15 Mart Abone Ol
  • Haberler
    • Ajanslar / Konkur
    • Atamalar
    • Dijital
    • KSS
    • Haberler
    • Insights
    • Trend
    • Marketing Türkiye 101
    • Türkiye’nin Gündemi
  • Yaratıcı İşler
  • Dergiler
  • Etkinlikler
  • Söyleşiler
  • Kariyer
  • Yazarlar
  • Araştırma
  • Abone Girişi
  • Abone Ol
Sürdürülebilirlikte "niyet"ten "hedef"e geçiş çağı başladı
Haberler

Sürdürülebilirlikte “niyet”ten “hedef”e geçiş çağı başladı

Nafizcan Önder
2 dakika önce
7 dk okuma

2025 yılıyla birlikte Türkiye iş dünyasının önüne konan Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları “sürdürülebilirlik” adına önemli bir kırılma yarattı. Rapor, sürdürülebilirliğin bir halkla ilişkiler faaliyeti olmanın ötesinde bizzat şirketlerin dayanıklılık ve itibar sınavı olduğunu da tescilledi. Şirketlerin ardı ardına 2030 ve 2050 sürdürülebilirlik hedeflerini açıkladığı bugünlerde gelin önce bu alandaki dönüşümü ardından da küresel referans noktalarının işaret ettiği hedefleri inceleyelim…

Haber: Fülay Yaşa Keskin – Nafizcan Önder

Uzun yıllar boyunca sürdürülebilirlik, çevresel duyarlılık ya da gönüllü kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetleri çerçevesinde ele alındı. Bugünse bu yaklaşımın geride kaldığını net biçimde görüyoruz. Sürdürülebilirlik, şirketlerin stratejik karar alma süreçlerinin merkezine yerleşmiş durumda. Artık bu alan, yalnızca operasyonel tercihlerle ya da iletişim mesajlarıyla yönetilebilecek bir başlık değil; yönetişimden finansmana, risk yönetiminden kurumsal itibara kadar uzanan çok boyutlu bir yapıdan söz ediyoruz. Bu dönüşüm, sürdürülebilirliği “iyi niyet” ekseninden çıkararak; ölçülebilir, izlenebilir ve karşılaştırılabilir bir performans alanına dönüştürüyor. Ulusal mevzuat, uluslararası düzenlemeler, raporlama standartları ve yatırımcı beklentileri; şirketlerden sürdürülebilirliği sağlam bir altyapı üzerine kurmalarını talep ediyor. Kısacası sürdürülebilirlik artık anlatılan değil, kanıtlanan bir yaklaşım.

Sürdürülebilirlik bir rekabet ve yönetişim alanı

Küresel ölçekte şekillenen yeni düzenleyici ortam, yalnızca kurallara uyum sağlamanın yeterli olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor. ESG kriterleri, sürdürülebilir finans düzenlemeleri ve raporlama çerçeveleri; şirketlerin sürdürülebilirliği kurumsal stratejiye ve yönetişim yapısına entegre etmelerini bekliyor.

Bu noktada sürdürülebilirlik, çevresel ya da sosyal hedefler seti olmanın ötesinde yönetim kurullarının doğrudan sorumluluk alanına giren stratejik bir konu haline geliyor. Sürdürülebilirlik başlıklarının şirketin risk iştahı, uzun vadeli büyüme hedefleri ve değer yaratma modeliyle ilişkilendirilmesi; yönetim kurullarının gündeminde düzenli olarak ele alınması gereken bir yönetişim meselesi olarak öne çıkıyor.

Taahhütler, endeksler ve görünmeyen risk: İtibar

Bugün şirketlerin önemli bir bölümü sürdürülebilirlik raporlarını yayımlıyor, net-sıfır hedeflerini açıklıyor ya da uluslararası sürdürülebilirlik endekslerine ve inisiyatiflerine dâhil olduklarını duyuruyor. Ancak sürdürülebilirlik alanındaki en kritik risklerden biri, bu taahhütlerin uygulamayla ne ölçüde örtüştüğünde ortaya çıkıyor.

Verilen sözlerin tutulmaması, açıklanan hedeflerin gerçekleşmemesi ya da uluslararası endekslerin dışında kalınması; artık yalnızca teknik bir uyumsuzluk değil, ciddi bir itibar riski olarak değerlendiriliyor. Şeffaflığın arttığı bir ortamda, beyan ile uygulama arasındaki fark çok daha görünür hale geliyor. Bu fark büyüdükçe, yatırımcı güveni zedeleniyor, paydaş algısı olumsuz etkileniyor ve sürdürülebilirlik başlığı şirketlerin risk haritalarında üst sıralara taşınıyor.

Bu nedenle sürdürülebilirlik, iletişimden çok bir yönetişim ve güven meselesi haline gelmiş durumda. Yönetim kurulları açısından bakıldığında ise sürdürülebilirlik beyanları, artık yalnızca kurumsal duruşu değil; şirketin hesap verebilirliğini ve itibari dayanıklılığını da doğrudan etkiliyor.

2025, Türkiye iş dünyası için yeni bir eşik oldu

Türkiye iş dünyası açısından 2025 yılı, sürdürülebilirlik raporlamasında kritik bir kırılma noktası niteliği taşıyor. Şirketler, sürdürülebilirlik performanslarını artık Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) çerçevesinde kamuoyuna açıklıyor. Bu gelişme, yalnızca yeni bir raporlama formatı değil; kurumların iş yapış biçimlerini, karar alma süreçlerini ve yönetişim yapılarını dönüştüren yapısal bir değişimi ifade ediyor.

TSRS, uluslararası IFRS S1 ve S2 standartlarıyla uyumlu şekilde hazırlanmış ve Türkiye’de ilk kez 2025 itibarıyla şirketler için zorunlu hale getirilmiş bir raporlama çerçevesi. Bu çerçeveyle birlikte sürdürülebilirlik, kurumsal sosyal sorumluluk ekiplerinin sınırlarını aşarak; yönetim kurulları, üst yönetim ve icra fonksiyonlarının ortak sorumluluğu haline geliyor.

Çalışan performans sistemlerine ESG kriterlerinin entegre edilmesiyle birlikte sürdürülebilirlik, organizasyonun tamamını kapsayan bir yönetişim alanına dönüşüyor. Bu da sürdürülebilirliğin “yumuşak” bir konu olmadığını; şirketin stratejisi, risk yönetimi ve değer yaratma modeliyle doğrudan ilişkili olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Sürdürülebilirlikte "niyet"ten "hedef"e geçiş çağı başladı

Riskler artık soyut değil, finansal ve yönetişimle ilişkili

TSRS’nin en ayırt edici yönlerinden biri, sürdürülebilirlik risklerini yalnızca tanımlamakla kalmayıp, bu risklerin finansal etkilerinin de açıklanmasını zorunlu kılması. Standartlar, çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarındaki risk ve fırsatların şirketin finansal tablolarına nasıl yansıdığını görünür kılmayı amaçlıyor.

Bu kapsamda:

• Çevresel riskler; iklim kaynaklı yangınlar, su kıtlığı ve karbon fiyatlarındaki artışlarla,

• Sosyal riskler; iş gücü beceri açığı, tedarikçi uygulamaları ve ürün güvenliğiyle,

• Yönetişim riskleri ise veri güvenliği, üçüncü taraflarla ilişkilerde şeffaflık eksikliği ve karar alma mekanizmalarındaki zayıflıklarla somutlaştırılıyor.

Bu riskler artık raporlarda yer alan soyut başlıklar olmanın ötesinde kısa, orta ve uzun vadede şirketin nakit akışını, kârlılığını, sermaye maliyetini ve yatırımcı algısını etkileyen temel unsurlar olarak ele alınıyor. Böylece sürdürülebilirlik ile finansal performans arasındaki bağ, yönetim kurulları açısından daha görünür ve yönetilebilir hale geliyor.

Yönetim kurulları için genişleyen sorumluluk alanı

Bu yeni dönemde yönetim kurulları, sürdürülebilirlik stratejisinin belirlenmesinden, açıklanan hedeflerin takibinden ve raporlanan bilgilerin doğruluğundan da sorumlu hale geliyor. Sürdürülebilirlik politikaları, şirketin uzun vadeli yönünü belirleyen stratejik kararlar arasında yer alıyor.

Yönetim kurullarının bu süreci sahiplenmesi; sürdürülebilirliğin şirket içinde parçalı bir faaliyet olmaktan çıkıp, bütüncül bir yönetişim yaklaşımıyla ele alınmasını sağlıyor. Aynı zamanda beyan–uygulama uyumunun güçlendirilmesi, itibar risklerinin azaltılması ve paydaş güveninin tesis edilmesi açısından da belirleyici rol oynuyor.

Küresel uyum, yerel dönüşüm

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından yayımlanan TSRS, halka açık ve büyük ölçekli şirketlerden başlayarak aşamalı biçimde tüm iş dünyasına yayılacak. Standartlar, sürdürülebilirliği yalnızca çevresel ve sosyal etkiler üzerinden değil, doğrudan finansal ve yönetişim etkileriyle birlikte ele almayı şart koşuyor.

Bu yaklaşım, yatırımcıların, kreditörlerin ve düzenleyicilerin karar alma süreçlerinde ihtiyaç duyduğu güvenilir ve karşılaştırılabilir bilgiyi sağlarken; Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerin küresel raporlama standartlarıyla uyumunu da güçlendiriyor. Aynı zamanda Türkiye ekonomisinin uluslararası finans piyasalarıyla entegrasyonunu hızlandıran önemli bir adım olarak öne çıkıyor.

Sürdürülebilirlik kurumsal dayanıklılığın temel taşı

2025 itibarıyla sürdürülebilirlik, gönüllülükten çıkıp sistematik bir yönetim ve yönetişim alanına dönüşmüş durumda. Risk yönetimi, finansal performans, itibar ve yönetim kurulu sorumluluğu; bu yeni yapının ayrılmaz parçaları.

Şirketler için asıl soru artık “sürdürülebilirlik taahhüdümüz var mı?” değil; “Bu taahhütleri nasıl yönetiyoruz, nasıl ölçüyoruz ve yönetim düzeyinde nasıl sahipleniyoruz?” olmalı.

Şeffaflık, ölçülebilirlik ve hesap verebilirlik ekseninde şekillenen bu yeni dönem; şirketlerin bugünkü performansı kadar uzun vadeli dayanıklılığını, rekabet gücünü ve güvenilirliğini de belirliyor.

2030 ve 2050 hedefleri: Uzun vadeli vizyon mu, yaklaşan sınav mı?

Son yıllarda şirketlerin sürdürülebilirlik iletişiminde en sık öne çıkan başlıklardan biri, 2030 ve 2050 hedefleri oldu. Karbon nötr olma, net-sıfır emisyon, yenilenebilir enerjiye geçiş ya da çeşitlilik ve kapsayıcılık gibi alanlarda açıklanan bu hedefler, şirketlerin uzun vadeli yönünü ortaya koymayı amaçlıyor. Ancak küresel yatırımcılar ve sürdürülebilirlik endeksleri, bu hedeflerin nasıl bir yol haritasıyla desteklendiğine ve ara hedeflerin tanımlanıp tanımlanmadığına odaklanıyor.

Öne çıkan beklentiler arasında şunlar yer alıyor:

• 2030 gibi ara eşiklerin net biçimde tanımlanması,
• Hedeflerin yatırım planları ve operasyonel dönüşümle ilişkilendirilmesi,
• İlerlemenin düzenli ve karşılaştırılabilir biçimde raporlanması,
• Hedef–gerçekleşme farklarının şeffaf biçimde açıklanması…

Bu çerçevede 2030 ve 2050 hedefleri, şirketler için yalnızca bir vizyon değil; aynı zamanda yaklaşan bir performans testi anlamına geliyor. Özellikle ara hedeflerin tutturulamaması, sürdürülebilirlik alanında itibar riskini artırırken, şirketlerin güvenilirliğini de doğrudan etkileyebiliyor.

Sürdürülebilirlikte "niyet"ten "hedef"e geçiş çağı başladı

Küresel sürdürülebilirlik taahhütleri: Şirketler ne söz veriyor?

Sürdürülebilirlik alanında birçok şirket, belirli temalar etrafında şekillenen uluslararası girişimlere ve sözleşmelere imza atarak kamuoyuna açık taahhütlerde bulunuyor. Bu girişimler; şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında hangi ilkeleri benimsediğini, hangi hedeflere ulaşmayı taahhüt ettiğini ve bu süreci ne ölçüde şeffaf biçimde yönettiğini ortaya koymayı amaçlıyor.

Ancak bu tür taahhütler, yalnızca imza atmakla sınırlı değil. Çoğu girişim, düzenli raporlama, ilerleme bildirimi ve performans takibini zorunlu kılıyor. Bu nedenle söz konusu taahhütler, şirketler açısından aynı zamanda bir hesap verebilirlik alanı yaratıyor. Öne çıkan küresel sürdürülebilirlik taahhütlerinden bazıları şöyle:

UN Global Compact (Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi)

İnsan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele olmak üzere dört ana başlıkta 10 temel ilke içeriyor. Şirketler, bu ilkeleri faaliyetlerine entegre etmeyi ve her yıl İlerleme Bildirimi (CoP) yayımlamayı taahhüt ediyor.

UN Women’s Empowerment Principles (WEPs)

Toplumsal cinsiyet eşitliği odağında geliştirilen bu ilkeler, kadınların iş yaşamında güçlendirilmesini hedefliyor. Liderlik, eşit ücret, kariyer fırsatları ve güvenli çalışma ortamları temel odak alanları arasında.

CEO Water Mandate

Su yönetimi ve su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı üzerine odaklanan bu girişim, şirketleri su risklerini tanımlamaya, azaltmaya ve kamuoyuna şeffaf biçimde raporlamaya davet ediyor. Özellikle su stresi yüksek bölgelerde faaliyet gösteren şirketler için kritik bir referans olarak gösteriliyor.

Science Based Targets initiative (SBTi)

Şirketlerin sera gazı emisyonlarını, iklim bilimiyle uyumlu hedefler doğrultusunda azaltmalarını amaçlıyor. Net-sıfır hedeflerinin bilimsel temellere dayanmasını ve düzenli olarak izlenmesini hedefliyor.

RE100

Şirketlerin faaliyetlerinde yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanımını taahhüt etmelerini hedefleyen küresel bir girişim. Aynı zamanda enerji dönüşümü alanında en bilinen gönüllü inisiyatiflerden biri…

UN Race to Zero

Net-sıfır hedeflerini küresel ölçekte hızlandırmayı amaçlayan bu girişim, şirketlerden kısa, orta ve uzun vadeli somut yol haritaları sunmalarını ve ilerlemelerini düzenli olarak açıklamalarını bekliyor.

Sürdürülebilirlikte "niyet"ten "hedef"e geçiş çağı başladı

En yaygın kullanılan küresel sürdürülebilirlik endeksleri

Küresel sürdürülebilirlik endeksleri şirketler için bir vitrin olmanın çok ötesinde anlam taşıyor. Bu endekslere girmek önemli; ancak asıl sınav, orada kalabilmekte başlıyor. Zira verilen taahhütlerin sahada karşılık bulmaması, raporlarda anlatılanlarla gerçek uygulamalar arasındaki boşluk ya da yönetişimdeki zayıf halkalar, şirketleri hızla endeks dışına itebiliyor. Bu tablo, yatırımcı güveninden marka itibarına kadar uzanan çok katmanlı bir risk alanını da beraberinde getiriyor. Tam da bu nedenle sürdürülebilirlik endeksleri, markalar için bir “görünürlük aracı”ndan ziyade, güçlü bir hesap verebilirlik filtresi işlevi görüyor.

Sürdürülebilirlik performansını karşılaştırmalı biçimde ölçen küresel endeksler, bugün yatırımcılar ve tüm paydaşlar için ortak bir referans dili oluşturuyor. Bu yapılar yalnızca çevresel ya da sosyal iyi niyet beyanlarını değil; şirketlerin bu alanları nasıl yönettiğini, hangi disiplinle raporladığını ve söylemle eylem arasındaki tutarlılığı da yakından izliyor. Kısacası mesele, ne vaat edildiğinden çok, bu vaatlerin ne ölçüde hayata geçirildiğiyle ilgili. Bu çerçevede, küresel ölçekte en yaygın kullanılan sürdürülebilirlik endeksleri şöyle sıralanıyor:

Dow Jones Sustainability Indices (DJSI)

DJSI, şirketleri çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) performansları üzerinden değerlendirerek sektör bazlı karşılaştırmalar yapıyor. İklim stratejisi, risk yönetimi, tedarik zinciri uygulamaları ve yönetişim yapıları öne çıkan kriterler arasında. Endekste yer almak, şirketin sürdürülebilirliği stratejik düzeyde yönettiğine dair güçlü bir sinyal olarak kabul ediliyor.

MSCI ESG Indices

MSCI ESG endeksleri, şirketlerin ESG risklerini ne ölçüde yönettiğine odaklanıyor. Özellikle yatırımcılar tarafından kullanılan bu endekslerde; iklim riskleri, iş gücü uygulamaları, veri güvenliği ve kurumsal yönetişim gibi başlıklar değerlendiriliyor. MSCI notları, şirketlerin sermaye maliyeti ve yatırımcı ilgisi üzerinde doğrudan etki yaratıyor.

FTSE4Good Index Series

FTSE4Good, şirketlerin küresel sürdürülebilirlik standartlarına uyumunu ölçüyor. İnsan hakları, çevresel yönetim, yolsuzlukla mücadele ve tedarik zinciri uygulamaları temel değerlendirme alanları. Endeks, sürdürülebilir yatırım fonları için önemli bir referans olarak kullanılıyor.

CDP (Carbon Disclosure Project)

CDP, şirketlerin iklim değişikliği, su güvenliği ve ormansızlaşma konularındaki performanslarını ve açıklamalarını değerlendiriyor. CDP puanları, şirketlerin çevresel risklerini ne kadar şeffaf ve sistematik yönettiğini gösteriyor. Özellikle iklimle ilgili taahhütlerin izlenmesinde önemli bir araç olarak görülüyor.

Marketing Türkiye Şubat sayısını okumak için TIKLAYIN

featured Sürdürülebilirlik
1 Türkiye günde ortalama 3 saat 38 dakika televizyon izliyor: Peki, en çok hangi bölgeler TV izliyor?
Türkiye günde ortalama 3 saat 38 dakika televizyon izliyor: Peki, en çok hangi bölgeler TV izliyor?
2 Brandverse Awards başvuru tarihi uzatıldı!
Brandverse Awards başvuru tarihi uzatıldı!
3 YouTube Rating Report: En çok izlenen ekonomi kanalları
YouTube Rating Report: En çok izlenen ekonomi kanalları
4 Google'ın yapay zeka aracı "Pomelli" Türkiye'de kullanıma açıldı
Google’ın yapay zeka aracı “Pomelli” Türkiye’de kullanıma açıldı
5 Şubat ayında sosyal medyanın zirvesine yerleşen markalar
Şubat ayında sosyal medyanın zirvesine yerleşen markalar
Güncel Haberler
Sürdürülebilirlikte "niyet"ten "hedef"e geçiş çağı başladı
Sürdürülebilirlikte “niyet”ten “hedef”e geçiş çağı başladı
Türkiye’de üretken yapay zeka kullanım oranı ne?
Türkiye’de üretken yapay zeka kullanım oranı ne?
Aynı ofis, farklı deneyimler: Kadın çalışanlar nasıl bir iş yeri deneyimi yaşıyor?
Aynı ofis, farklı deneyimler: Kadın çalışanlar nasıl bir iş yeri deneyimi yaşıyor?
Sosyal Medya
  • FACEBOOK
  • TWITTER
  • LINKEDIN
  • INSTAGRAM
  • YOUTUBE

İlgili Haberler

ChatGPT'de reklamlı dönem başladı
Haberler
ChatGPT’de reklamlı dönem başladı
Gülben Dikmen
10 Şubat 2026
TikTok mercek altında: Kapatma talebiyle hukuki süreç başlatıldı
Haberler
TikTok mercek altında: Kapatma talebiyle hukuki süreç başlatıldı
Marketing Türkiye
20 Ocak 2026
Yandex, Türkiye için özel olarak geliştirdiği "Yandex AI"ı tanıttı...
Haberler
Yandex, Türkiye için özel olarak geliştirdiği “Yandex AI”ı tanıttı…
Marketing Türkiye
12 Şubat 2026
Satın alma yarışında denge değişti: Netflix çekildi, Paramount kazandı
Haberler
Satın alma yarışında denge değişti: Netflix çekildi, Paramount kazandı
Nafizcan Önder
2 hafta önce
  • Yarışmalar
  • Temsilcilikler
  • Etkinlikler
  • Yayınlar
Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar
Temsilcilikler Temsilcilikler Temsilcilikler
Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler
Yayınlar

Esentepe Mahallesi, Kore Şehitleri Caddesi, No:7, Yegane Apartmanı, Kat: 2, Daire: 4,
Şişli/İstanbul

[email protected]
0 (212) 211 11 12

  • Haberler
  • Yazarlar
  • Söyleşiler
  • Yaratıcı İşler
  • Etkinlikler
  • Kariyer
  • Üye Girişi
  • Kayıt Ol
  • Hakkımızda
  • Künye ve İletişim
  • KVKK Açık Rıza Beyanı
  • Mesafeli Satış Sözleşmesi
  • Gizlilik, Kişisel Verilerin Korunması ve İşlenmesi Politikası

©2026 Rota Yayın Yapım Tanıtım Tic. Ltd. Şti. Bu Sitede Bulunan Yazı Ve Çizimlerin Her Hakkı Saklıdır.

Abone Ol
  • Haberler
    • Ajanslar / Konkur
    • Atamalar
    • Dijital
    • KSS
    • Haberler
    • Insights
    • Trend
    • Marketing Türkiye 101
    • Türkiye’nin Gündemi
  • Yaratıcı İşler
  • Dergiler
  • Etkinlikler
  • Söyleşiler
  • Kariyer
  • Yazarlar
  • Araştırma

© 2001 Rota Yayın Yapım Tanıtım Tic. Ltd. Şti. Bu Sitede Bulunan Yazı Ve Çizimlerin Her Hakkı Saklıdır.

Asquared WordPress Agency tarafından tasarlanmış ve kodlanmıştır.