Kriz mi, kaos mu?

Konu, tahmin edilenden de daha ciddi. Mesele sadece olaya iletişim bo­yutunda nasıl yaklaşıla­cağının tartışılmasından oluşmuyor. Bireysel olarak, toplumca ve tüm kurumlarca nasıl pozisyon alınaca­ğının da işaret fişeğini oluşturuyor.

Mart ayının ikinci haftasında, neredey­se aynı günlerde, iki farklı mecrada iki yazı yayınlandı. Biri hasbelkader bana aitti… Diğeri, hem yıllardır tanıdığım saygıdeğer meslektaşım hem de fikir­lerinin zenginliğiyle dostluğumuzun sürekli gelişerek devam ettiği Salim Ka­dıbeşegil’e ait…

Yazılardan seçtiğimiz bölümleri aşağıda paylaşacağız. İsteyen internetten kısa bir aramayla tamamına da erişebilir… Salim kardeşimin yazdık­larına, düşüncelerine hiç katılmadığımı belirteyim… Ancak içinde bulunduğumuz dönem fikirlerin çarpışmasının tadını çıkaracağı­mız cinsten değil maalesef… Ağzımızdan, kalemimizden çıkan her kelimenin yol açabileceği sonuçları öngörmemiz, olumsuz neti­celerin sorumlusu olmaktan kaçınmamız gerekiyor… Salim kar­deşimin de çok hassas olduğu gezegenimizin, milletimizin, tüm insanlığın ve insan haklarının selâmeti için böyle yapmalıyız…

Kadıbeşegil yazısında, bizim düşüncemizin aksine, koronavi­rüs’le mücadele sürecimizin, bir kriz ve onun iletişiminin yöne­timi süreci olmadığını, bunun bir kaos olduğunu çok güçlü bir biçimde söylemiş… Tabii durumun kaos olduğunu iddia etmek, ona göre çelişkinin “yönetilemeyeceği” anlamına da geliyor.

Bu da “Çıkın marketleri talan edin”, “Zaten yapılabilecek bir şey yok sokaklarda gezin, eş-dostla toplanın”, “Hijyen önlemlerine uymayın” demekten farksız… Ve asıl bu tavırdır işleri kontrolden çıkaracak… Çaresizlik hissiyle rasyonel düşünce ve davranıştan uzaklaştıracak… Ve sonunda bizi bir kaosa sürükleyecek olan…

Benzer düşüncelerde olan pek çok kişi, özellikle de sosyal medya ortamındakiler, şeamet tellallığı yaparak ürettikleri felaket se­naryoları üzerinden insanların ruhunu karartmaya, aklını karış­tırmaya özel gayret sarf ediyorlar.

“Bilim bir şekliyle bu salgının üstesinden gelecek. Buna hiç kuşku yok.”

İçinde bulunduğumuz olağanüstü süreç, pek çok konuda ken­dimizi eğitmemize yaramadı değil… Özellikle de sosyal medya ortamında dolaşan bilgi kirliliğine karşı kendimizi ve çevremizi korumak husu­sunda… Düne kadar bu tarz yalan-dola­nın zararları konusunda duyarsız olan­lar bile bugün bu tezviratın yaratacağı belirsizlik ve moral bozukluğunun far­kına varmış görünüyor… Kendilerini ve çevrelerini bunlara karşı korumaya gayret sarf ediyorlar… Geriye yalnızca “kötü niyetliler” kalmış gibi…

O nedenle Salim kardeşimin, ona hiç yakışmayacak bir karede yer alabilmesini, onlarla aynı cephede görülmesine neden ola­bilecek böyle bir yazıyı yazabilmesini yadırgadığımı söylemeli­yim… Açıkçası çok üzüldüm…

Kaos, malum olduğu üzere, sebep-sonuç ilişkilerinde “bilinmeye­nin” egemen olduğu hâllerde ortaya çıkar. Oysa, Kovid-19 konu­sunda bilinmeyen neredeyse hiçbir şey yok. Sadece “becerikli” ve “beceriksiz” kriz yöneticileri var.

Aslında Salim kardeşim yazısında kendi düşüncesini de çürüt­müş… Şöyle demiş: “Bilim bir şekliyle bu salgının üstesinden gelecek. Buna hiç kuşku yok.” Ancak, hangi tasallutla bunun bir kaos olduğunu iddia ettiğini anlayabilmiş de değilim… Anladı­ğım yalnızca istemeden de olsa bu görüşün yayılmasıyla neden olunabilecek kontrolsüz sonuçlardır…

Nitekim bazı iletişimciler atlayıvermişler bu kaos fikrinin üzeri­ne… Öyle ya “Olay kaossa iletişim yapmaya da gerek yok.”

Dilerseniz önce Salim Kadıbeşegil’in “Koronakaos” başlıklı yazı­sını hatırlayalım:

“Şimdiiiiiii! Herkes önüne bir beyaz kâğıt çeksin… Kalemi­ni eline alsın… En tepeye kocaman harflerle: ‘Bu bir kriz değil KAOSTUR’ yazsın. Altına da ‘Hiçbir şey eskisi gibi ol­mayacak’ cümlesini iliştirsin… Sonra arkasına yaslansın. Düşünsün. Kriz ile kaos arasında ne fark var diye. Aklın­dan şöyle bir şey geçsin; ‘Kriz yönetilebilir bir şeydir kaos yönetilemez…’ Öyle ya; kriz yönetimi diye bir şey var. ‘Kriz iletişimi yö­netimi’ diye bir şey uydurduk kriz yönetiminden tamamen farklı bir disiplin olduğu için. Hatta ‘kriz yönetiminin yüz­de 99’u kriz iletişimi yönetimidir’ dedik.

Krizler yönetilebilir olgulardır. Zamanında teşhis, doğru tedavi ve hepsinden önemlisi güvenilirlik boyutları ile üstesinden geli­nebilir.

Plan yapılabilir. Hasar tespiti, doğru bilgiye erişim, bilginin işlen­mesi, onarım süreci, radikal kararlar… Etkili bir liderlik. Açıklık, şeffaflık… Yeri geldiğinde ‘özür dilemek’… Krizin sıcak dönemin­den, soğumaya doğru usulca taşların yerine oturması… Bunlar doğru iletişim araçları ile bütünleştiğinde krizler yönetilir.

Geriye bir tortu bırakır. Acımsı bir tat damakta durur. Ama temel alışkanlıklarımızı terk etmeye zorlansak bile yeni alışkanlıkları­mız bunların yerine geçer ve bir süre sonra ‘hayat devam eder.’

Kaoslar öyle değil. Çünkü kontrol edilemez. Bu nedenle sadece ‘an’ yönetilir. Ne, neden olmuştur, belli değildir. Doğru bilgiye erişim zaten yoktur.

Var olana, masaya konana ‘itibar’ etmek durumunda olduğumuz bir süreçle baş başayızdır. Her şey, ama her şey 3-5 saat sonra tersine dönüşebilir. Bambaşka bilgilerle karşılaşabiliriz. Küsme­ce, darılmaca yok. Çünkü bu bir kaos!”

Toplum krizin iyi yönetildiğini düşünüyor

Yazının girişinden iki bölüm böyle… Tamamını okumanızı şid­detle tavsiye ediyoruz. Biz aynı günlerde Kadıbeşegil’in yazısın­dan habersiz yayınlanan “Hız, Bilgi, Şeffaflık” başlıklı makale­mizde özetle şöyle demişiz:

“Araştırma şirketleri koronavirüs ile ilgili çalışmalarının netice­lerini açıklamaya başladılar.

Strateji Co. stratejik danışmanlık ile Era Araştırma ve Danış­manlık firması ortaklaşa çalışarak geçen hafta sosyal medyadan toplanan verileri analiz etmiş. Ulaştıkları sonuçlardan biri şöyle: ‘Türkiye’nin süreci diğer ülkelerden daha iyi yönettiğine dair ge­nel algının ve Türkiye’deki etkili kişilerin güven, itibar ve birlik mesajlarının halkı rahatlattığı görüldü.’

Toplam yüzde 65 oranındaki katılımcı Sağlık Bakanı Dr. Fahret­tin Koca’yı ya ‘başarılı’ ya da ‘çok başarılı’ bulmuş…

Areda Survey adlı şirketin yaptığı algı araştırmasının sonuçları da bir infografik olarak elimize ulaştı. Onların yaptığı çalışmaya göre de katılımcılar, Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs ile ilgili sü­reç yönetimini ‘başarılı’ (yüzde 73,1) bulmuşlar…

Tüm bu çalışmaların neticelerinden anlıyoruz ki koronavirüse dair ‘kriz yönetimi’ ve ‘kriz iletişimi yönetimi’ süreçleri ‘doğru’ yönetiliyor.

Kriz yönetimi ve kriz iletişimi yönetimi, iç içe geçmiş kavramlar olduklarından sıkça karıştırılır. Böyle kritik süreçlerden başarıy­la çıkılabilmenin yolu ise ikisinin de usulü veçhile yönetilebilme­sinden geçiyor.

Son zamanlarda ülkemiz, bu bağlamda ele alınabilecek üç kritik süreç yaşadı: Bahar Kalkanı Operasyonu, Elazığ Depremi ve ko­ronavirüs salgın tehlikesi.

Bu üç olay, krizi ve kriz iletişimini ‘doğru’ yöneten kişileri öne çıkardı: Millî Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı ve Sağlık Bakanı.

Sağlık Bakanı, Bilim Kurulu’nu toplayarak, İçişleri Bakanı AFAD’ı devreye sokarak ve Milli Savunma Bakanı da konuyu sa­dece operasyon bağlamında değil, tüm faktörleriyle açıklayarak bu başarıya ulaştılar. Bir kez daha görüldü ki, ‘Krizi yönetemez­seniz, krizin iletişimini hiç yönetemezsiniz.’

‘Kriz iletişimi yönetimi’nde üç nokta hayati öneme sahip olduğu tekrar tekrar kanıtlandı: 1. Hız, 2. Bilgilendirme Frekansı ve ka­nalı, 3. Şeffaflık.

İletişim boşluğu sevmez. Çünkü bu boşluk, dedikodunun, sosyal medya tezviratının, dezenformasyonun ve TV’deki ilgili-ilgisiz uzmanın yorumlarının yol açacağı ‘algı kaosu’na karşı bizi savun­masız kılabilir… Sonra da kamu vicdanının ‘yanlış’ yönlendirme­siyle dolabilir.”

İşte size iki görüş… Hangisi doğru, siz karar verin…

İLGİLİ HABERLER