Bağımsız sinemadan Hollywood’a, reklam setlerinden dijital platformlara uzanan yolculuğuyla Tolga Karaçelik son yılların en dikkat çeken yönetmenlerinden… Reklam filmi çekmenin kariyerindeki en belirleyici kararlardan biri olduğunu söyleyen Karaçelik ile hem sinema hem de reklamcılık sektöründeki baş döndürücü dönüşümü konuştuk. Yapay zekayı bir tehdit değil “araç” olarak konumlandıran Karaçelik’e göre asıl mesele teknoloji değil; reklam dünyasının hikayeden uzaklaşıp görünürlüğe odaklanması. Karaçelik, “Biz kreatifler hikayenin önemini unuttuk… Bence bizi sektör olarak kurtaracak şey yeniden hikayelerin gücüne inanmamız” diyor.
Bağımsız sinemadan uluslararası yapımlara uzanan bir yolculuğunuz var. Bu süreçte yaratıcılık algınız ve sektöre bakış açınız nasıl değişti?
Hem reklamcılık hem sinema bir değişim içerisinde. Özellikle reklam sektörü faaliyetlerin dayattığı bazı noktalara doğru çekiliyor. Dolayısıyla sektörümüzde daha az hikaye anlatan filmlere doğru gittik. Etkileşimden ziyade hatırlatma üzerine bir reklam algısı oturdu.
Reklam ve sinema dünyası, mecraların değişimiyle değişiyor. Özellikle pandemiden sonra sinema salonlarından daha fazla platformlarda filmler izlenmeye başladı. Dolayısıyla mecraların değişmesiyle üretimin de değişmesi kaçınılmaz oluyor. Fakat ben özellikle sinema tarafında bu değişimleri pek kale almayarak devam ediyorum.
Hollywood’a adım atmak o dünyanın oyuncularıyla çalışmak, hikaye anlatımında sizi daha cesur mu yaptı yoksa daha kontrollü düşünmeye mi itti?
Yazar bir yönetmen olduğum için ben her zaman kendi anlatmak istediğim hikayeyi anlatıyorum. Bu nedenle yabancı oyuncularla çalışmak çok da farklı değildi benim için. Dolayısıyla kendimi bir yere gitmiş gibi hissetmiyorum, hep sizler benim dünyama geliyorsunuz gibi hissediyorum.
Türkiye’den çıkan filmlerin Oscar yolculuğunda sizce temel kırılma noktası nerede yaşanıyor: Hikayede mi, üretim modelinde mi, pazarlamada mı? Yakın vadede Türkiye’nin alanda başarılı olması sizce mümkün mü?
Oscar, 2005’ten beri uluslararasılaşmaya çalışıyor. Dolayısıyla uluslararası filmlerin daha fazla yer aldığını görüyoruz, bu da tabii Türkiye’de yapılan filmler için bir avantaj sağlıyor.
Oscar; bütçe, planlama ve kampanya süreciyle alınabilecek bir ödül. “İyi bir film yaptım, Oscar alıyorum” diye bir şey yok. PR çalışmalarınızı, kampanyalarınızı, tanıtım faaliyetlerinizi buna yönelik yapmak zorundasınız. Dolayısıyla bu bir kampanya, zaman ve para meselesi.
Türkiye’nin Oscar almak gibi bir amacı olmalı mı, ondan da emin değilim. Bence bunun için harcayacağımız parayı yeni çıkacak sinemacılara veya Türkiye’de sinemanın daha çok izlenmesi için harcasak daha faydalı olur.
Bugün bir yönetmen için sinema mı daha dönüştürücü, yoksa dijital platformlar mı? Hangisine iş yapmak daha keyifli ve yaratıcılığa açık?
Ben sinemacıyım açıkçası, benim kafa yapım öyle şekillendi. Bazılarına dizide bir karakter anlatmak daha kolay ve daha zevkli geliyor olabilir. Benim üretim biçimim şu ana kadar daha çok sinema oldu.
Her şeyden önce dijital platformların “beğenmezsem başka bir filme/diziye geçerim” mantığı, izlediğin şeye emek vermeyi ortadan kaldırdı.
Dolayısıyla yeni gelen sinemacıların işi daha da zor. Çünkü insanlar artık risk almak istemiyor. Sinemaya gidip yeni bir keşif yapmak, yeni bir yönetmenle karşılaşmak istemiyor. Bu bakımdan dijital platformlar yeni insanların çıkmasını daha da zorlaştırıyor.
Reklam sektöründe son yıllarda gözlemlediğiniz en büyük değişim ne oldu?
Reklam sektöründe artık hikayesi olan filmler azaldı. Eskiden çok daha fazla vardı. Bence hikaye her zaman insanda kalır. Yani bir şeyi göstermekle hissettirmek arasındaki farkı unutuyoruz gibi geliyor bana. Hissettirmek hala önemli ve reklamda son dönemde o hissettirmenin önemini unutuyoruz diye düşünüyorum.
Markalar reklam filmleri için sizden daha çok ne talep ediyor: Yaratıcılık mı, ölçülebilir başarı mı? Marka taleplerinde bir değişiklik oldu mu?
Kesinlikle oldu. Marka her zaman en ekonomiğini ve görünürlüğü tercih eder. Fakat o noktada biz kreatiflerin öyküyü hatırlatması gerektiğini düşünüyorum.
Hikayeyle gidersek de aynı görünürlüğü sağlayabiliriz. Bence biz kreatifler hikayenin önemini unuttuk. Oysa bunu hatırlatması gerekenler bizleriz.
Reklam yönetmenliğinde “iyi işi” nasıl tanımlıyorsunuz?
Ben çektiğim reklamlarda, filmlerimde olduğu gibi her zaman oyunculuğa, hisse ve samimiyete önem veririm. Dolayısıyla benim için “iyi iş” tanımı; iyi öyküsü olan ve iyi oyunculuklarla bezenmiş bir hikaye anlatımıdır.
Yapay zekanın reklam ve sinema üretimine girişi yönetmenliği nasıl dönüştürüyor?
Yapay zeka, bir yönetmen olarak benim kullandığım aygıtlardan bir tanesi haline geldi. Geçen sene yapay zekayla 60’a yakın reklam teslim ettik. Bir yandan da normal klasik çekimli setlerimize çıkmaya devam ediyoruz. Benim için yapay zeka veya klasik çekim arasında çok büyük bir fark yok. Bence önemli olan hikaye anlatmak; bunu neyle anlattığım çok önemli değil. Ben reklam ve sinemada daha çok hibrit yöntemin ilerleyeceğini düşünüyorum. Ancak birazcık insan dokunuşu ve kusuru gerektiren her yerde normal çekimin devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü kusur da bence çok önemli, kusur her şeyi gerçekçi kılar.
Yakın gelecekte reklam yönetmenlerinin hangi yetkinlikleriyle ayrışacağını düşünüyorsunuz? “Yönetmenlik” tanımı sizce nasıl evrilecek?
Bence yönetmenlik tanımı değişmeyecek. Geçen sene yapay zekayla yaptığımız 60 reklam filmini teslim ettik demiştim hatırlarsanız; onların hepsinin içerisinde yine yönetmenlik var. Biz yine aynı şekilde hangi planlara ihtiyacımız var, nasıl çekilmeli, ekonomik ve doğru planlar nelerdir, bunları tasarlayıp onun üzerine üretim yapıyoruz. Zaten yönetmenlik de bu. Dolayısıyla yapay zekayla ürettiğimiz işlerin içerisinde de klasik anlamda yönetmenlik devam edecek.
Yapay zekanın yakın vadede yönetmenliğin yerini alabileceğini düşünmüyorum. Ancak bu sürecin içerisinde önem verdiğimiz şeyler değişecek. Dediğim gibi kusur ve insan dokunuşu daha önemli bir hale gelecek. İşin ekonomisine odaklanıldığı zaman esasında sektör kendi bacağına sıkıyor. Düşman yapay zeka değil; düşman tüketime ve ekonomiye dayalı “daha ucuz olsun ama görünür de olsun” mantığına dayanan bir reklamcılık anlayışı. Bence bizi sektör olarak kurtaracak şey yeniden hikayelerin gücüne inanmamız.
Geriye dönüp baktığınızda, “iyi ki böyle yapmışım” dediğiniz en kritik karar hangisi?
İyi ki reklam çekmeye karar vermişim. Reklam yönetmeni olmak gibi bir düşüncem yoktu. Gişe memurunu çekmiştim, sinema ve dizilerle devam etmeyi planlıyordum. 2011’den beri reklam çekiyorum ve şu ana kadar 150’yi aşkın reklam çekmişimdir. Bu beni hem canlı tuttu hem kendi sinema dilimde özgür ve özgün kalmamı sağladı. Çünkü sinemaya ekonomik olarak hiçbir zaman bel bağlamadım. Bence kariyerimdeki kırılma noktalarından bir tanesi reklam çekmeye karar vermemdi.
Türk dizi sektörü küreselde bir bilinirliğe sahip ama sinemada bunu pek yapamıyoruz. Nedeni nedir?
Her sene büyük yarışmalardan bir tanesinde veya festivallerde ses getiren bir Türk filmi oluyor esasında. Biz Türkiye içerisinde tanıtımı çok iyi başaramıyoruz gibi geliyor bana. Emin Alper’in son filmi Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde yarışıyor mesela. Daha önce benim son çektiğim film Tribeca’da seyirci ödülü aldı.
Türk sinemasını dünyada daha bilinir kılmak istiyorsak yalnızca içerik üretimine odaklanmak yeterli değil. Daha çok uluslararası dağıtım ağlarını güçlendirmeye ve fon mekanizmalarını Türk yönetmenleri destekleyecek şekilde yeniden yapılandırmaya odaklanmalıyız. İçerikte sorun yaşadığımızı düşünmüyorum. İçeriklerimiz bazı şeyleri tatmin ediyor ki bu festivallerde filmlerimiz gösteriliyor, ödüller alıyor.
Yeni dönem projeleriniz neler? Sinemaya uzunca bir süre ara vermiştiniz, yine böyle uzun bir ara mı olacak?
Birkaç tane şey yazıyordum, şimdi bir tanesi öne çıktı. Benim onu yazmam için biraz kafamın kırılması ve biraz büyümem lazım açıkçası. Çünkü şu anda benden daha büyük bir film.
En azından filmi yazmak iki sene alacak gibi geliyor bana. Sonrasında en az üç sene set öncesi olur diye düşünüyorum. Ama şu an bir platformda yayınlanacak bir diziyi kabul etmek üzereyim. Beni heyecanlandıran bir iş, o biraz daha hızlı olacak muhtemelen.

