İletişimde popülizm duygusallık ve yüzeyseliğin yılı…

Ali SAYDAM

David Bowie, Prince ve Leo­nard Cohen… Batı basınında birçok yazar, bu yıl birbir­lerine çok yakın tarihlerde dünyaya veda eden bu…
PAYLAŞ

David Bowie, Prince ve Leo­nard Cohen… Batı basınında birçok yazar, bu yıl birbir­lerine çok yakın tarihlerde dünyaya veda eden bu üç sa­natçının ardından şu yorumu yaptılar: “End of the ’Heroic Popstars’ epoch”. Türkçesiyle: Pop star kahramanları çağının sonu…

Pop starlar bitti mi? Hayır. Bitmez de. Ka­pitalizm durdukça sürecek olan “star sis­temi” sadece kılık değiştirerek devam ede­cektir. Kahraman pop yıldızlarının yerini popülist, yüzeysel ancak alabildiğine duy­gusal şöhretler alacaktır…

Bu değişim için iletişim boyutunda pek çok örnek verilebilir. En çarpıcı üç tanesi şudur diyebiliriz belki:

  1. Putin’in önlenemez yükselişi,
  2. Trump’ın ABD Başkanı seçilebilmesi
  3. İkinci Dünya Savaşı’nın trajik tecrübe-

besini yaşamış olan Almanya’nın sanki o günlere dönmek istercesine yeşerttiği fa­şist partisi AfD’nin (Alternative für Deut­schland) sıfır noktasından hızla yüksele­rek rahatlıkla parlamentoya girebilecek oy oranına ulaşması ve Adolf Hitler’in kitabı Mein Kampf’ın yeni baskısının der Spiegel dergisinin en çok satan kitaplar listesinde birinci sıraya oturması…

2016’ya damgasını vuran, insanı hızla yü­zeyselliğin derinliğine (!) ve yalnızlığa iten bilgi teknolojileri alanındaki baş döndü­rücü gelişmeler, çağdaşlığın mı yoksa in­sanda insanı yitirmenin mi göstergesidir, tartışılır.

2016’da hayli ön plana çıkan, “Sanayi 4.0” ve “Internet of Things” (talihsiz çevirisiyle, şeylerin interneti) sadece yaşamı değil bey­nin işlevlerini de tembelliğe, yüzeyselliğe doğru itmesiyle hızla yaygınlık kazanmaya başladı.

O kadar ki, dünya sağlık kuruluşları, biz­de de Yeşilay, “teknoloji bağımlılığını”, uyuşturucu gibi, sigara gibi, alkol gibi in­sanın fizyolojik, psikolojik, ekonomik ve sosyal varlığını tehdit eden ve mücadele edilmesi gereken bir bağımlılık türü olarak tanımladı…

15 Temmuz’u dışarıya anlatamadık!

Uzak Doğu strateji oyunlarından Go’nun büyük ustası Lee Se-dol’ün Google tarafın­dan desteklenen bir yapay zeka yazılımına yenilmesi, 2016’da teknolojinin akıl def­terine olumlu, insanlığın akıl defterineyse olumsuz bir gelişme olarak kayıt düşülme­sini sağlamıştır.

Türkiye’de iletişim alanında en büyük, yıl­larca akademik boyutta analizi yapılacak olay hiç tereddütsüz 15 Temmuz günü ve gecesi yaşananlardır. Algılama, Türkiye içinde ne kadar başarıyla yönetilmiş ve pek çok medya grubu iletişim konusunda destanlar yazmışsa da aynı başarının Tür­kiye’nin ve onu temsil eden Devlet Başka­nı’nın yurt dışındaki algısının 15 Temmuz sonrası süreçte yönetilmesinde o derecede başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Türkiye’de 2016’da yürütülmüş iletişim kampanyaları içinde en başarılı olanların ortak özelliklerini üç ana başlıkta toplamak mümkündür;

  1. Duygulara hitap etmeyi bilen,
  2. Ülkemiz insanlarının değerlerini ve kül­türünü anlayan ve ona saygı duyan,
  3. Tekrar tekrar izlendiğinde hiçbir bıkkın­lık uyandırmayacak kadar yaratıcı…

Yılın en dikkat çekenleri

Tabii ki, dijital ortamı güçlü bir şekilde kul­lanmak ve başarılı içerik üretmek gibi baş­ka özellikler de sıralanabilir ancak bunlar o üç tanesinin yanında tali düzeyde kalır…

Bu bağlamda yıl içinde en çok etkilendiği­mi ifade edebileceğim çalışmaları öncelik sırasına koymadan şöyle sıralayabilirim:

– Koç Holding, 10 Kasım’da yayınlamayı bir alışkanlık haline getirdiği kurumsal filmlerine bu yıl da mükemmel bir örnek ekledi.

– Allianz’ın senaryosunu kuru kuru okudu­ğunuzda belki fazla etkilenmeyeceğiniz fakat muhteşem bir yapımla size aktarıl­dığında hayranlığınızı gizleyemeyeceğiniz o güzelim şarkının da katkısıyla insanı ta derinden etkileyen o reklam filmini her izlediğinde gözleri dolanları biliyorum.

– Coca-Cola’nın her Ramazan’da yayınladı­ğı reklam filmlerini ramazan pidesi gibi bekler olduk.

– 2015’in son günlerinde başlayıp 2016’da devam eden bir Aygaz Otogaz reklam filmi vardı. Hani Şener Şen’in oynadı­ğı… Hatırlayamadınızsa da YouTube’da bulup izleyin. Duygusallık ve rasyonellik nasıl birleştirilir, kilit mesaj nasıl verilir bir görün…

ss– Aynı tespit Cem Yılmaz’lı İş Bankası rek­lamları için de yapılabilir tabii ki…

Süreklilik arz eden, tutarlı, yaratıcı ve tek­rarlandıkları için de akıllarda kalma ve etkili olma şanslarını artıran başarılı PR çalışmaları 2016’da da ilgiyle izlendi. Bizim fazla itibar etmediğimiz, katılım ücreti öde­yen herkesin ödüllendirildiği ve fazlalığı yüzünden değerini ve hedef kitlesi üzerinde etkisini yitiren ödülleri (bir kuruluş 46 tane birden almıştı) bir kenara bırakacak olur­sak bir iki ilginç örnekten söz edebiliriz.

– BiTaksi’yi yakından izlemekte yarar var. Taksi arayan yolcularla, yolcu arayan taksileri bir araya getiren bir akıllı te­lefon uygulaması bu. Marka vaatleri şu: “Uygulamanın ötesinde büyükşehir insanı için yapılmış en iyi icatlardan bi­riyiz…” BiTaksi uygulamasında tek tuş­la olduğunuz yere taksiyi çağırabiliyor, gelen şoförün adını, puanını ve taksinin plakasını ekranda görüyor ve gelişini ha­ritadan izleyebiliyorsunuz…

– Suç ve Ceza isimli projesiyle Yemeksepeti, üç aydır sipariş vermeyen kullanıcılarını geri kazanmayı ve onlardan geri bildirim toplamayı hedeflemiş. Bunun için yöne­tim ekibini kullanıcısıyla dijital ortamda birebir karşı karşıya getirmeye başlamış. Ekip kullanıcı memnuniyeti için alacak­ları her türlü cezaya da razı olmuş.

– Beyoğlu Belediyesi’nin kent kültürü odak­lı PR çalışmaları, bölgeye dikkatleri çe­kerken son derece tutarlı bir şekilde yü­rütülüyor.

– Bu arada İhracatçılar Meclisi TİM’in on binlerce kişinin katılımıyla çeşitli şe­hirlerde hayata geçirdiği Tasarım ve İnovasyon Haftası ve çeşitli zirvelerin PR bağlamında değerinin hayli yüksek olduğu kesin.

– Frito-Lay ABD seçimleri öncesinde Ame­rika’da gençlerin politik gücünün far­kına varması ve oy kullanmasını teşvik etme amacıyla bir kampanya yürütmüş. Kilit mesaj şu imiş: Kayıt olmamış kişi­lere “Seçim yapma hakkını kullanma­mak hiçbir şeyi seçmektir”. Herhangi bir siyasi taraf seçmediklerini ve sadece Amerikalıları seçimde aktif rol oynama­ya davet ettiklerini belirten Frito-Lay Pazarlama Müdürü Jennifer Saenz, bu kadar cüretkar bir kampanya yürütme­nin Frito-Lay’in geçmiş kampanyalarda yürüttüğü tutumla ve tüketici günde­mindeki olaylara duyarlı bir marka olma isteğiyle örtüştüğünü belirtiyor.

İletişimde de cesaret olmadan başarı elde etmek çok zor… Hani Batılıların dediği gibi, “No risk no win”; yani risk almadan başarılı olamazsınız… Günümüzde risk al­mak da biraz yüzeysel olmamak, derinlikli düşünebilmek, popüler olmak, halkı dikka­te almak ancak popülist yani halk yağcılığı yapmamaktan geçiyor sanki.

Hesaplanabilir, riski bol, başarılı, esenlik dolu bir yeni yıl diliyorum.

PAYLAŞ