
İnsanlık artık “amaç”tan çok “araç”la uğraşıyor!
Hemen söyleyeyim: 2025’i tanımlayan sözcükler arasında açık ara favorim “slacktivism”… İtiraf etmeliyim ki, bir ihtimal Türkçedeki bir sözcüğe benzetmem bu tercihimde etkili olmuştur. Hangi kelime olduğunu hayal gücünüze bırakıyorum. Anlamını açıklamak sağlam bir ipucu olacaktır zaten…
Gevşek, mıymıntı, tembel, gayretsiz anlamlarındaki “slack” kökünden türetilen kavram, dilimize “tembel aktivizmi” olarak çevriliyormuş. Sosyal medya veya çevrim içi imza kampanyaları gibi yollarla siyasi veya sosyal bir davayı destekleme yöntemi olarak açıklanan “slacktivism”, çok az çaba veya bağlılık içermesiyle karakterize ediliyormuş. İsabetli olmuş!..
Bir diğeri “Tıklama Tuzağı”nın (Clickbait) “kötü ikiz kardeşi” olarak anılan “Rage Bait”, yani “Öfke Yemi”…
Clickbait, malumunuz, sansasyonel ancak durumun ne olduğunun anlaşılmadığı bir mesaj yazarak verilen linke tıklanması, böylece okunma sayısının yüksek gösterilmesi için hazırlanmış, adı üstünde bir “tuzak”… “Ünlü isim öyle bir şey yaptı ki; görenlerin ağzı açık kaldı” minvalindeki ifadelerle insanların merakını cezbeden bu mesajlara sosyal medyada çok sık rastlıyoruz…
Öfkenin yükselişi…
Dönelim “rage bait”e… Oxford English Dictionary yetkililerine göre; kelimenin kullanım oranı son 12 ayda 3 kat artınca kavram, 2025’e damga vuran kelimelerin ilk sırasına yerleştirilmiş…
Rage bait, sosyal medyada bilerek kızdırıcı, öfkelendirici veya tahrik edici içerik üretme yöntemi anlamına geliyormuş. Amaç, clickbait’te olduğu gibi tıklama ve etkileşimi artırarak hesap veya site trafiğini yükseltmekmiş.
Clickbait meraka, rage bait ise öfke duygusuna odaklanıyormuş.
Geçen yıl listede başı “saatlerce zihni uyuşturan sosyal medya tüketimi”ni ifade eden “brain rot” çekiyordu. Oxford’a göre brain rot ve rage bait aynı döngünün parçalarıymış: Öfkeyi tetikle, etkileşimi büyüt, ardından kullanıcıyı zihinsel olarak tüket.
Cambridge Dictionary ise 2025’in kelimesi olarak “parasocial” kavramını seçmiş. Ünlü bir kişiyle gerçekte tanışıklık olmadan kurulan duygusal ilişkiyi anlatıyormuş. Aslında TV dünyasından tanıdığımız bir kavram. “Kurtlar Vadisi”nin kurmaca karakteri Süleyman Çakır için dizide öldükten sonra ülkemizde birkaç yerde gıyabi cenaze namazı düzenlenmiş, Mevlit okutulmuştu.
Ya da “Aşk-ı Memnu”nun Bihter Ziyagil karakterinin her sene ölüm yıldönümünde anılması… Şimdi de sosyal medya dünyasındaki sanal ya da gerçekte tanışılmayan karakterlerle benzer bağlar kurulmaya başlanmış.
Mesela “Türkiye’nin ilk yapay zeka Instagram fenomeni” olduğu söylenen Seren Ay’ın 29 binden fazla takipçisi var. Yine bir yapay zeka ürünü olan İspanyol Aitana Lopez ise bu sayıyı 385 binin üzerinde takipçiyle katlamış durumda. Aitana’nın aylık kazancı medyaya yansıdığı kadarıyla 10 bin euro’yu aşıyormuş.
“Ruh-Zihin-Beden” üçlemesinde “İrfan”dan çok “Düşünce” ve “Dünyevi Varlık”a odaklanılmış vaziyette. İşte tam da burada bir fırsat var. Ayrışmak için, maneviyata, ruha ve irfana dayalı, değerleri olan bir sistemle öne çıkmak için…
İkna ve değişim…
Yeni kavramlardan biri de Collins Dictionary’den gelmiş: “Vibe coding”… Uygulama veya siteyi elle kodlamak yerine, yapay zekaya tarif ederek oluşturmak demekmiş.
Anlaşılan insanlık artık “amaç”tan çok “araç”la uğraşıyor. Ve bu araç, teknolojinin, bilimin, ilimin gelişmesiyle sürekli yenileniyor. “Ruh-Zihin-Beden” üçlemesinde “İrfan”dan çok “Düşünce” ve “Dünyevi Varlık”a odaklanılmış vaziyette. İşte tam da burada bir fırsat var. Ayrışmak için, maneviyata, ruha ve irfana dayalı, değerleri olan bir sistemle öne çıkmak için…
Bilindiği üzere iletişim iki temel kavram üzerine oturur: İkna ve Değişim… Sosyal ve/veya hedef kitlenizi ikna edecek ve onların sizin iş hedefleriniz doğrultusunda tercih kullanmalarını sağlayacaksınız… Ve de unutmamak gerekir ki insanlar tercihlerini, kararlarını düşünce düzeyinde değil, duyguları düzeyinde oluştururlar. Duygular da ruhsal tekâmül, fıtrat, gönül dünyası, değerler düzleminde hareket ederler.
Yeni tüketime sürülen kavramların geçici şehvetine kapılmak insana, sistemlere insan, para ve zaman kaybına malolabilir.
Dönelim yazının girişindeki “meselemize”, yani teknolojide takipçi olma konumuza… Bu işin sırrını da çok uzaklarda aramamak lazım. Yatırım, teşvik, regülasyonlar gibi dış faktörlerin pek tabii elverişli olması gerekir. Ancak amacımızı “doğru”, değerlere dayalı biçimde belirlemek, bize düşeni yerine getirmek anlamına geleceği gibi, dış faktörler için de çözüm yolunu sunacaktır…
Yılın İnovatif Ürünleri’nde başvuru tarihi 6 Şubat’a uzatıldı!

