Zorlu İstanbul markasını uçurabilir

Benim çalışma odamdan Zorlu Center’in yükselişini ve son dönemdeki donanımını adım adım izlemek mümkün oldu. Dev yatırım, sadece burnumun dibinde olması nedeniyle dikkat odağımda değildi. İstanbul’un en önemli kent projelerinden biri olduğu ve de Zorlu ailesini uzun yıllardır çok yakından tanıma ve iş dünyasındaki başarılı yükselişlerinin her aşamasına tanık olma fırsatını bulduğum için de gözüm o olayın üstündeydi…

İşte bu yüzden Zorlu Center’le ilgili çıkan her haber, ilgimi çekmiştir… Hele de işin kültürel boyutu ve değerler meselesiyle ilgili son “anlaşma haberi”…

Önce biraz uçalım:

Zorlu Center ve Performans Sanatları Merkezi adını verdiklerini müthiş salon nasıl açılmalı ve bu merkezde ne tür popüler ve klasik sanat eserleri sergilenmeli?

Ben açılışta tabii ki, Sayın Cumhurbaşkanımız, Meclis Başkanımız ve Başbakanımız olmak üzere en üst düzeyde devlet erkânını görüyorum. İstanbul’un ve dolayısıyla Türkiye’nin markasına olağanüstü katma değer getirmesi beklenen bu Merkez’in açılış gecesinden, başta tüm komşularımız olmak üzere bölge ülkelerinin liderleri de en ön sırada oturuyorlar.

Peki o gece hangi performans sergilenmeli? İsveçli topluluk Abba’nın müzikleriyle oluşmuş Mamma Mia müzikali gibi bir şey mi, yoksa mesela Cumhurbaşkanlığı Devlet Senfoni Orkestrası ile Devlet Opera ve Balesi, dünyanın önünde eğildiği büyük Türk bestecisi Ahmet Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosunu mu seslendirmeli?

Peki sonra hangi gösterilerle perdeler açılmalı? İstanbul ve Türkiye markasının tüm dünyada altını çizecek “Mevlana’nın Şemsi” gibi uluslar arası starların da yer alacağı, süper prodüksiyon olarak hazırlanmış bir müzikal ile mi, Disney Lion King numarası ya da Hugh Jackman Performance gibi Batı’da iyi iş yapmış popüler bir sahne olayıyla mı?..

Performans sanatları denince ilk akla gelen kentler herhalde New York, Londra’dır… Pekiyi Tokyo’ya gittiğinizde Japon kültürünün zenginliklerini mi görmek istersiniz yoksa Mamma Mia’yı mı? Moskova’ya gittiğinizde Rus yazar ve bestecilerinin eserleriyle mi karşılaşmak istersiniz yoksa Lion King’le mi?

Phantom of the Opera’yı Londra’da mı izlemek istersiniz, Berlin’de mi? Yoksa Berlin’e gittiğinizde B. Brecht’in kurduğu Berliner Ensemble’a mı bir göz atmayı mı tercih edersiniz?

Küreselleşme, ekonomik yayılma politikaları için Batı’nın uydurduğu bir taktik kavramdır; kültür ve değerler için değil. Tam tersine küreselleşme ve de internetin, sosyal medyanın yaygınlığı, toplumda inanç sisteminin, muhafazakârlığın, milliyetçi duyguların yayılmasını tetiklemiştir…

Bu sorular kafamda uçuşup dururken işte gazetedeki o haber çıkıverdi karşıma. Özetleyerek HT’den alalım:

“Mart 2013’de bitecek Zorlu Center’da yer alan 300 milyon dolarlık Performans Sanatları Merkezi’ni dünyaca ünlü Broadway şovlarına imza atan Nederlander Worldwide Entertaintment’ın (NWE) işletmesi için New York’ta 25 yıllığına imzalar atıldı…

Zorlu Gayrimenkul Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Even ‘Bugün New York’u, Londra’yı veya Paris’i ziyaret eden bir turist programına müzikal veya tiyatroyu da ekliyorsa İstanbul’a gelenler de dünyanın en iyi gösterilerini Zorlu Center’da izleyebilecek’ dedi. Nederlander’ın genel giderlerini karşılayacaklarını, onun dışında işletmeden sağlanacak geliri ise paylaşacaklarını belirten Even ‘Bu işi önemli bir uluslararası zincirin gelip otelimizi işletmesi gibi düşünün. Onlar getirecekleri veya yapımını üstlenecekleri gösterilerle izleyici çekip, sağlanan gelirden bize de pay verecekler. Gösterilerin hedeflenen ilgiyi göreceğini düşünüyoruz’ diye konuştu.

NWE CEO’su Robert Nederlander Jr. ise İstanbul’u Broadway şovlarının turne listesine koymakla yetinmeyeceklerini vurgulayarak ‘Biz sadece işletmeci değil, aynı zamanda yapımcıyız. Gittiğimiz ülkelerde yerli yapımlara da imza atıyoruz. Bunun son örneğini Çin’de ortaya koyduk’ dedi. Nederlander’ın işlettiği tiyatrolar, Disney Lion King, Mamma Mia, Legaly Blonde, Hugh Jackman in Performance gibi ünlü Broadway performanslarının dünya prömiyerine ev sahipliği yaptı. Nederlander’ın organizasyonlarında Barbra Streisand, Celine Dion, Elton John, Frank Sinatra, Tina Turner, Phil Collins gibi pek çok ünlü isim sahne aldı.”

Haber böyle…

Bir: Bu işin ekonomik boyutu, Zorlu adına gayet akıllıca halledilmiş gibi duruyor. Tebrikler. Risk değil kâr paylaşımı çok iyi olmuş. Ayrıca ABD’de iş yapmış olan show’ların ikinci, üçüncü kadroları da olsa burada kısa süreler için iş yapar. Bu show’ların meraklısı çok sayıda İstanbullu vardır. Ancak çocuğunu bile doğurmak için ABD’ye gitmeyi tercih eden bir grup var ki, onlar burayı snobe edebilirler ve bu küçümseme giderek aşağıya doğru yayılabilir…

İki: Amerikalı arkadaşların yerli yapımları, birincil iş hedefleri olmasa da, desteklemeyi düşünmeleri de iyi bir şeydir. En azından kısa bir süre sonra Türkiye’de yerli dizi ve filmlerin yabancı dizi ve filmlerden çok daha fazla iş yaptığını görüp belki yaşadığımız tüm bölge insanının ilgisini çekebilecek süper prodüksiyonları da devreye sokarlar… İnşallah Zorlu ailesinin en parlak fertlerinden biri olan Zorlu Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Emre Zorlu bu konuyla ilgili bir iki müdahale maddesi eklemiştir anlaşmaya…

İstanbul ve Türkiye markasının en önemli ziynet eşyalarından biri olarak parlayacağından en küçük tereddütüm olmayan Zorlu Perfomans Sanatları Merkezi’nin bundan böyle sadece Zorlu’nun değil tüm İstanbulluların ve Türkiye’nin malı olacağının bilinciyle olaya bakacağına inanıyorum. Çünkü Ahmet Zorlu bugüne kadar yaptığı bütün yatırımlarda önce memleketini, çalışanlarını, iş ortaklarını, sonra hissedarlarını düşünmüştür…

 

Ucube ötesi kitsch böyle olur…

Türkiye’de aylardır tartışmaların odağına yerleşen kavramlar genellikle kültür ve değerlerle ilgili… Hele de sanat meselesi… Yüksek sanat, popüler sanat, sanat toplum için mi yapılır, yoksa sanat için mi? Devlet – sanat ilişkisi nasıl konumlanmalı? Devlet ve yerel yönetimler yüksek sanatı yaşatmak için çaba harcamalı mı, yoksa başta tiyatrolar olmak üzere tüm sanat performanslarını özelleştirip, özerkleştirmeli mi? Milletlerin kültürleri, devletleri sayesinde asırlar ötesine taşınabilmişse, bizim kültürümüzü kim taşıyacak geleceğe? Özel sektör mü?

İşte bu sorular tartışılırken bir dostumun bana internetten gönderdiği link ile hayli sarsıldığımı ifade etmeliyim (http://spektakulersehirheykelleri.tumblr.com)…

Konu yine kent markaları… Ve ülkemizdeki ucube ötesi kitsch’ler… İnsan kendisine “Böyle mi taşınacak milli kültürümüz ve ortak ruhi zenginliğimiz gelecek kuşaklara? Bu mu bizim milli kültürümüzün ürünleri?” diye sormadan edemiyor.

Büyük olasılıkla Marketing Türkiye okurlarının dikkatinden kaçmamış olan bu “heykelimsileri” birlikte gözden geçirmekte, ibreti âlem için yarar var…

Çözüm? Özelleştirme mi? Yoksa devletin milli kültür politikası meselesini sonuca varmak üzere masaya yatırması mı? Bizce tabii ki ikincisi…

 

Malumat bazen hayat kurtarır

Pratik bilgilerin hayatı kolaylaştırmaktan çok renklendirdiği üzerine bir hoşluk bu. Murat Aykul’un twitter’ından öğrendim ben de… İşinize yarayabilir. Bilgeliğe giden yol, “Veri”, “Malumat”, “Bilgi” duraklarından geçmek zorunda ise, ki öyle, o zaman Malumat durağı hiç ihmale gelmez. Tabii “Bilgelik” merhalesi gözden kaçırılmadan. Yoksa çekmeceler arasından deli danalar gibi dolanıp durursunuz…

İnternet adresi şöyle: www.wolframalpha.com

Murat Bey içeriği şöyle özetlemiş: Hesap makinesi gibi kullanmak mümkün. “English, Turkish” yazıp iki dili sayısal olarak karşılaştırabiliyorsunuz. “Man woman statistics” yazıp dünyada kadın – erkek nüfus dağılımıyla ilgili istatistiklere ulaşabilirsiniz.

“30 November 2012” yazıp 30 Ekim 2012’nin cuma gününe denk geldiğini, yılın 335. günü olduğunu, Hicri takvimde 16 Muharrem 1434’e karşılık düştüğünü, bugünden itibaren o güne 6 ay 17 gün ya da 145 gün kaldığını ve hangi ülkelerde hangi yıldönümleri olduğunu topluca görmek, başka bir malumat.

“Mother’s father’s sister’s son” (annemin babasının kız kardeşinin oğlu) yazıp, aile bağının çözümlenmesiyle ilgili grafiği alabilir ve kan bağı derecesini tespit edebilirsiniz.

Bir resim dosyasını girdi olarak verip, görsel analizlere dalabilirsiniz. Ayrıca girdi olarak, yazacağınız sözcükler – sayılar yerine hazır veri setleri dosyalarını da kullanabilirsiniz. Bunlar, basit örnekler… Siteden daha ciddi yararlanmak istiyorsanız, “Examples” bölümüne mutlaka bakın.

Matematik, kimya, fizik, coğrafya, tarih, spor, medya, diller, finans, renkler, teknoloji, gıda sektörü vs… Her alandan sayısal – istatistiksel bilgiler ve hesaplamalarla, müthiş bir yardımcı WolframAlpha.com. Kendi tanımlarıyla, “Computational Knowledge Engine”.

Bir girip bakın; ancak malumat olmadan bilgi ve bilgelik olamayacağını ve fakat malumat sahibi olmanın bilgililik ve bilgelik için kesinlikle yetmeyeceğini bilerek…

İLGİLİ HABERLER