriler, sadece izlemekle yetinemeyeceğimizi, şiddete karşı kayıtsızlığa dur dememiz gerektiğini söylüyor.
Marketing Türkiye olarak biz de bu farkındalığı artıracak projelere destek vermeye ve toplumda olumlu bir değişim yaratacak iş birliklerini hayata geçirmeye kararlıyız” ifadelerini kullandı.
Görünen köy kılavuz istemez-di

BAREM Marketing Research & Consultancy Kurucu Başkanı Pervin Ongun ise;
“Son bir kaç gün içinde okullarda yaşanan silahlı saldırılar sonucu çocuklarımızı ve öğretmenlerimizi kaybetmek, toplum olarak karşı karşıya olduğumuz şiddet olgusunun ne kadar derinleştiğini acı bir şekilde bir kez daha ortaya koyuyor.
Bu çerçevede yaklaşık bir buçuk yıl önce BAREM olarak Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz, dizilerde şiddet temsili araştırmasında incelenen yapımların neredeyse tamamında şiddetin hemen her türünün yer aldığı ortaya konmuştu. Aslında, hem global veriler hem de Türkiye’deki araştırmalar, şiddetin giderek görünürleştiğini ve normalleştiğine açık biçimde işaret ediyor, ‘görünen köy kılavuz istemez’ gerçeğini hatırlatıyordu.
Bugün yaşanan acılar ise bu eğilimin yalnızca ekranda kalmadığını, ilkokul düzeyine kadar inerek toplumsal gerçekliğe dönüştüğünü gösteriyor. Hemen harekete geçilemezse çok daha ağır ve geri döndürülemez sonuçlarla karşılaşabileceğimizi de gösteriyor.
Daha önceden konuyu çeşitli ortamlarda dile getirdiğimiz gibi, burada da her kesimin birlikte hareket ederek, TBMM çatısı altında, özel sektörün, STK ların da katılımı ile hızlı ve etkin önlemlerin gereğini tekrarlıyoruz. Geç kalındığını biliyoruz, işimiz zor ama daha da zor olmasın. Şimdi hemen hareket zamanı, bu bakımdan sorumlu reklamveren olarak kendi cephesinde hemen tepki veren Yapı Kredi Bankası ve Vestel’i, her kesimden çare üretebilecek kurum ve kuruluşları ve Marketing Türkiye’yi üstleneceklerin bu sosyal sorumluluk nedeniyle, kutluyor başarılar diliyorum” açıklamalarında bulundu.
Görünen o ki önümüzdeki dönemde reklamverenler için mesele yalnızca hangi yapımın daha çok izlendiği ya da daha yüksek reyting aldığı olmayacak. Hangi hikayenin hangi değeri beslediği, hangi karakterin neyi meşrulaştırdığı ve hangi anlatının toplumsal iklimi nasıl etkilediği de medya yatırımlarının belirleyici kriterlerinden biri haline gelecek.
Marketing Türkiye olarak biz de bu çağrının yakından takipçisi olacak; ekranlarda şiddeti normalleştiren değil, toplumsal sorumluluğu önceleyen içeriklerin çoğalması için sektörün attığı adımları görünür kılmayı sürdüreceğiz.
