Türk medyası güce tapıyor!

Uzunca bir süredir aldığı reytinglerle ana haber yarışında liderliği kimseye bırakmayan FOX TV Ana Haber’in Anchorman’i Fatih Portakal, pek çok araştırmaya göre de şu anda ekranların en sevilen ana haber sunucusu konumunda. “Sunduğum tüm haberleri yaşıyorum” diyen Portakal yayınlarda siyasi görüşünü açık ettiğini söyleyenlere ise kızıyor: “Hangi partiye oy vereceğimi kim biliyor?” Medyanın içinde bulunduğu tabloyu “berbat” olarak tanımlayan Portakal’a göre bugünün medyası güce tapıyor.

Röportaj: Ferruh Altun ferruh@marketingturkiye.com

OX TV Ana Haber Anchorman’i Fatih Portakal öyle gazetecilik aşkıyla yanıp tutuşurken mesleğe adım atan isimlerden değil. İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme okuyan Portakal, stajyer muhabirlik için oldukça geç sayılabilecek bir yaşta, 29 yaşında, o yıllarda Star TV’nin başında bulunan Merhum Ufuk Güldemir’in kapısını çalar. 2004 yılında Star TV’nin el değiştirmesiyle birlikte işten çıkarılan Portakal kısa bir aradan sonra Doğan Haber Ajansı’nda muhabir olarak İzmir’de çalışmaya devam eder. Fatih Portakal’ın hayatını değiştiren telefon ise medya dünyasına kazandırdığı onlarca gazeteciyle tanınan, mesleğin duayen ismi Mehmet Ali Birant’dan gelir. Birand’ın teklifiyle İstanbul’a gelip Kanal D’de muhabirlik yapmaya başlayan Portakal artık ekran önünde kendine yer bulmuştur. Ancak yıllar geçtikçe sıkılır muhabirlikten. Nihayet aradığı fırsat FOX TV’de çıkar karşısına. FOX TV’nin sabah haberlerini sunmaya talip olan Portakal, FOX TV Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk’ün onayını da alınca kameranın karşısına geçer ve tam üç yıl haftanın beş günü, üç saat 45 dakika canlı yayın sunar. Nihayetinde kendini izleyiciye kabul ettiren  Portakal, bu üç yılın ardından FOX TV Ana Haber’in Anchorman koltuğuna oturmayı başarır… DORinsight’ın Marketing Türkiye için gerçekleştirdiği ve 1 Mayıs tarihinde yayınladığımız “Marka Spikerler Araştırması”na göre Fatih Portakal şu sıralar Türk halkının en beğendiği Anchorman konumunda.

Mehmet Ali Birand’ın arayıp iş teklif etmesi sizin için bir dönüm noktası. O sebeple oradan başlayalım söyleşimize. Birand sizi aradığında ne hissetiniz?

Her şeyden önce insan şaşırıyor. Mesleğin böylesi önemli bir ismin ta İzmir’deki bir muhabirin çalışmalarını görüp araması ve İstanbul’un kapılarını açması her gün rastlanan bir durum değil. Kendi adıma fark ettiren işler yapmış olmaktan dolayı mutlu oldum.  Hele de bu isim Mehmet Ali Birand olunca başka bir mutluluk veriyor. Ben aslında kısa süre de olsa Ali Kırda ile de Uğur Dündar ile de çalıştım. Ama farkı fark eden Birand oldu. Tabi Birand’ın bir keşfetme tarafı vardı. Gözlemi çok kuvvetli ve ne istediğini bilen bir isimdi. Eğer o telefon olmasaydı ben hâlâ İzmir’de olacaktım ve belki başka bir iş yapıyor olacaktım.

FOX TV’ye geçişiniz nasıl gerçekleşti?

Sabah haberlerini sunan İrfan Değirmenci Kanal D’ye transfer olunca FOX TV Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk’ü aradım ve sabah haberlerini ben sunmak istiyorum dedim. Çünkü Kanal D’de muhabirlikten bıkmıştım artık ve bir risk alıp kendime yeni bir yol çizmem gerekiyordu.  Doğan Şentürk’te bana güvendi ve gelip başladım. Benim işlerim hep karşılıklı güvenle yürüdü. En başta Ufuk Güldemir güvenip beni işe aldı. Ardından Rahmetli Birand sonrasında da Doğan Şentürk’ün güveni beni buraya getirdi. Sanırım karşıdakine “Bu adam yapabilir” izlenimini veriyorum.

Aslında uzun zamandır sizin anchorman olacağınız yönünde bir beklenti vardı. Siz de bu beklentiyi hissediyor muydunuz? 

Tabi insan kendine konduramıyor bunları. Çünkü bu koltuklar önemli isimlerin devrettiği önemli koltuklar. Bu sorumluluğun altında kalmamamız, hakkını vermeniz gerekiyor. Muhabirken de ekranda iyi olduğumu biliyordum. Ama anchorman olmak için kendime zaman tanımam gerekiyordu ki hâlâ daha zamanım olduğunu düşünüyorum. Ama ben her şeye bir zaman sınırı koyarım. Sabah haberleri için de kendime üç yıllık bir zaman koymuştum ki tam üç yıl sabah haberlerini sundum. İyi ki de sabah haberlerini sundum çünkü bana çok şey kattı.

Kimi örnek alıyorsunuz kendinize?

Ben muhabirliğe ilk başladığım yıllarda Güven İslamoğlu’nu örnek alıyordum. Ama daha sonra onun bazı özelliklerinin bana uymadığını görünce kendime göre farklı bir tarz oluşturmaya başladım. İyi ki Mehmet Ali Birand’la çalıştım çünkü bana çok büyük faydası oldu ve ondan da çok şey öğrendim. Her dönem beğendiğim ve bazı yönlerini örnek aldığım isimler oldu. Ama hep kendi üslubumu yaratmaya da çalıştım. Benim en büyük farkım sanırım prompter kullanmamam. Sabah haberlerinde de ana haberde de tüm haberleri doğaçlama sunuyorum. Öncesinde 45 dakikalık bir hazırlık yetiyor bunun için. Çünkü zaten gün boyunca gündemi takip ediyorum. Öyle olunca prompter’a gerek kalmıyor. Bir de ben haberleri okuyarak değil izleyerek takip ederim. Yazılı metin çok şey anlatmıyor. Önemli olan görüntünün ne dediği. Montajı biten habere bakmak yetiyor o zaman.

Sunduğunuz ana haber uzun zamandır en çok izlenen ana haber bülteni konumunda. Sizce bu başarının altında yatan sebep ne?

Bu soruya yanıt vermek zor çünkü kendim için ne söyleyebilirim ki? Belki biraz samimiyet, doğallık, konuşan bir bülten hazırlamamız, enerjisinin yüksel olması ve bir duruşunun olması bunda etkili olmuştur. Meselesi olan bir yayıncılık yapıyoruz. Birçok olayla ilgili yorum yapıyoruz çünkü halkın söylemek istedikleri var. Önemli olan da haberi izleyen seyircinin haber sonrasında ne söyleyeceğini öngörüp ona tercüman olabilmek. Ben bunu yapabilmeyi uzun yıllar muhabirlik yapmama bağlıyorum. Çünkü sahada çalışmasaydım bu duygulara sahip olamazdım ve izleyicinin ne dediğini tahmin edemezdim. Birçok insanı bu açıdan yakaladığımı düşünüyorum. Bir yıl kadar radyoculuk yapmam da bunda etkili oldu. Radyoculuk yaptığınızda sesinizi, vurgularınızı çok iyi kullanmayı öğreniyorsunuz ve radyoda dinleyici mutlaka son noktayı koymanızı, yorumu yapmanızı bekler. O son cümleyi söyleyebilirseniz dinleyiciyi yakalarsınız. Bitirici cümleyi kurmak önemli ki ben o bitirici cümleyi koyabildiğimi düşünüyorum.

Bir dönem Mehmet Ali Birand, Ali Kırca ve Uğur Dündar ana haberde kıran kırana bir rekabet içindeydi. Şimdi bu isimlerin hiçbiri ekranda değil. Bu durum rekabette neleri değiştirdi?

Bu isimler mesleki anlamda çok önemli, büyük isimlerdi. O isimlerin bir yıllanmışlığı vardı. Biraz da geç anchorman oldular. Birand ve Dündar 65 yaşlarında, Kırca 55 yaşlarında anchorman oldu. Ben ise ana haberi ilk sunduğumda 45 yaşındayım. En azından 10 yaş daha erken oturdum o koltuğa. Ama ana haberdeki rekabette bir değişim yok. Bugünde büyük bir rekabet var ki ben şuanda daha kaliteli bir habercilik yapıldığını düşünüyorum. Mesele bizim bültenimiz daha risk alan, elini taşın altına koyan bir bülten. Korkusuz ve cesur bir bülten yapıyoruz. Reklamveren de yaşanan rekabete göre bir tercih yapıyor.

Habercilik refleksinin dışında reyting refleksiyle de bülteni şekillendirdiğiniz oluyor mu?

Olmaz olur mu? Sonuçta biz bir reyting mücadelesi de veriyoruz. Ama önemli olan yayınlanan işin bir haber değerinin de olması. Halkın sevdiği haberler belirleyici oluyor. Mesele halk siyaset haberlerini çok seviyor, meclisteki polemikleri çok seviyor. Ne yazık ki meclisteki kavgalar çok reyting alıyor. Biz bunları anlık reytinglerden net olarak görebiliyoruz. Üçüncü sayfa haberleri, cinayet ve kaza haberlerini çok izliyor Türk insanı. Ama yine de üçüncü sayfa haberlerini azalttık ve kendi muhabirlerimizin özel haberlerine ağırlık vermeye başladık. Emekli, memur, işçi, çalışan, işsiz ve çocuk haberlerine, hastalık gibi bireyi ilgilendiren haberlere bültende daha çok yer ayırıyoruz. Bizim temel amacımız da bu haberleri izlettirebilmek. Muhabirlerimize de “bu haberleri izlettirin” diyoruz. Çünkü bu haberler izlenir olduğu takdirde reyting getirir, bülten para kazanır ve haberler de kitleye ulaşıp karşılık bulur.

Medyada kime sorsanız bir baskıdan bahsediyor. Siz medya özgürlüğü konusunda ne düşünüyorsunuz?

Baskı var tabi. Ama FOX TV’de bu baskıyı hissetmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Bugüne kadar hiçbir bakandan “Neden bu haberi yaptın?” diye telefon almadım. Arayıp yaptığımız haberlerle ilgili bilgi alıyor ya da bilgi veriyorlar o kadar. Bu bizim doğru yolda olduğumuz gösteriyor. Mesele kıdem tazminatıyla ilgili yaptığımız haberden sonra Bakan beni aradı ve “Fatih Bey kıdem tazminatı sürdürülebilir bir durum değil” dedi. Biz aynı zamanda gündem yaratan ve hükümet tarafında da takip edilen bir bülten yapıyoruz. Bir yetkili arayıp “Bu haberi neden yaptınız?” diye sorarsa ben zaten istifa ederim. Bu saatten sonra başka bir Fatih olamam. Duruşum ve ilkelerim değişmez.

Siyasi anlamda tarafınızı ortaya koymanız da çok eleştiriyor. Özellikle HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı konuk ettiğiniz programda sorduğunuz sorular, jest ve mimikleriniz çok eleştirildi…

Tabi ki herksin bir düşüncesi var ama asla bunu yayına yansıtmam. Ben kime oy vermeyeceğimi biliyorum ama kime oy vereceğimi henüz bulamadım. Tavırlarım mimiklerim birilerini rahatsız etti mi bilmiyorum ama ben sormam gereken soruları sordum. Karşımda ayna olmadığı için jest ve mimiklerimi göremiyorum tabi. Herkesin kendine göre bir üslubu var. O koltukta oturan Cumhurbaşkanı ya da Başbakan da olsaydı aynı tavırla sorardım. Neden korkayım ki? En kötü ne olabilir? Yönetime “Bu adamla çalışmayacaksınız” derler en kötü onun da ötesi yok. Açlıktan da ölmeyiz sonrasında. Cumhurbaşkanı’ndan, Başbakan’dan neden korkayım? Onlar bizim onayımızla, halkın oyuyla oralardalar. Sorun eleştiriye tahammülsüz olmamız. Selahattin Demirtaş’a karşı mimiklerimi beğenmemişler! Ne biliyorlar belki oyumu ona vereceğim! Ben gazeteciyim ve sormam gereken soruları sormak zorundayım. İlerde kötü anılmamak için görevimi yapmak zorundayım. Kimse beden dilinden niyet okumasın!

Medyanın içinde bulunduğu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Berbat bir tablo var ortada. Güce tapan, güçlü olanın yanında yer almak isteyen bir medya var. Ama bu da bir tercih ve ben buna sayı gösteriyorum. Mesela 1980 İhtilali’ni yapan Kenan Evren öldü geçen hafta. Allah rahmet eylesin, arkasından konuşmak istemiyorum. Ama İhtilal yaptığında kendisine methiyeler düzülüyordu. Benim bir listem vardır ve her 12 Eylül’de çıkartır okurum. Kaç insan öldürüldü, kaç insan gözaltına alında, kaç insan işkence gördü, kaç gazeteci hapse girdi hepsi kayıtlı o listede. Evren öldükten sonraki ilk yayında da okudum ve şunu söyledim ki bu bugün baştakiler için de geçerli: “Bulunduğunuz döneme aldanmayın. Bu yalancı, sahte bir dönem. Evren’in cenazesinde arkasından beddua edildi. O yüzden 30 yıl, 50 yıl sonrasını düşünmek gerekiyor.” Bu gazeteciler için de geçerli.

Medyada “güce tapma” konusunda “Bu bir tercih, sağuyu duyuyorum” dedeniz. Gazetecinin böyle bir tercih yapma hakkı var mı?

Tercih edilebilir. Ben bunu sorgulayamam. Bu beni aşan, gazetecinin kendi vicdanıyla ilgili bir durum. Eğer vicdanı rahatsa ne diyebilirsiniz ki?

Kimi rakip olarak görüyorsunuz?

Dört-beş büyük kanal yarışıyor ana haberde ve hepsi de benim rakibim. Özellikle birini rakip aldığım yok. Hepsi birinci olmak istiyor. Altı-yedi aydır biz açık ara birinci gidiyoruz ama bu yarın da böyle devam edeceği anlamına gelmiyor. Heyecan her gün yeniden şekilleniyor.

Kadın sayısı artıyor ana haberde ama yine de erkekler daha çok izleniyor. Bunun nedeni nedir?

Bunun nedeni ataerkil bir toplumdan geliyor olmamız. Bizim haber merkezimizde de çok sayıda muhabir kadın var ama her yerde olduğu gibi kadın yönetici sayısı az. Ne yazık ki medyanın fıtratında var bu. Bunun aşılması ve kadınların haberin yönetiminde de yer alması gerekiyor. Ama kilit nokta bundan sonra haber sunacak olanların haberin mutfağından yani muhabirlikten gelecek olması. Tabi ki FOX Haber Merkezi’nin çok büyük katkıları var ama benim başarılı olmamda muhabirlikten gelmemin katkısı da büyük. Muhabirlikte olayı yaşıyorsunuz ve haberi yaşamayı öğreniyorsunuz. Ben bugün sunduğum tüm haberleri yaşıyorum.

Çok reyting almak iyi haber bülteni yapıldığının bir göstergesi midir?

Hayır. Biz altı aydır birinci gidiyoruz ama çok iyi bir bülten hazırlıyor muyuz? Bu ayrıca incelenmesi gereken bir konu. Belki izleyici sadece benim yorumlarım için izliyor, belki haberin kalitesi için izliyor, belki sadece sunum için izliyor. Bunu bilemeyiz. Ama eskiden dünyadan çok fazla kaza haberi yayınlanırdı. Bunu sevmediğimi söylerdim de. Çin’in sesi, Rusya’nın sesi olmayı barakalım, siyaset haberlerini uzatalım derdim. Sağ olsunlar yönetim de itibar etti ve bunu yaptık. Yurttaşın sesine kulak veriyoruz ve sokaktan haberler veriyoruz. Bunlar bültenimizin kalitesini artırdı. Vatandaş neyi merek ediyorsa ona yer veriyoruz.

 

FOX TV Ana Haber Anchorman’i Fatih Portakal

“O haberlerdeki insanlardan tiksiniyorum” 

Tek bir yerde oto-sansür uyguladığımı fark ediyorum. O da çocuk tacizi haberlerinde… Yoksa siyasi anlamda hiçbir sınırlama koymuyoruz kendimize. Çocuk istismarı haberlerini kişisel olarak sevmiyorum ve sunmak da istemiyorum. Çünkü o haberlerdeki insanlardan tiksiniyorum, sunamıyorum haberi. O kadar ağırıma gidiyor ki çizgiyi aşıp yayında söylenmeyecek şeyler söyleyeceğimden, küfredeceğimden korkuyorum. İçinde din öğesi olan haberleri de aynı şekilde sunmak gelmiyor içimden. Haber masası yayınlayalım dediğinde yayınlıyoruz ama kişisel olarak tercihim olmaz.”

İLGİLİ HABERLER