Global sağlık telaşında veri gizliliği ikinci planda mı kalıyor?

Koronavirüs gündeme gelmeden önce öncelikli konumuz olan kullanıcı mahremiyeti acil çözüme ihtiyaç duyan sorunların ortaya çıkmasıyla birlikte hakkında daha az konuşulan bir konu haline geldi. Ancak şirketler ve hükümetlerin biometrik ve Bluetooth gibi sofistike teknolojileri koronavirüse karşı savaşta bir silah olarak kullanmaya başlamalarıyla mahremiyet soruları da tekrar gündeme getirildi.

Virüsün yayılma hızı ve şeklini ölçmek üzere takip uygulamaları kullanılıyor; ancak bu kullanım daha önce hiçbir uygulamanın başaramadığı türde bir kullanıcı verisine ulaşımı mümkün kılıyor. 8 Mayıs 2020 tarihinden beri 5.3 milyon Avustralya vatandaşı hükümetin desteklediği, kullanıcılarının birbirleriyle dijital olarak tokalaşmalarını sağlayan ve koronavirüs testi pozitif olan kullanıcılarının yakınına gittiklerinde  uyarı bildirimleri ileten COVIDSafe adlı uygulamayı indirdi. İngiltere’nin Ulusal Sağlık Hizmetleri de (National Health Service – NHS) şimdiden birden fazla kaş kaldırtan özellikleri olan benzer bir uygulamayı İngiliz vatandaşlarına sunmayı planlıyor.

Bazı hükümetler milli savunma teknolojilerini virüsü kontrol altında tutmak üzere vatandaşları üzerinde kullanmak gibi daha agresif aksiyonlar alıyor. İsrail iç güvenlik ofisi terörizm karşıtı teknolojilerinin tamamını COVID-19 pozitif vatandaşlarını telefon ve kredi kartı verilerini kullanarak takip etmeye adadı. Rus hükümeti ise karantinadan kaçan bir kadının yerini bulmak için yüz tanıma teknolojilerine başvurdu. Güney Kore tren istasyonlarında termal kameralar seyahat edenlerin vücut ısılarını ölçüyor. İngiltere’de ise drone’lar aracılığıyla sosyal mesafe uygulamalarına karşı gelen vatandaşlar saptanıp yaptırımlar uygulanıyor. Son olarak Avustralya hükümeti ise karantinada olan vatandaşlarının evlerine güvenlik kameraları yerleştirerek karantinadan çıkmadıklarından emin olurken bu kuralı çiğneyenleri cezalandırıyor.

İnsanlar takip mekanizmaları hakkındaki endişelerini dile getiriyor. Pew Research’in Nisan ayında gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre Amerikan vatandaşlarının sadece yüzde 37’si hükümetin sosyal mesafenin doğru uygulandığını kontrol etmek üzere mobil cihazları takip etmesini anlamlı bulurken yüzde 45’i aynı takibin pozitif test sonucu almış insanlarla temas edenleri saptamak üzere sürdürülmesini olumlu karşılıyor. Yüzde 52’lik bir kesim ise bu verilerin test sonucu pozitif olanların takibi için kullanılmasını doğru buluyor.

Sabıkalı teknoloji devleri

Bu kaygıların artmasına neden olan bir başka gelişme de salgın öncesinde dahi veri ve mahremiyet kurallarını çiğneyen lider teknoloji şirketlerinin takip teknolojileri üzerine yatırım yapması. Veri toplama alışkanlıkları yüzünden tepki almış olan Apple ve Google 20 Mayıs’ta iş birliklerinin ürünü olan Exposure Notification API yazılımını duyurdu. Bu yazılım kendi başına bir takip hizmeti sunmasa da temas takibi yapan uygulamaların geliştirilmesini destekliyor ve diğer yazılımcılara kendi takip uygulamalarını hayata geçirmeleri için eşsiz bir fırsat sunuyor. Teknoloji devleri 5 kıtadan 25 ülkenin API desteği talebinde bulunduklarını bildirdi. Bu sırada Facebook ise sıcak noktaları takip edebilmeleri ve olası risk noktalarının oluşmadan önce tahminlerinde bulunabilmeleri için COVID-19 araştırmacılarıyla konum verileri paylaşıyor.

Daha az bilinen platformlar da aynı mahremiyet kaygıları doğrultusunda takip altında.

New York Eğitim Departmanı Zoom’dan, FBI’ın uygulamanın dijital hacklenmeye açık olduğu uyarısı doğrultusunda vazgeçti. Google Hangouts ve Facebook Messenger’ın da aralarında bulunduğu diğer ücretsiz uygulamalar da benzer kaygılara neden oluyor. Google’ın alt kurumlarından Verily koronavirüs testi randevusu oluştururken Google hesaplarının kullanımını zorunlu kılarken onay sayfasında kullanıcıların sağladığı kişisel sağlık verilerini yatırımcılar ve hükümet gibi dış partilerle de paylaşabileceğini bildiren bir ibareye yer veriyor.

Veri gizliliği savunucuları test merkezlerinin, video konferansların ve sohbet aplikasyonlarının kullanımlarının yeni yaşam şeklimiz doğrultusunda artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunun altını çiziyor. Okul ve ofislerin kepenklerini indirdiği bu süreçte ders ve toplantılara katılmak için Zoom’u kullanmak tek seçenek gibi gözüküyor. Test randevusu oluşturmak için de bir Google hesabını sisteme bağlamak küçük bir karşılık diyebiliriz; ancak New York Times’ın editoryal kurulunun 7 Nisan’da yayınladığı görüş makalesinde, “birçok Amerikan vatandaşı uzaktan çalışmak ve bağ kurmak için dijital araçları kullanıyor. Ancak bu araçları kullanmak için mahremiyetlerinden taviz vermek durumunda kalmamalılar” cümlelerine yer verildi.

Kriz zamanı verilen yetki kolay geri alınamıyor

9 Nisan’da gerçekleştirilen ve ana başlığı teknoloji liderlerinin salgın sürecindeki rolü olan bir toplantıda Senatör Maria Cantwell, “acil durumlarda teslim edilen haklar ve verilerin geri alınması zor bir sürece dönüşebilir” dedi. Örneğin, 9 Eylül’den hemen sonra istihbarat profesyonellerine tanınan ölçüsüz güçler 20 yıl sonra hala yürürlüğünü sürdürüyor.

Kişisel veri insanlık için birçok iyiliğe ve gelişmeye yol açarken oldukça güçlü bir kaynak olmasıyla beraber zarar verebileceği noktaları da beraberinde getiriyor. İsviçre’de bulunan ETH Zurich’te bio-ahlak uzmanı Marcello Ienca, “bu spesifik durumda zararı en aza indirgeyecek bir teknolojiye sahipsek bu teknolojiyi insanlık namına kullanmaya mecburuz” diyor ve ekliyor, “ancak bu teknolojiyi siber güvenlik ve mahremiyet kavramlarına uyumlu bir formatta kullanmalıyız”.

COVID-19 süreciyle birlikte veri kullanımına dair kural ve yasalar da oluşturulmaya devam ediyor. Nisan ayının sonunda A.B.D. senatörleri COVID-19 kapsamında kişi takibi ve mahremiyet konulu bir yasa tasarısı sundu. Dünyanın dört bir yanından gelen ve sayıları her geçen gün artan akademisyenler de mahremiyeti ön planda tutan kişi takip uygulamalarını desteklediklerini belirten bir bildirgenin altına imzalarını atıyor.

Tüketiciler de uzmanlar da toplumsal sağlık ve kişisel mahremiyet arasındaki çizgiyi netleştirmeye çabalıyor. Net olan bir şey varsa, o da veri gizliliğinin öneminin her zamankinden daha büyük olduğu. Northeastern University’de bilgisayar bilimi ve hukuk profesörü Woodrow Hartzog Mayıs ayında COVID-19 sırasında gizliliğin ana konu olduğu bir toplantı sırasında “şu anda vereceğimiz kararların önümüzdeki yıllar boyunca bizi etkileyeceğini aklımızdan çıkarmamakta fayda var” dedi.

Kaynak: Wunderman Thompson Intelligence

İLGİLİ HABERLER