Şort terlik yap!

Her türlü iletişimde stok görsellerin zirve yaptığı dönemde OPPO Reno 3 modelinin reklam filmi pek çok ilki de barındırarak hem çekildi hem de her mecrada yayınlandı. Mesela pandemide çok mekânla çekim yapılan ilk prodüksiyonlu filmdi. Başka ilkleri de vardı; Acun Ilıcalı’nın reklamlarda oynamama kararını vereli dokuz yıl olmuştu ve daha da önemlisi bir reklam çekimi için ilk kez kızlarıyla ekran karşısına çıkmıştı.

Kampanya öncesinde de OPPO hem marka algısında hem de performansta yükselişteydi ancak ilkleri barındıran Reno 3’ün lansman kampanyasıyla her şeyin durduğu bir dönemde öne çıkmayı başardı. Süreci markanın ajansı Karbonat’ın Kreatif Direktörü Cihan Kavaklıpınar ile konuştum. Kampanyanın fikrinden Acun Ilıcalı’nın reklam filminden oynamayı kabulüne, kamera arkasında neler olduğundan kendisi de aynı dünyanın ustası olan bir profesyonelle nasıl iş yapıldığına kadar pek çok konuda soru sordum. Dönüşleri itibarıyla başarılı bir iş çıkmıştı ama daha çok keyifle anılacak pek çok şey de yaşanmıştı. Buyurunuz Cihan Kavaklıpınar’ın anlatımıyla OPPO lansman filminin kamera arkası.

C.K.- OPPO Türkiye’de geçtiğimiz yıl iletişimine başladığında bizden önceki ajansla yaptıkları bir kampanya vardı. Bu kampanyayla çok büyük bir bilinirlik elde etmişti. Marka, farklı mecralarda entegre iletişim yapmayı istediğinden konkura girdi. Karbonat içerideki yapısıyla dijitalin bütün mecralarını kullanan, influencer marketing’de çok büyük deneyimi olan, TV iletişimini de iyi yapabilen bir ajans. Ocak ayında OPPO ile çalışmaya başladık, aynı zamanda markanın Survivor’daki sponsorluğunun başladığı dönemdi. Ardına pandemi başladı, bu süreçte evlerimize döndük ve beklemeye başladık.

Akıllı cihazlar pazarına dair bir know-how’um vardı ve bir önceki ajansım Cheil, Samsung’un iç ajansıydı. OPPO konkurunda bu tecrübenin her türlü avantajını kullandım. Kreatif yaklaşımımız şöyleydi: insanlar değişiyor, artık aynı alışkanlıklara sahip değiller. Peki, neler oluyor? İnsanların geçmişten gelen toplayıcılık özelliğini dikkate aldık ve bizler artık dijitalde birer koleksiyoner haline geldik. Yaşadıklarımızı, gördüklerimizi dijital koleksiyonumuza ekliyor ve sergiliyoruz dedik.

OPPO, Çin kökenli bir marka, Türkiye’de yeniler. Biz onlara “bir başka TV reklamı” ile gitmedik. Biz hedef kitlemizi koleksiyoner olarak değerlendirdiğimiz, buna göre bir kampanya oluşturduğumuz özgün bir projeyle gittik. Cep telefonları hayatımızın önemli bir parçası ve telefonumuz ne kadar iyi olursa koleksiyonumuz da o kadar iyi olacak. Bu sebeple “hayatın senin koleksiyonun” sloganıyla ilerledik. OPPO projeyi çok beğendi, hem yurt içinde hem yurt dışında marka tarafı oldukça etkilendi.

G.Ö. – Samsung tecrübenizle dersinize iyi çalışmışsınız.

C.K. – Tabii ki markanın potansiyelini anlama, hazırlama aşamalarında oldukça faydası oldu. Ama biz yeni bir ajansız ve konkurda çok da güzel bir film fikri sunmuştuk. Daha önce başka firmalar da ünlü kullanımı yapmışlardı. Aklımızda bizim de ses getirecek bir başka ünlü vardı ancak tam bu sırada pandemi patladı.

Acun Ilıcalı ile çalışmaya nasıl karar verdik? Pandemi başlayalı çok kısa bir süre olmuştu. Acun Ilıcalı bir karar aldı ve Survivor’u her gün yayınlamaya başladı. Bu arada ben Survivor’u başından sonuna kadar hiç izlememiştim. OPPO’nun sponsorluğu başlayınca, programı başından sonuna kadar izlemeye başladım. Bu süreçte çok basit gördüğümüz şeylerin pandemiyle ne kadar değerli olduğunu anladık. Programdaki samimiyet, açıklık beni etkiledi. Aynı zamanda ünlü kullanımında karar vermemiz gereken bir noktadaydık, markaya bir çalışma sunmamız gerekiyordu. Düşündük, Acun Ilıcalı’yla bu işi yapmaya karar verdik. Türkiye’de Acun Ilıcalı kadar merak edilen başka bir ünlü yok. Böylece, hazır OPPO da Survivor ile çalışırken bu projeyi Acun Ilıcalı’yla hayata geçirmeye karar verdik. Acun Ilıcalı’yı filmde kullanmak ilk akla gelecek bir şey gibi dursa da, kendisi 9 yıldır reklamlarda oynamıyor. Bir medya patronu, prodüktör ve kreatör. Kendisinin yerini bilmek, değerlendirmek gerekiyor.

Film sonrasında Acun Ilıcalı’yı OPPO bayilerimizle bir araya getirdik. Bayilerimizden biri tarafından Acun Ilıcalı’ya “Nasıl karar verdiniz bu kampanyada oynamaya?” sorusu geldi.

“Markanın ilerlemesini istiyorum, kampanyanın konusu ilgimi çekti ve gerçekten doğal, içten bir slogandan hareket alıyordu” dedi. Kampanyanın kendisi de Acun’un karar vermesinde büyük bir etken oldu ki, kızlarıyla, ailesiyle reklamlarda oynadı. Siyah t-shirtiyle, ailesiyle, her şeyiyle Acun Ilıcalı’nın olduğu, en doğal haliyle yer aldığı bir çalışma ortaya çıktı.

G.Ö. – Cihan Kavaklıpınar, Acun Ilıcalı ile ilk kez nerede nasıl karşılaştı?

C.K. – Acun Ilıcalı oldukça aktif yaşamı olan birisi. Bir akşam toplantımız var, Acun Medya’da buluşacağız. Saat, 11 oldu 12 oldu 1 oldu… Haber geldi, Acun Medya’da görüşeceğiz… Ben gittim, Acun Ilıcalı henüz gelmemişti. Kendisini nasıl biliriz? Siyah t-shirtü, terlikleri… Geldi üzerinde pantolonu var, gömleği var bir görüşmeden gelmiş. “Hemen şort-terlik verin” dedi, rahatladı. Bize baktı senaryoyu konuşmak için geldiğimizi söyledik. O gün ben oradan 4.30’da çıktım. Senaryo konuşmak için geldiğimiz bir yerde, prodüksiyon da konuştuk. Kendisi hem tüm sürece hem de bir prodüktör olarak kamerada nasıl görüneceğine çok hakim.

Reklamda dikkatinizi çekecek “İşte bu” cümlesi var. Aslında senaryoda başka bir şey yazıyor. Bir toplantı yaptık ve siz ne demek istiyorsunuz diye sordum. O toplantıda “işte bu” cümlesi çıktı.

Filmi Kala yaptı. Turgut Alaçık benim de çok iyi anlaştığım yönetmenlerden biri ve filme kendisinin de eklemeleri oldu. Turgut bütün bu süreci çok iyi yürüttü diyebilirim. Çekimler, Acun Bey’le görüşmeler ve post prodüksiyon sürecinde çok uyumlu çalıştık.

G.Ö.- Kameranın gerisinde uzman birisine kameranın önünde iş yaptırmışsınız. Zor olmadı mı?

Ekipçe süreci ileri taşıyabilecek bir iletişim kurduk. Biz filmi yaptık, marka onayladı, prodüksiyon şirketine verdik ve ünlü geldi filmi çektik gibi olmadı. Neredeyse Mart ayında başlayan süreç Temmuz’a kadar sürdü ve her aşamasında çok iyi bir iletişimle devam etti.

Bir plaj sahnesi var, Acun Ilıcalı plaj futbolunda kafayla gol atacak. Hazırlığa baktı ve ilk söylediği şey, “kaleyi geriye alın” oldu. “Ben şurada durayım, topu şu şekilde stop edeyim” dedi… Ben baktım, deneyelim dedim. Baktık, yaptı, bizim anlattığımızdan daha iyi duruyor. Bu, tüm çekimin ilk planıydı ve ben dedim ki, bu kişi kamera önünde nasıl görüneceğini çok iyi biliyor. Onu çok iyi dinlemek gerekiyor. O kadar hırslı bir insan ki, orta yapıyor, kızı vuramıyor. Turgut Bey dedi ki biz yeteri kadar sahne çektik, sorun yok… “Biliyorum” dedi, “ama yapacağız”. Belki 10-15 take’te kızı o golü atana kadar çektik.

Bazı planlara baktık, dedi ki “Ben daha iyisini yapabilirim”. Nasıl yapıyor peki? Bir örnekle anlatayım; çekim arasında ekibi geldi. Bir laptop getirdiler, konsey gecesinin montajı var ve baştan sona izlettiler, yorum verdi. Sordum, tüm programların montajlarını izliyor musunuz, çünkü çok fazla var… Tüm montajları izlediğini, yorumlar verdiğini söyledi…

G.Ö. – OPPO reklamını kaç defa izlersek çekimlerin hakkını veririz? Çok fazla detay var.

Biz aslında bu reklamı yaparken roadblock’la yola çıktık. Sonradan fark ettik ki seyirci burada pek çok kareyi hafızasına almış. Sadece Acun oynamış gibi bir nokta yerine, aslında ürünün de detayları izleyici tarafından alınmış.

Asıl video 1.5 dakika kadar, ama pek çok versiyonu da mevcut. 4-5 kez izlemek gerek diye tahmin ediyorum, çok fazla plan var çünkü. Baktığımızda, Acun Ilıcalı öne çıkmış, ancak ürünün özellikleri de kampanya sonucunda araştırılmış ve bu durum satış sonuçlarına da yansımış.

G.Ö. – Bir sonraki adım ne olacak?

OPPO Türkiye’yi önemli bir yer olarak görüyor ve yatırımlarına devam etmek istiyor. Pandemi yılına karşın satışlarını ve pazar payını arttırarak geliyor. Burada da Acun Ilıcalı’yla markanın amiral gemisini tanıttık ve devam edeceğiz. Nasıl ki, iPhone var, Samsung Galaxy var, OPPO’da da Reno var.

Eleştiriler de gelmiyor değil tabii ki. Acun Ilıcalı iPhone ile yakalandı gibi… Kendisinin 16 tane motosikleti var, sizce kaç tane telefonu vardır? Survivor’da mesela baştan sona OPPO kullandı, özel hayatında da kullandığı bir OPPO telefonu var.

G.Ö. – Markayı bir önceki ajanstan nasıl devraldınız?

C.K. – Biz konkur süreciyle aldık. Aslına bakarsanız Survivor’u da farklı şekilde kuşattık. Yeni oyunlar yaptık, advertorial programları hazırladık, bu ayrıntılı çalışmayla işi de almış olduk.

G.Ö. – Çekim sürecinden aklında ne kaldı?

C.K. – “Şort terlik yap..!” kaldı herhalde. Ben de yıllarca sporla uğraştım, hırslıyımdır, kazanmak isterim. Bu anlamda mükemmeli arayan Acun’la çalışmak çok keyifliydi. Senaryo süreçlerinde de, işin kreatif tarafında da çok farklı bir deneyimdi. Bizim gibi ülkelerde de marka-ajans ilişkisi çok önemli, reklam veren olmak, ajansla çalışmak kolay değil. Ayrıca pandemi döneminde de çok ciddi bir takım iş birliği vardı. Özellikle kapatıp gidelim, herkes ölecek gibi hissettiğimiz ilk dönemlerde bu işbirliği çok önemliydi.

Tabii çekim süreçlerimiz de etkilendi bütün bu pandemi sürecinden. Çekebildiğimiz ilk zamanda çekelim, hatta İstanbul dışında yapalım dedik. Ancak mümkün olmadı, Kala film ile baktık, İstanbul’da da çok fazla opsiyonumuz var çekimler için. Pandemi sürecini de iyi takip ettik ve bu süreç bittiğinde yayınlanan ilk reklam Reno 3 oldu. Çok sordular prodüksiyon nasıl, işte maske takıyor musunuz gibi… Prodüksiyon şirketinin çok iyi bir iş yaptığını söyleyebilirim.

Aslında tüm süreçte iki defa sektik… Mayıs olacaktı olmadı, sorun çıktı derken Kala da bizimle birlikte tüm sürecin 2-2 buçuk ayını beraber yaşadı. Tam bu süreçte aslında yönetmenimiz Turgut Bey’in eşi de hamile, bu arada bir çocuğu oldu. Haziran’da çekelim ama nasıl… Hepsini bir şekilde ayarladık, zor ama keyifli, birbirimizin yanında olduğumuz süreç oldu.

Bazı kampanyalar hiç unutulmuyor. Bu iş de çok büyük bir kitleye ulaştı, reklam hakkında atılan tweet’in haddi hesabı yok. İkinci kampanyaya devam edeceğiz Acun Bey’le. Bu hafta sonu birlikteydik, yeni senaryoyu konuştuk ve bazı eklemelere gittik.

G.Ö. – Belli ki Acun Ilıcalı’yı sevmişsiniz, neden?

C.K. – Her şeye sahip evet, ama birebir “bu olsun” diyen bir adam değil. Herkesi dinleyen birisi, müthiş demokratik bu konuda. İyi de bir gözlemci. Neyin tutabileceğini veya halk tarafından sevileceğini iyi bilen birisi. Biz ona gittiğimizde şundan korktum; boğazda bir manzaranın fotoğrafını çekecek… “İşte bu…. Değil…” diyor, bir minibüsü çekiyor dönüp. Bunu götürdüğümüzde aslında çok korkmuştuk. Ancak, “Halk çok sever, iyi düşünmüşsünüz bunu” dedi…

G.Ö. – Benim gördüğüm Acun Ilıcalı iyi bir sosyolog. İnsan enerjisi istiyor, yaşama sevincini insanlardan alıyor, kalabalıklar içinde olmak istiyor gibi hissediyorum.

C.K. – Kesinlikle katılıyorum, hep yanında birileri olsun istiyor. Ve insanların fikirlerine de çok değer veriyor. Bu süreçte çok görüştüğümüz için görüyorum. Sosyalleşmeyi seven, sürekli bir şeyler yapmak isteyen birisi. “Hayatımın merkezinde işim var ve bu işimin etrafına hayatımı geliştirebilecek insanları topluyorum” diyor. Onun hayatı asla yalnız bir Acun Ilıcalı değil, bu da bizim için çok önemli bir nokta oldu.

G.Ö –  Bir sonraki filmin konusu ne olacak?

C.K. – İmza OPPO diye bir söylemimiz var, bütün ürettiği içeriklerde sonuna koyduğu cümle olarak kullanıyoruz. “With Galaxy” veya “Shot with iPhone” gibi düşünebilirsiniz. Biz Reno serisinin bir üst modelinin kampanyasını yapacağız, hayatım benim koleksiyonum da devam edecek, ancak Acun’la beraber iletişimi daha eğlenceli bir noktaya çekeceğiz.

G.Ö. – Yeni Reno serisi dediniz?

CK – Aslında daha üst bir segment var, ama fiyatlardan dolayı Türkiye’de daha az satılıyor. O nedenle biz Reno üzerinden devam ediyor olacağız. Şimdi Reno 4 geliyor ve onun bir ürün lansmanı olacak. Marka Türkiye yatırımlarına devam etmek istiyor. Bu yönde haberler var… Gelecek yılın konusu bu olacak.

G.Ö. – Akıllı telefonlar üzerinden Türkiye pazarını değerlendirirsek…

C.K. – Avrupa pazarına girmek için Türkiye çok iyi bir pazar. Genç nüfus da çok önemli, yeni ürüne gençler ilgi gösteriyor. Bu sebeple Türkiye de çok öne çıkıyor.

G.Ö. – Yaptığın işlerdeki heyecanına baktığımda seni ajansın sadece kreatif direktörü değil aslında biraz sahibi olarak da görüyorum… Nasıl Acun Ilıcalı içeride bir konseyin montajını dahi izliyorsa, senin için de aynısını söylemek mümkün mü?

C.K. – Ben bir yerde çalışıyorsam, dünyanın en iyi ajansı orasıdır. Baştan sona kadar her detaya da bakarım…

 

İLGİLİ HABERLER