Korona sonrası ne değişir, ne değişmez?

İstanbul Erkek Liseli Yönetici ve İş İn­sanları Platformu’nda (İELYİP) bir araya geldiğimiz toplantılarda bir de ko­nuşmacı konuğumuz oluyor. Toplantı artık dijital ortamda eş zamanlı yapılıyor tabii… Bugüne kadar aylık ritimler hâlinde düzenlediği­miz bu toplantıları haftalık periyotlara çekebilmemizde “dijital dönüşümün” hayatımıza ani girişinin rolü büyük.

Son toplantımızın konuğu, Psikiyatrist Dr. Ümit Yazman idi. İnsanların diğer canlılardan farklı olarak müthiş bir “uyum” kapasitesi olduğunu söyleyen Yazman, insan vücudunun bu kapasitesinin bir göstergesinin de “fizi­ki bağışıklık” sağlayabilme özelliği olduğunu ifade etti. Yüzyıllar boyunca bunca virüs ve bakteriye karşı insan varlığının sürmesinin nedenlerinden biri bu fiziki ba­ğışıklık işte; yani virüslere rağmen hastalanmamamızı, hatta hayatta kalmamızı sağlayan şey… İnsan yapısı, vi­rüs ve bakterileri ortadan kaldırmaya değil, onlara karşı bağışıklık kazanmaya daha elverişli… Aynı şekilde, bir mikrop gibi değerlendirebileceğimiz “kaygı” durumuna karşı da ruhun bir bağışıklık sistemi olduğunu söyledi Yazgan… “Ruhi bağışıklık” da devreye alınabilirse insan varoluşunu “doğru” sürdürebiliyormuş…

Sosyal bağışıklık!

Ümit Yazman, işte bu teorik sarmal doğrulusunda, “Sal­gın sonrasında davranışlarımızda hangi ciddi değişiklik olabilir?” sorusunu, “İnsan davranışları herhangi bir de­ğişiklik göstermeyecektir” şeklinde yanıtladı.

Biz de bu ikiliye, üçüncü unsuru eklemek isteriz. İnsanın mutluluğunun temeli olan fiziki ve ruhsal bağışıklık ya­nında, olayın bir de “sosyal bağışıklık” boyutu var bizce. Örneğin, Türkiye’de artık darbelerle iktidara gelinmesi mümkün değildir. Türkiye darbelere karşı nihayet sos­yal bağışıklık geliştirmiştir. Bahsi geçen üç alanın, yani fiziki, ruhsal ve sosyal bağışıklık yapılanmasının sağlık­lı yürümesi, bunlarla ilgili süreçlerin sağlıklı bir şekilde yönetilmesiyle mümkündür.

“Yönetim” ise günümüzde sağlam bir liderliği çağrıştır­maktadır. Bir zamanlar “gurularına (!)” milyonlarca do­lar, konferans ve yayıncılık sektörüne de yüzlerce milyon dolar kazandıran “kolektif liderlik”, “kolektif başa­rı”, “kolektif sorumluluk” gibi kavramlar ve “Arkanı dön, gözlerini kapa, kendini bırak benim kollarıma”, “Kimin katladığı paraşütle atlarsın?”, “Ayaklarımızı birbirine bağlayıp uyum içinde ortak sorumlulukla karşıdaki hedefe kadar yere düşmeden gidelim” gibi kolektif bilinç üzerine güven eğitimleri zaman için­de atrofiye uğramıştır… (Atrofi: Tıpta, 20 yaş dişi gibi, bir organ ya da dokunun kullanım dışı kaldığı için küçülmesi, çürümesi ya da yok olması.)

Bir liderde olması gereken özellikler neler?

Günümüzde, tüm süreçlerde, liderliğin altının çi­zildiği yaklaşımların egemenliklerini ilan ettikleri düşünce yapısı hâkimdir. Peki, bir liderde olması gereken özellikler nelerdir?

Yukarıdaki üç kavramı bünyesinde barındıran “ol­gunluk” liderliğin şartlarından biridir. Hele de için­de bulunduğumuz korona salgın süreci gibi iri ya da ufak krizlerin yönetilmesinde “liderlik” hayati bir gereklilik haline gelmiştir… Öte yandan, Yazman’a göre olgunluk, iki değişkene bağlıdır: Sorumluluk ve hazzı erteleyebilme yetisi… (Bu açıdan bakıldığında Ramazan ayının liderlik vasıflarının geliştirilmesi konusunda önemli bir ortam sağladığı söylenebilir.)

Konuşmacımız, liderlik konusunda insanların dü­şüncelerinin kesiştiği yer olarak “direnç” (resilien­ce) hususuna dikkat çekti. Biz buna “cesaret” ve “risk almak” da diyebiliriz. Ancak iki hasletle dona­tılmamış cesaret ve risk alma yetisi, yıkıcı bir kaba kuvvetten öteye gidememe tehlikesini de içinde barındırır. Nedir o iki haslet? Tabii ki, biri adalet; diğeri ise merhamet…

Bir de “özgürlük” kavramına değindi Ümit Yazman ve dedi ki: “İki tip insan olduğuna inanırım: Yaşa­yanlar ile -yaşayanları- izleyenler… Yaşam katıl­maktır katıl­maktır, seyretmekse ölüm… Yaşama etkin olarak katılmak, kendi sorumluluğunu almak; anlam kat­maktır. Bunları yapabildiğiniz zaman özgürsünüz…”

Firmalar “hijyen”e odaklanacak

Ümit Beyin sunumu, son günlerde dinlediğim en etkili konuşmalardan biriydi… İnsan hayatıyla ilgili -meli, -malı cümleleriyle ahkam kesen ve kopyala-ya­pıştır görüşleriyle şov yapan yarı cahil bilim adamla­rından çok farklıydı. Özellikle de insanlara bildikleri­ni yeni baştan düşünme şansını vermesiyle…

Buradan bakarak, korona salgını sonrası iletişim dünyası kendine nasıl bir yön belirleyecek diye dü­şünmeye çalıştım. Korona öncesi yıllara damgasını vuran “tüketim çılgınlığı” almış başını giderken bir­den bire ortaya çıkan “kriz durumu” önceliklerimizi değiştirmeye başladı. Artık, “canlılığın sürdürüle­bilmesi”, “sağlık”, “hijyen” gibi konuların her alanda öncelik kazanacağı aşikâr.

Sizler de rastlamışsınızdır: Perakende firmaları, sosyal medya hesaplarından müşteri siparişlerinin hijyen koşullarında hazırlanıp paketlendiğini ve ta­şındığını gösteren videolar paylaşmaya başladı bile…

“Canlılığın sürdürülebilirliği” hassasiyet kazanan konulardan… Ortaköy sahilinde kıyıya kadar gelen yunusların videosu sosyal medyada çokça paylaşı­lıyor… İnsan zulmünden kurtulan Pamukkale artık çok daha beyaz. İnsanlar, “Dünya, doğa kendine ge­lecekse evde kalmaya devam edelim” şeklinde tepki verebiliyor… Önlemler artırılacak

Öte yandan sokağa çıkma yasakları boyunca, sokak hayvanlarının beslenmesi için çaba harcandığını, belediyelerin bu konuda önlemler aldığını hatta bu hayvanları besleyenlerin yasaktan muaf tutulduğu­nu da görüyoruz.

Tabii “dijital dönüşüm” konusunda, “Nasıl yapalım; ne zaman yapalım?” eksenindeki bitmek bilmeyen tartışmalar da birden kesildi. Uzaktan eğitim ve ça­lışma süreçlerine aniden adapte olma konusundaki hayati ihtiyaç, çoğumuzu bu sistemle kucaklaştırdı. Sonrasında da eksiklerin hızla giderileceği, geleceğe dönük yatırımlarda mutlaka dijital süreçler üzerin­den ilerleneceği ve bununla da ciddî bir ekonomik tasarruf sağlayacağını öngörebiliriz.

Son derece “belirsiz” bir sürecin yol açtığı “kaygı” durumunu hep beraber deneyimledik. Bir daha bu duruma düşmemek için firmaların, kamu kurumla­rının ve kişilerin kendilerini koruyacak “Isı Kalkan”­larını güçlendirmeye yöneleceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bağışıklığını üç alanda da sağlamlaş­tırmış, cesur, merhametli, adalet duygusu gelişmiş, olgun liderlere sahip ülkeleri ve kuruluşları rekabet avantajı sağlayacakları bir dünya bizi bekliyor…

İLGİLİ HABERLER