
Türkiye’de obezite algısı: Her 3 kişiden 2’si “kişisel tercih” diyor
Dünya Obezite Günü kapsamında Ipsos tarafından açıklanan Global Obezite Algısı Araştırması, obeziteye ilişkin toplumsal algılar ile bilimsel gerçekler arasındaki dikkat çekici uçurumu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de obezite ile yaşayan bireylerin üçte ikisi, bu durumu “kişisel tercihlerle önlenebilir” olarak görüyor. Oysa Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi kronik ve tekrarlayıcı bir hastalık olarak sınıflandırıyor.
14 ülkede gerçekleştirilen ve obezite ile yaşayan bireyler ile yaşamayanların algılarını karşılaştıran araştırma, Türkiye’de obezitenin çoğu zaman tıbbi bir durumdan ziyade bireysel sorumluluk ve disiplin meselesi olarak değerlendirildiğini gösteriyor.
Ön yargılar yardım aramanın önünde engel oluşturuyor
Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de obezite ile yaşayan bireylerin yüzde 71’inden fazlası, obezitenin yalnızca diyet ve egzersizle çözülebileceğini düşünüyor. Bu oran, araştırmanın kapsadığı ülkelerin ortalaması olan yüzde 63’ün üzerinde.
Bireylerin yüzde 56’sı obezitenin temelinde genetik ve biyolojik faktörlerin bulunduğunu kabul etse de, çoğunluk hem hastalığın ortaya çıkışında hem de çözümünde kişisel sorumluluğun belirleyici olduğuna inanıyor.
Öte yandan Türkiye’de obezite ile yaşayan bireylerin yüzde 76’sı, obezitenin sürekli takip gerektiren tıbbi bir durum olduğunu kabul ediyor. Bu oran da araştırmaya katılan ülkelerin ortalaması olan yüzde 71’in üzerinde.
Ancak araştırma, kendini suçlama eğiliminin ve obezitenin hastalık yönünün yeterince anlaşılmamasının, bireylerin profesyonel destek aramasını zorlaştırdığını ortaya koyuyor. Obezite ile yaşayan bireylerin yüzde 80’i kilo vermeyi düşünmüş ya da bu konuda tavsiye almış olsa da, yalnızca yüzde 35’i son bir yıl içinde doktora başvurmuş. Katılımcıların yüzde 52’siyse kilo yönetimiyle ilgili bilgileri çevrim içi kaynaklardan veya yakın çevresinden edinmeyi tercih ediyor.
Kronik bir hastalık, ancak bireysel disiplin olarak görülüyor
Araştırmaya göre Türkiye’de kilosu nedeniyle doktora başvuran obezite ile yaşayan bireylerin büyük bölümü, kendilerine sunulan önerilerin yaşam tarzı değişikliklerine odaklandığını belirtiyor.
Katılımcıların yüzde 65’ine daha sağlıklı beslenmeleri, yüzde 61’ine daha fazla fiziksel aktivite yapmaları ve yüzde 51’ine porsiyonlarını küçültmeleri önerilmiş.
Bu tablo, obezitenin uzun vadeli ve çok boyutlu tıbbi yönetim gerektiren bir hastalıktan ziyade, çoğu zaman bireysel disiplin ve yaşam tarzı tercihi olarak değerlendirildiğini gösteriyor.
Obezitenin sağlık riskleri yeterince bilinmiyor
Araştırma, Türkiye’de obezitenin sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin farkındalığın da sınırlı olduğunu ortaya koyuyor.
Obezite ile yaşayan bireylerin yalnızca yarısı, obezitenin tip 2 diyabet ile ilişkili olduğunu düşünüyor. Benzer şekilde yalnızca yüzde 54’ü obezite ile kalp hastalıkları arasında doğrudan bir bağlantı kuruyor.
Günlük yaşam üzerindeki görünmez yük
Araştırma sonuçları obezitenin bireylerin günlük yaşamı üzerinde yarattığı çok boyutlu etkiye de dikkat çekiyor. Türkiye’de obezite ile yaşayan bireylerin fiziksel sağlıklarından memnuniyet düzeyi, obezite ile yaşamayanlara kıyasla 26 puan daha düşük. Bu fark araştırmanın kapsadığı ülkelerde ortalama 19 puan seviyesinde.
Katılımcıların büyük çoğunluğu fazla kilonun yaşamlarının farklı alanlarını olumsuz etkilediğini belirtiyor. Fazla kilonun etkisi iş hayatında ve günlük yaşamda yüzde 85 oranında hissedilirken, özgüven ile duygusal ve zihinsel iyi oluş üzerindeki etkisi de yüzde 83 seviyesinde ölçülüyor.
Araştırmaya göre bu durum, obezite ile yaşayan bireylerin yüzde 69’unun sosyal yaşamdan, eğlence aktivitelerinden ve romantik ilişkilerden uzak durmasına yol açıyor.
Araştırmanın detaylarına ulaşmak için TIKLAYIN!
