“Ben şöhret olacak adamı gözünden tanırım!”

Tümay Özokur…. Şüphesiz ki Türkiye’de derinliği olan kadınlardan biri. Aynı zamanda sektörün de derya denizi. Uzun yıllar medyada var olması bir de psikolojiye olan tutkusu ona bambaşka bir yeti kazandırdı… O herhangi bir yüze baktığında o yüzün ışığını görüyor ve milyonları peşinden sürükleyip sürüklemeyeceğini biliyor. Hatta kendisi de “Bu konuda mütevazı davranamayacağım, kusura bakmayın! Bir oyuncu adayı fotoğrafta verdiği pozdan, sesinin tonuna varıncaya dek bana çok sayıda ipucu veriyor. Bu zamana dek hiç yanılmadım” diyor. Ama tüm bunlardan önce soruyor; “Oyuncu mu olmak istiyorsun şöhret mi?” diye…

Röportaj: Özlem Terzi

İşimiz gereği o kadar çok isminizi duyuyoruz ki; her birinin hayatında sizinle tanışmanın anlamlı bir hikâyesi var. Kimisi bunu kader olarak tanımlıyor, kimisi şans diyor kimisi de sizi kariye- rinin bir basamağı olarak görüyor… Peki ya siz?

Hiç kimse hayatı geldiği gibi yaşamıyor artık, çocuk, genç ya da yaşlı hepimiz hayatı sorgular olduk. Varlığımızın nedenini bulmaya çalışıyoruz, aydınlandık, daha çok soru soruyor ve cevapsız soruların da peşini bırakmıyoruz. Elbet kader, şans benzeri haklı ve gerçek inanışlarımızda var onları cepte tutarak diğer soruların cevaplarıyla adımlarımızı atıyoruz. Ben dahil birçoğumuz hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanıyoruz. Tesadüf dediğimiz noktaya kaderimiz ve şansımız bizi taşıyor. 45 yılı geri bıraktığım yolculuğumda, kimler yol arkadaşım olduysa mutlaka bir iz bırakarak gitti. Bazen mutlu olduğum bazen hayal kırıklığı yaşadığım anıları bıraktılar bana, hepsi için minnettarım. Beni büyüttü, olgunlaştırdı, doğru ve yanlışı ayrıştırmama çok yardımcı oldu.16 yıl önce kuruldu ajans ve niceleri geldi niceleri gitti, ben bir tarafım morg bir tarafım doğumhane diyorum. Bazı sanatçılarımızla yıllara meydan okuyoruz. Vefada eksik olmayanları gülümseyerek anıyorum. En hassas duygulardan biri vefa, vefasız olan insandan korkarım ben. Ama hepsini iyi ki tanıdım, hepsiyle anlamlı günleri paylaştım. Ben yolculuklarında başarılar diliyor ve hepsine te- şekkür ediyorum bana kattıkları değerlerden ötürü. Artık biliyorum ki, başarısızlıklarından beni başarılarından kendilerini sorumlu tutacaklar. İnsan olmanın dayanılmaz hafifliği… Ama o kadar değerli insanlar tanıdım ki, o kadar kocaman yüreklerce sevildim ki hep diyorum ve hep de diyeceğim iyi ki bu işe başlamışım. İşime aşığım ben.

Sizin hikayeniz nedir peki? Tümay Özokur bu sektöre nasıl adım attı?
Benim üniversite tercihlerimin sekiz tanesi psikoloji idi o zamanlar 18 tercih hakkınız vardı, insanla ilgili her duygu benim ilgimi çekerdi. Ortaokul itibarıyla arkadaşlarım roman ben ise psikoloji kitapları okurdum. Maalesef eğitim sisteminin açmazları benim psikolog değil kimya mühendisi olmama sebebiyet verdi. Babam Naci Özokur bir dahiliye mütehassısı olarak “her hastalığın sebebi psikolojik” derdi, bugün hayatımda hep bu cümlenin sağlamasını yapıyorum. Mühendis oldum ama ortağım ve ablam olan Tules Evren’in eğitimini aldığı televizyon sektöründe çalışmakta karar kıldım. Ben fabrikada sabah 9 akşam 6 çalışacak bir insan değildim, yerimde duramıyordum. Sektörün kamera önü, kamera arkası, yazılı ve görsel basını derken sektörel anlamda keşfetmediğim alan kalmadı. En son Gurbetçiler dizisinde genel koordinatör olarak görev yaptığım sırada, oyuncu bulmak konusunda yaşadığım çaresizlikler dizi bitimi sonunda bana Türkiye’nin ilk oyuncu ajansını açtırttı. Reklama hizmet veren ajanslar elbet vardı, dizilere figürasyon veren oyuncu ajansları da vardı ama tamamıyla sektöre oyunu olan kişilerin sunulduğu bir menajerlik sistemi yoktu.

Ve yolculuğumuz böylece başladı. Peki, bu süreçte keşkeleriniz oldu mu?
Keşke, keşkesiz bir hayatımız olabilse. Her zaman kafamı kurcalamıştır “Yaşadıklarımızdan mı pişman olmak, yaşayamadıklarımızdan mı pişman olmak…” açıkçası cevabını halen bulamadım. En iyisi sanırım hiç pişmanlık duymadan yaşamak, yaşarken de pişmanlık duyulabilecek veballerden uzak durmak. Ama itiraf edebilirim ki çok az “Keşke” dediğim şey var. Keşke doktor olabilseydim halen diyorum mesela. Keşke daha erken anne olabilseydim, üçüncü çocuğa hayır demezdim o zaman… Hayatımdan, halimden çok mutlu ve memnunum, olması gereken neyse yaşıyorum ve yaşayacağım. Hepimizin sıkça unuttuğu şeyi ben artık sıkça yapıyorum. Sürekli şükrediyorum, çok iyi geliyor kendime sahip olduğum her ne varsa hatırlatmak.

Tümay Özokur Kariyer ve Şöhret Yönetimi Ajansı bu yıl 16’inci yılını kutluyor… Bu 16 yıl nasıl geçti? Türkiye’de ne değişti? Siz nelere öncülük ettiniz?
Daha nice seneleri kutlayacağız inşallah. 16 yıl; başarılı, verimli, nefes almayı nerdeyse unutarak, zaman zaman sükûnetle, sıkça stresle geçti. Türkiye’de bırakın yılı zaten her an birçok şey değişiyor. Ama net söyleyebilirim geçen iki sene itibariyle ülkemizde yaşananlar sektörümüze ilk kez bu denli müdahil oldu. Bizim sektör genellikle daha özerk bir pozisyondaydı şimdilerde maalesef koşullar farklılaştı. Sektörel mutsuzluğumuz hat safhada. Çok fazla iş var gibi gözükse de istikrar kalmadı. İnsanlar bırakın ev almayı çalı süpürgesi alırken düşünür oldular. Çünkü işe gideceğim diye uyanıp bir telefonla işsiz kaldığını öğrenen onlarca insanımız var. Biz oyuncuların kariyer yolculuklarına profesyonel anlamda yoldaşlık yapan ilk oyuncu menajerlik kurumuyuz. Bu sa- dece oyuncuyu değil aynı zamanda yapımcıyı da çok rahatlattı. İnsanın kendini anlatması oldukça zor, aracılığımız işleri kolaylaştırdı. Diğer taraftan bir yapımcımız bana “siz emlakçı gibisiniz, biz evi bulmak için ona gider, evi bulunca da ev sa- hibiyle anlaşıp emlakçıyı devre dışı bırakmaya çalışırız” demişti maalesef bu da bizim mesle- ğimizin cilvesi… Türkiye’de öncülük yaptığımız en önemli konulardan biri, biz sanatçımızın sadece iş odaklı değil ruhsal odaklı ihtiyaçlarını da düşünerek, Psikoterapist Çağatay Öztürk ile çalışıyoruz. Sanatçımızın beden sağlığı kadar ruh sağlığı da bizim için çok önemli. Onların manevi mutlulukları her şeyden değerli.

Söyleşinin devamı Marketing Magazine Kasım sayısında!

İLGİLİ HABERLER