
Yeni nesil babalar…
Türkiye’de babalık pratiği, geçmişin katı sınırlarını aşarak derin bir kabuk değişiminden geçiyor. Dünün ekonomik güvence sağlayan, mesafeli ve otoriter figürleri yerini bugün çocuğuyla duygusal bağ kuran, bakım yükünü paylaşan ve sevgisini göstermekten çekinmeyen “oyun ortaklarına” bırakıyor. Peki, yeni nesil babalar kendi babalarından hangi pratiklerle ayrılıyor? Tüketim kararlarında ağırlığı giderek artan bu yeni profilin kalbini kazanmayı başaran markalar hangileri? Yanıtlar, Marketing Türkiye adına Research İstanbul tarafından gerçekleştirilen “Yeni Nesil Babalar” araştırmasında…
Bir kuşak önce babasından “Seni seviyorum” sözünü duyanların oranı neredeyse yarı yarıyayken, bugün yeni nesil babaların yüzde 97’si bu sevgiyi her gün yüksek sesle dile getiriyor. Geçmişin “evin direği” kimliği, tek bir jenerasyonda çocuğunun iç dünyasına dahil olan, bakım sorumluluğunu üstlenen ve geleceği onunla birlikte şekillendiren bir figüre dönüşüyor. Para ve otoriteden duygusal varlığa uzanan bu yolculuk, aile içi dengeleri değiştirirken pazarlama dünyasında da kartları yeniden dağıtıyor.
Yaşanan bu köklü kırılma, markaları bildikleri konfor alanından çıkararak yepyeni bir sorumlulukla yüzleştiriyor. Artık sadece ürün sunmanın ötesine geçme, değer üretme zamanı… Sırf kolaylık sağlamak yerine, kalıcı bir güven inşa etme dönemi… İletişimde yalnızca anneyi hedefleme alışkanlığı geride kalıyor. Çünkü çocuğun gündelik yaşamında fiilen var olan baba figürü, mutfaktan oyun odasına kadar her adımda tüketim kararlarını bizzat şekillendiriyor.
Marketing Türkiye için Research İstanbul’un imza attığı “Yeni Nesil Babalar” araştırması, sektöre köklü bir paradigma değişimini de işaret ediyor. Markalar için yeni oyun planı net: Ürünün ötesine geçip değer üretmek, kolaylığın yanına güveni eklemek ve anne odaklı iletişim konforundan çıkıp ebeveynliği eşitlemek. Bu boşluğu kapatacak ve geleceği yakalayacak olanlar; babanın evdeki duygusal varlığını, bakım pratiklerine katılımını ve güçlenen sorumluluk bilincini samimiyetle görünür kılan markalar olacak.
Babalar neyi devraldı, neyi geride bıraktı?

Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, babaların kendi babalarının davranışlarıyla bugünkü pratiklerini yan yana koyduklarında ortaya çıkan değişim oluyor.
Bugün neredeyse evrensel hale gelen bazı davranışlar, bir kuşak önce oldukça seyrekti. “Gün içinde çocuğa onu sevdiğini söylemek” bugünkü babaların yüzde 97’sinin günlük rutini. Ancak katılımcılar kendi babalarını düşünerek yanıt verdiğinde bu oran yüzde 57’de kalıyor.
Başarıları takdir etmek yüzde 96’ya, çocuğun düzenine göre plan yapmak yüzde 95’e, kural koyarken nedenini açıklamak yüzde 94’e ulaşmış görünüyor. Önceki kuşakta bu davranışların tamamı yüzde 44-63 bandında seyrediyor. Hastalık anında uzmana danışmak ise yüzde 93 ile bugünkü babaların neredeyse tamamının benimsediği bir refleks haline gelmiş.
Terk edilen davranışlar da en az sürdürülenler kadar önemli. Fiziksel cezalandırma önceki kuşakta yüzde 33 oranında başvurulan bir yöntemken; bugün yüzde 18’e gerilemiş. Yemeği bitirmeye zorlamak yüzde 63’ten yüzde 61’e, çocuğu odasına göndermek yüzde 44’ten yüzde 41’e düşmüş. Değişim bu iki alanda daha yavaş seyrediyor; sınır koyma biçimleri, duygusal iletişim ve takdir gösterme kadar hızlı dönüşmüyor. Bu da tesadüf değil: Sevgiyi dile getirmek öğrenilmesi nispeten kolay bir davranış; cezadan vazgeçmek ise çoğu zaman çocuklukta içselleştirilmiş kalıplarla yüzleşmeyi gerektiriyor.
Ortaya çıkan tablo, geçmişin “evin direği” kimliğinin yerini çocuğun iç dünyasına dahil olan, sevinçlerine ortak olan, gerektiğinde sınır çizen ama bunu açıklayan bir baba profiline bıraktığını gösteriyor.
Haydi babalar, sorumluluk almaya!
Bugünkü hanelerde en dikkat çeken eğilim, bakım sorumluluklarının büyük bölümünde “eşimle eşit paylaşıyoruz” yanıtının ağır basması. Hastalık anında bakım yüzde 64 ile eşit paylaşımın en belirgin olduğu alan. Onu yüzde 57 ile ödev ve ders takibi, yüzde 47 ile okula götürme, yüzde 46 ile uyutma rutini izliyor. Baba artık sadece “evde olan” değil; gündelik sorumluluğu fiilen üstlenen bir figür.
Yemek hazırlama ve banyo-hijyen ise hala annenin belirgin biçimde öne çıktığı alanlar. Yemek hazırlamada “çoğunlukla eşim” diyenlerin oranı yüzde 45, “her zaman eşim” diyenlerinki ise yüzde 16. Hijyen bakımında bu rakamlar yüzde 39 ve yüzde 19… Değişim burada da var ama çok daha ağır ilerliyor; mutfak ve bedensel bakım, toplumsal cinsiyet rollerinin en geç çözüldüğü alanlar olmayı sürdürüyor.

Önceki kuşağa bakıldığında mesafe çok daha açık. Katılımcılar, babalarının bakım aktivitelerini neredeyse tamamen annelerine bıraktığını aktarıyor. Yemek hazırlamada “her zaman” ya da “çoğunlukla annem” yanıtlarının toplamı yüzde 87; banyo ve hijyende yüzde 88, uyutma rutininde yüzde 84, ödev takibinde yüzde 69. Okula götürmede bile bu oran yüzde 65’te.
Bugün aynı alanlarda babaların sorumluluğu anneler ile eşit düzeye doğru ilerlese de tablo doğrudan bir görev paylaşımına değil yalnızca annenin yükünü hafifletme haline işaret ediyor.
Yeni nesil babalar kendisini nasıl tanımlıyor?

Babaların kendilerini nasıl konumlandırdığı sorusunda öne çıkan ilk yanıt yüzde 37 ile “duygusal destek veren” oluyor. Önceki kuşakta bu yalnızca yüzde 9’du. Bir başka deyişle neredeyse dört katına çıkmış. “Oyun ve eğlence ortağı” bugün yüzde 24 iken geçmişte yüzde 9’da kalıyordu. Bu iki rolün birlikte bu denli yükselmesi, babalığın çocuğun gündelik hayatına dahil olma halinin arttığına işaret ediyor.
Tablonun diğer yüzüne bakıldığında katılımcıların yüzde 41’i kendi babasının öncelikli rolünü “ekonomik güvence sağlayan” olarak tanımlamış; bugün bu oran yüzde 20’ye gerilemiş. “Disiplin ve sınır koyan” baba profili ise yüzde 31’den yüzde 11’e inmiş. Para ve otorite figüründen duygusal varlık ve oyun ortağına uzanan bu yol, tek bir kuşakta kat edilmiş. Bu dönüşümün tüketim üzerindeki yansıması ise doğrudan görülüyor. Çocuğuyla zaman geçiren ve duygusal bağ kuran baba, oyuncaktan eğitim platformuna, beslenme ürününden dijital içeriğe kadar pek çok kategoride artık aktif bir karar verici. Tam da bu nedenle markalar yalnızca anneleri değil, bu yeni baba profilini de hesaba katmak zorunda.
Değişim yeni başlıyor…

“Sizce çocuğunuz ileride sizden farklı bir ebeveynlik yaklaşımı benimser mi?” sorusu karşısında; babaların yüzde 38’i “muhtemelen evet”, yüzde 9’u “kesinlikle evet” yanıtını veriyor. Yani yaklaşık yarısı çocuklarının büyüdüklerinde kendilerinden farklı bir yol izleyeceğini öngörüyor.
Ancak annelerle karşılaştırıldığında ilginç bir fark beliriyor: “Muhtemelen hayır” diyenler babalarda yüzde 18 iken annelerde yüzde 9; “kesinlikle hayır” diyenler yüzde 7’ye karşı yüzde 3. Yeni nesil babaların önemli bir bölümü değişimin kaçınılmazlığını kabul etmekle birlikte azımsanmayacak bir kitle de daha ihtiyatlı davranıyor.
Tüketim dünyası açısından mesaj açık: Değişimi fiilen yaşayan ve kabullenme sürecinde olan baba, ürün tercihlerinden marka bağlılığına, içerik tüketiminden topluluk katılımına kadar giderek daha ağırlıklı bir tüketici profili çiziyor. Çocuğuna duygusal destek veren, okula götüren, hastalık anında bakım yükünü paylaşan baba; “aile tüketicisi” profilinin artık ayrılmaz bir parçası.
Yeni nesil babaların markası: Ebebek
Katılımcılara hayatlarını en çok kolaylaştıran marka açık uçlu sorulduğunda yüzde 9 ile Ebebek açık ara önde gelirken; onu yüzde 5’le Philips (Avent) ve yüzde 4’le Trendyol takip ediyor. Getir, Hepsiburada, Migros ve LEGO yüzde 3’er oranla sıralamada yer alırken, Chicco, Sleepy, BİM, LC Waikiki ve Samsung yüzde 2’şer oranla listenin alt kademelerinde karşımıza çıkıyor.
E-ticaret platformları ve hızlı teslimatın listede belirmesi anlamlı: Bakım sorumluluğunu paylaşan ve bunu kolayca yerine getirmek isteyen baba, pratik çözüm sunan markalara yöneliyor. Bu, “baba tüketicisinin” artık yalnızca belirli kategorilerde değil, gündelik tüketim ekosisteminin genelinde aktif bir yer edindiğini gösteriyor. LEGO’nun varlığı da ayrıca dikkat çekici: “Oyun ortağı” kimliğini güçlü biçimde benimseyen babaların zihninde bir oyuncak markasının öne çıkması, çocukla geçirilen zamanın somut bir tüketim kararına dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Araştırmanın Metodolojisi
Marketing Türkiye adına Research İstanbul tarafından 8–12 Mayıs tarihleri arasında, Türkiye genelinde 0–12 yaş aralığında çocuğu bulunan 18–40 yaş arası babaları kapsayacak şekilde gerçekleştirilen araştırmaya toplam 304 kişi katıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 34 olurken, örneklemin yüzde 78’ini tek çocuk sahibi babalar oluşturdu. Eğitim profiline bakıldığında ise katılımcıların yaklaşık yarısının üniversite mezunu olduğu görüldü.
Babalar değişiyor, ama dönüşüm henüz tamamlanmadı

Research İstanbul Yönetici Ortağı
✓ Türkiye’deki babalar üzerine yaptığımız araştırma, süregelen bir dönüşümün fotoğrafını çekiyor. Çalışma hızlı olmasa da gerçek ve ölçülebilir bir değişime işaret ediyor.
✓ Bugünün babaları kendilerini öncelikle “duygusal destek veren” (yüzde 37) ve “oyun ortağı” (yüzde 24) olarak tanımlıyor. Bir kuşak önce bu iki rol toplamda yüzde 18’de kalıyordu. Ekonomik güvence sağlamak ve disiplin koymak ise geriliyor ama bu rollerin yerini tam olarak yeni rollerle doldurmak için henüz erken. Babalık yeniden tanımlanıyor; sadece bu tanımın sınırları halen netleşmiş değil.
✓ Bakım yükünün paylaşımı da benzer bir görünüm sunuyor. Hastalık anında bakım, ödev takibi, okula götürme gibi alanlarda eşit paylaşım öne çıkıyor. Ama mutfak ve hijyen hala büyük ölçüde annenin sorumluluğunda. Bu tablo, babalığın “yardımcı” konumundan “eşit ortak” konumuna geçişinin tamamlanmadığını, henüz yolda olduğunu hatırlatıyor. Değişim bütün alanlarda aynı hızda ilerlemiyor; bazı sorumluluklar paylaşılırken bazıları annenin heybesinde kalmaya devam ediyor.
✓ Araştırmadaki babaların yaklaşık yarısı, çocuklarının büyüdüğünde kendilerinden farklı bir ebeveynlik anlayışı geliştireceğini öngörüyor. Bu, değişimin durduğuna değil; devam ettiğine, ama kendi temposunda aktarıldığına işaret ediyor.
Yeni nesil anneler bildiğiniz gibi değil!
