
Reklamcılıkta yeni dönem: 2025’in dengesi ve 2026’nın işaretleri
Reklam sektörü, Türkiye’nin ekonomik hareketlerine en hızlı tepki veren alanlardan biri. 2024 yılında elde edilen güçlü büyüme, 2025’e de görece pozitif bir başlangıç yapılmasını sağladı. Reklam ve medya yatırımlarının yıllık bazda yüzde 78,9 nominal artışla 253,6 milyar TL’ye ulaşması, hem markaların iletişime verdiği önemin hem de sektörün dinamizminin altını bir kez daha çizdi. 2025’e adım atarken de bu dinamizmin daha dengeli, daha ölçümlenebilir ve daha verimlilik odaklı bir yapıya evrildiğini görüyoruz.
Dezenflasyon sürecinin getirdiği ekonomik çerçeve, sektörün 2025’te daha rasyonel yatırım kararlarına yönelmesine neden oluyor. Artık markalar, yalnızca görünür olmak için değil; doğru hedef kitleyle, doğru hikayeyle ve doğru temas noktasında buluşmak için yatırım yapıyor. Bu da medya planlama ve satın alma süreçlerini çok daha sofistike, çok daha teknolojik hale getiriyor.
2025’i bir dönüşüm yılı yapan unsur yalnızca dijitalleşmenin hızlanması değil; aynı zamanda ölçümleme, veri kullanımı ve teknoloji entegrasyonunun sektörün genelinde standart hale gelmeye başlaması. Dijital video, adreslenebilir ekranlar, programatik yapıların güçlenmesi, açık havada dijitalleşme ve creator ekonomisinin olgunlaşması bu yılın büyüme hatlarını belirleyen başlıklar arasında. Buna ek olarak, özellikle televizyon mecrasında markalı entegrasyonlar ve ürün yerleştirme modellerine yönelik ilgi yeniden artıyor. İçerikle bütünleşen görünürlük, hem güven hem doğal etki açısından markalar için önemli bir değer yaratıyor.
Yeni yıldan büyüme bekliyoruz
2026’ya ilişkin projeksiyonlara baktığımızda sektör için iyimser bir tablo görüyoruz. Beklentimiz, 2026’da reklam pazarının daralmaması; aksine daha sağlıklı ve daha verimlilik odaklı bir büyüme göstermesi yönünde. Enflasyonun düşme eğiliminde olması, fiyat artışlarının belirleyici olduğu dönemlerin yavaş yavaş geride kalmasını sağlıyor. Bu durum sektörün gerçek hacim büyümesini, yani “net büyümeyi”, daha görünür hâle getirecek. Veri temelli planlama araçlarının gelişmesi, yapay zekanın yatırım performansını artırması ve adreslenebilir medya çözümlerinin yaygınlaşması, 2026’da büyümeyi destekleyen temel unsurlar olacak.
Ayrıca geleneksel mecraların, özellikle TV’nin hala yüksek erişim sağlaması sektör için önemli bir avantaj. Türkiye’de televizyon izleme alışkanlığı güçlü biçimde varlığını sürdürüyor, bu da hem markalı içerik hem entegre çözümler açısından TV’nin konumunu güçlendiriyor. Açık hava mecrasının dijitalleşme ivmesi de 2026’da hız kesmeyecek. DOOH’un sunduğu esnek içerik kullanımı, gerçek zamanlı güncelleme ve hedeflenebilirlik avantajları, bu mecrayı yatırımcılar açısından daha çekici hale getiriyor.

Yapay zeka sektörün yeni standardı
Son yıllarda en çok konuştuğumuz alanlardan biri olan yapay zeka, reklamcılık sektörünü temelden dönüştürmeye devam ediyor. Veri analitiği, hedefleme, kişiselleştirme, medya optimizasyonu ve içerik üretimi gibi alanlarda yapay zeka artık sektörde yeni bir standart. Bu dönüşüm, reklam harcamalarının verimliliğini artırırken rekabetin yapısını da değiştiriyor. Markalar artık tüketici yolculuğunu çok daha hassas şekilde okuyabiliyor, hangi temas noktasının gerçek değer yarattığını daha net görüyor. Bu da yatırım davranışlarını köklü biçimde yeniden şekillendiriyor.
Ancak yapay zekanın sunduğu bu hız ve üretim gücü, içerik tarafında yeni bir sorumluluğu beraberinde getiriyor: Güvenilirlik. İçerik üretiminin kolaylaştığı bir dönemde tüketici için doğru, kaliteli ve itibarlı bilgi her zamankinden daha önemli. Gelecekte markaları birbirinden ayıran unsur teknolojiyi ne kadar kullandıkları değil, teknolojiyi kullanırken tüketiciyle kurdukları ilişkinin ne kadar sağlam olduğu olacak.
“Teknoloji” ve “insan” dengesi
Google, Meta gibi büyük teknoloji platformlarının yapay zeka destekli reklam ürünleriyle medya bütçelerinden daha yüksek pay almaya başlaması da bu dönüşümün doğal bir sonucu. Bu platformların sunduğu optimizasyon kabiliyeti, markalara hızlı ve ölçümlenebilir bir geri dönüş sağlıyor. Aynı zamanda reklamcılık sektöründeki rekabetin çok daha veri odaklı bir yapıya evrilmesine yol açıyor.
Önümüzdeki dönemde medya yatırımlarını şekillendirecek en kritik unsur, teknoloji ile insan odağını doğru dengede buluşturabilmek olacak. Dijital video ve Connected TV yatırımları büyümeye devam ederken, retail media ve creator iş birlikleri markalara geniş bir oyun alanı sunuyor. TV’de markalı entegrasyonlar ve ürün yerleştirme alanının güçlenmesi ise medya karmasında yeniden önemli bir yapı taşı hâline geliyor. Artık mesele yalnızca erişim değil, tüketiciyle kurulan bağın kalitesi ve sürdürülebilirliği.
Sektörümüz dönüşüyor ancak, bu dönüşümün merkezinde hala aynı temel duruyor: İnsanı anlamak ve onunla bağ kurmak… 2025 ve 2026, verimliliğin, bağ kurmanın ve güvenin en değerli rekabet unsurlarına dönüştüğü yıllar olacak.

