Çalışanlar nasıl mutlu olacak; teknoloji çare mi?

Dijital çağın beraberinde getirdiği karmaşa ve bir o kadar da umudun yanı sıra, ticari hedeflere ulaşma yolunda artık nispeten geleneksel kalmış tutku, öncelik olmaktan çıktı. İnsanların heyecanlı olması elbette hala oldukça önemli; ancak şirketlerin insanların birbirileriyle daha yakın bağlantılar kurmasına olanak sağlayacak etkinliklere ve birlikteliklere değil, teknolojilere yatırım yaptığı da bir gerçek. Birbirlerine, müşterilerine ve diğer paydaşlarına ulaşmaya çalışan şirketlerin önünde duran ise kurum kültürleri: birçok katman, departman, yeniliğe açık olmayan meslektaşlar ve KPI’larına odaklanmış çalışanların her biri, iletişim kurmanın ve iş yapmanın yeni yöntemlerini bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde reddediyor.

Bu oldukça büyük bir problem; hele ki mutlu çalışmak çözümün bir parçası olabilecekken! Neden mi? A.T. Kearney’nin Yönetim Kurulu Başkanı Alex Liu, yanıtın iki katmanlı olduğunu söylüyor; insanlar içgüdüsel olarak mutluluğu arar ve mutluluk insanları birbirine diğer tüm deneyimlerden daha güçlü bir şekilde bağlar.

Liu, iş yerinde mutluluğun başarının anahtarı olduğuna inananlardan. Bakalım bu inancı nasıl desteklemiş…

Mutluluğun bağlayıcı gücünü tüm çıplaklığıyla gördüğümüz yer spor sahalarıdır. Bir takım o güne kadarki bütün sınırlarını ve engellerini aşıp, her oyuncusunun performansının zirvesinde olduğu bir şekilde oynarsa, bu mutluluk taraftara da yansır. Taraftarının şevkinden güç alan takım hali hazırda iyiyse, performansını daha da arttırır. Yani başarı mutluluk doğurur, mutluluk da daha çok başarıya yol açar…

Uyum, etki ve takdir

Peki, rekabeti merkezine alan spor müsabakalarında hissedilen mutluluğun başarıya neden olduğu gerçeği iş dünyasında da bir strateji olarak kullanılabilir mi? Kesinlikle evet!

Konu takımlar olduğunda mutluluk; uyum, etki ve takdirin birleşiminden doğar. Bu üç başlık da, kurum liderlerinin ekiplerinde yer verebileceği kavramlardır.

Uyum:  Kazanan takımlarda her bir oyuncunun hedefe ulaşma yolunda net bir rolü vardır. Bir oyuncu iyi paslar verirken bir diğeri gol kralıdır. Bir başkasıysa tüm takımı ateşler. Takım arkadaşlarınızın çeşitli yetileri birbiriyle uyumlu olduğunda ortaya çıkan güç paha biçilemezdir.

Etki: Takım uyumu etkiye yol açar; etki de mutluluğa… Sonuç, gerek harika atılmış bir pas gerek takımın altın çağının ilk zaferi olsun, her bir takım üyesinin mutluluğu elle tutulur hale gelir. Bu mutluluğu bir zaferin ardından birbirine sarılan ve zafer nidaları atan futbol oyuncularının yüzlerinde okuyabiliyor olmak, artık alıştığımız bir durum haline geldi.

Takdir: Efsanevi koçlar tüm oyuncularına gol attıklarında bu golü mümkün kılan asisti veren takım arkadaşlarını, onlara işaret ederek veya kutlamalarını onlarla yaparak yüceltmelerini öğütler. Ekibin her parçasının katkılarını takdir etmek ve herkesin yeteneklerini kutlamak, mutluluk-başarı-mutluluk döngüsünün kırılmamasındaki en büyük etkendir.

Mutluluk ve başarı döngüsü, iş dünyasının liderleri için birçok fırsata gebe. İnsanların çalışma ortamlarında daha mutlu deneyimler yaşamasını sağlayan liderler, işlerini yapmaktan keyif alan çalışanlara sahip olur.

Bu görüşün doğruluğunu ölçmek üzere yola çıkan A.T. Kearney, 2018 yılının Aralık ayında Amerika, Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Asya Pasifik’teki iş gücünün iş yeri deneyimlerini keşfetmeyi amaçlayan bir anket yaptı. Anketin 500’den fazla katılımcısı her yaş grubundan ve farklı sektörlerden gelmesinin yanı sıra geliri 2 milyar dolardan fazla olan şirketlerde çalışıyordu.

Anket dahilinde sorulan ilk soru katılımcıların iş yerindeki deneyimlerinden ne kadar mutlu olduklarıydı. İşyeri deneyiminde hissedilen mutluluk ve başarının arasındaki korelasyonun varlığını görmek amacıyla sunulan durumları değerlendiren katılımcılar, her bir seçeneğin kendi profesyonel deneyimlerini ne kadar yansıttığını oyladı.

Şirketinde mutlu olduğunu belirten katılımcılar, aralarında “Çalıştığım kurumdaki rolümün yanı sıra ekip arkadaşlarımın rolünün farkındayım”, “Ekip bağlarımız güçlüdür”, “Yeteneklerim doğru alanlarda, etkili bir şekilde kullanılıyor”, “Ben ekibin başarısı için kritik bir öneme sahibim”, “Ortak başarılar ekipçe kutlanır” ve “Meslektaşlar olarak birbirimizin başarılarını takdir ederiz” gibi cümleler de bulunan durum setine, iş yerlerinde mutsuz olduğunu belirten profesyonellerden daha çok katıldı. Bu bulgu, spor dünyasında başarının önemli bir parçası olan mutluluğun, profesyonel hayatta da aynı role sahip olduğunu kanıtlar nitelikte.

Anket sonuçlarında çıkan bir başka bulgu da insanların yaptıkları işin gerçekten bir amaca hizmet ettiğini ve anlamlı olduğunu düşündüğünde mutlu hissettikleriydi. Şirketlerinin topluma katkıda bulunduğunu düşünen ve şirketinin vizyonunu ve stratejilerini hayata geçirmekte kararlı olduğunu belirten çalışanlar, iş yerinde en keyifli deneyimi yaşayan katılımcılardı. Yeni iş gücünün büyük bir kısmının Y kuşağı mensubu olduğu düşünülünce, konu yetenek avcılığı ve yeteneği muhafaza etme olduğunda, kurumların bir amaç belirlemesi kritik önem taşıyor.

Bir düşününce, bu bulgular hiç de mantıksız değil. Hayatta hem bizi ayağa kaldıracak bir güce hem de yönlendirilmeye ihtiyacımız vardır. Mutluluk arayışı yönümüzü belirler, ancak her günümüzü iyi hissederek geçirdiğimiz bir yerde olmak doğru adımlar attığımızın asıl göstergesidir ve güç kaynağımız haline gelir. Bu arayışta yönümüzden şaşmamak için de, kendimizi her gün mutlu hissetmemizi mümkün kılan şirketimiz ve ekip arkadaşlarımız için elimizden geleni yaparken buluruz.

Bu anketten alınacak ders ne mi olmalı? Olumlu deneyimler yaratan kurum kültürleri yaratmak tüm kurum kapsamında kişisel etkileşimi, paylaşılan amaca ulaşma isteğini ve hissedilen gururu arttırır.

İş yerinde mutluluk, liderin farkındalığıyla başlar

Ancak elbette profesyonel hayatın her gününün toz pembe geçmesi mümkün değil. Anket sonuçlarında katılımcıların yüzde 90’ının iş yerlerinde elle tutulur bir mutluluk hissedeceğini umması ancak sadece yüzde 37’sinin bu umudunun gerçekleşmesiyle oluşan mutluluk boşluğu göz ardı edilecek türden değil. Üstelik bu boşluk hissi, sadece bir kuşağa mensup çalışanlarla da sınırlı kalmıyor. Öyle ki mutluluk boşluğu, X kuşağı için yüzde 57, Y kuşağı için de yüzde 44 olarak sonuçlara yansıyor.

Kurum liderleri başarıyı öncelik haline getirip mutluluğu unutabiliyor. Hatta muhtemelen kurumlarındaki mutluluk boşluğundan haberdar olan liderlerin sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor ve bu hal; kişisel bağların ve takım ruhunun bu kurumların çatılarının altında yer bulamamasına neden oluyor.

Peki, kurumlarda mutluluğu arttırmak için liderler ne yapmalı?

Deneyimler yaratın: İş yerinizin mutlu deneyimlerle dolu olmasını kurumsal bir hedef haline getirin. Tüm çalışanlarınızın sesini duyurabildiğini ve takdir edildiğini hissettiği bir şirket ortamına sahip olmak için çaba gösterin. İşe, çalışanlar için mental destek programları organize etmekle başlayabilirsiniz.

Çalışmalarınızı sergileyin: Yeni dijital ve kültürel atılımlarınızı; takım ruhunun maksimum etki, ortak başarı ve eğlenceyi mümkün kıldığı, departmanlar arası programlar aracılığıyla hayata geçirin.

Kurum dilini belirleyin: Kurumsal ve bireysel düzeyde sosyal etkiye neden olan çalışmaları destekleyin ve takdir edin. Bu çalışmaların takibinde hissettiğiniz mutluluğu paylaşın. Mutluluk, mutluluğu doğurur.

Mutluluk, eğer ona izin verirsek, profesyonel hayatımızı teknoloji kadar kolaylaştırabildiği gibi başarı yolunda yoldaşımız olabilir. Hem mutluluk hem de teknoloji kurumların beklenmedik zorlukların karşısında daha etkili iletişim kurmasına ve adapte olmasına imkan tanır. Teknoloji bağlantılı olmak için gereken alt yapıyı sağlar, ancak bağlantının temelinde uyum, etki ve takdiri (yani mutluluğu) merkezine alan bir kurum kültürü olmazsa olmaz!

İLGİLİ HABERLER