Kriz doğuran kriz yönetimi!

Kriz yönetimi için kitaplar yazılmış. Uzmanlar yeni krizlerde kurallar üzerine yenilerini eklemiş.

Ancak unutmayalım ki her olayın kendine has dinamikleri ve gelişimi var. Bu nedenle temel kurallar aynı kalsa da olayın muhatapları, üçüncü partileri ve medya yönetimi değişiyor. Soma’daki kayıp sayısı, oluş biçimi, bundan sonra sürecin nasıl işleyeceğine dair henüz hiçbir şekilde kapatılmamış bir dosya ortada tüm ağırlığıyla duruyorken bu faciayı kriz yönetimi kuralları içinde yorumlamak, en az gerekli önlemleri almayan sorumsuzlar kadar aymaz olmak anlamına gelir. Beylik laflar etmeyeceğim. En acılı zamanda bile dizi izlemeyi seçtiğimizi gösteren araştırma verilerine de bakarak, ateş düştüğü yeri yakar diyorum. Allah yâr ve yardımcıları olsun.

Kurallar, evrensel yorumlar, Soma üzerine

Yakın geçmişte büyük kriz denilince araştırmalarda Japonya’daki tsunami faciası, Arap Baharı, Occupy Wall Street ve Gezi olayları çıkıyor. Sebep sonuç ilişkisi açısından baktığımızda hiçbiri Soma ile karşılaştırılabilir değil. Kaldı ki Tokyo, deprem gibi doğal bir afet sonrasında yaptığı iletişimle destan yazdı. Bu destanı da yayılan radyasyona rağmen olimpiyatları alarak taçlandırdı.

Hangi büyüklükte olursa olsun kriz yönetimi, mağdurların mağduriyetini, kaybedenlerin acılarını anlıyoruz mesajını vermektir.

Bu söylemin otomatiğe bağlanmış, ruhsuz politikacı jargonuyla söylenmemesi, eğer mümkünse böylelerinin ortalıkta görünmemesi gerekir. “Hiç olmazsa bir gözükelim” yaklaşımındaki siyasileri acılı yürekler herkesten önce fark eder.
Gerilmiş kitlelerin kendilerini ifade etmelerine anlayış gösterilmeli.Bu kurala amiyane tabirle gaz almak da denir. Aslı büyüklük etmekten gelir.

Patlamanın olduğu gün ve sonrası 3 gün yurtdışındaydım. Olup biteni internetin yanı sıra BBC, CNN ve bulunduğum ülkenin yerel kanallarından anında izleyebildim. Elbette olayın büyüklüğü tüm mecralarda Soma’yı ilk haber yapıyordu. Yabancı muhabirler Soma’daki tüm ayrıntılara en az bizimkiler kadar vâkıftı. Ancak bizden farkı Başbakan ve Başbakan danışmanının acılı halkla yaşadığı talihsiz olaylara görselleriyle birlikte kişisel yorumlar da yapabiliyorlardı. AK Parti Milletvekili Hüseyin Çelik, hükümet adına yaptığı açıklamada her zaman olduğu gibiher musibete başarıyla ikna edici cevaplar verdi. “Pes, bu kadarını neden biz düşünemedik!” dedirten Çelik’e inanan inanmıştır ama Soma’da olup bitenlere ilişkin dünyanın aklında acaba ne kaldı?

Yanlış bilginin yayılmaması için doğruluğundan hiçbir tereddüde düşülmeyecek açıklıkta tek kaynaktan çıkış yapmak gerekir.

Elbette kaynak güvenli ve güvenilirliği sınanmışsa sorun yok. Medyamız Soma haberleriyle imtihan edilirken bir kez daha üzülerek görüyorum ki halkımız resmi açıklamalara, “saklıyorlar” şüphesiyle yaklaşıyor. Kriz iletişimini küçük hatalarla iyi yönettiğini düşündüğüm Bakan Taner Yıldız’ın güven verici yaklaşımı bile yeterli olmuyor. Söylemlere itibar etmemek hükümete karşı toplumsal güven katsayısının düştüğünü gösteriyor. Bir işaret niteliği taşıyan bu noktaya ilgilenenlerin dikkatini çekmek isterim.

Eğer doğru verilere ulaşılamıyorsa varsayımsal veriler üzerinden konuşarak kafa karıştırmamak gerekir. Bu aşamada habercilere her zamankinden daha çok görev düşer. Böylesine zamanda haberde atlatma olmaz, yorum yapılmaz. Aktarım dili ise infial yaratmamalıdır.

Duygusal seçimler yanlış kararlar demektir. Bu nedenle adımları önceden belli ön hazırlık yapmak şarttır. Olayın sıcaklığıyla verilen hazırlıksız kararların yanlış ve sığ olması kaçınılmaz olabilir.
Bıraktım bir kriz iletişim planını Soma Kömür İşletmeleri’nin bir PR ajansı bile yokmuş. Alelacele hazırlıksız yapılan basın toplantısı öncesi yine alelacele seçtiği anlaşılan bir PR ajansı devreye girmiş. Umarım PR ajansı sadece fiyasko olarak anılan bu tek toplantı için tutulmamıştır.

Madencilik tarihinin en büyük kayıplı kazasına tüm dünyanın kayıtsız kalamayacağı ortadayken kriz iletişiminin uluslararası boyutta değerlendirilmesi şarttır.

Benim bulunduğum süre içinde hiçbir hükümet yetkilisini özellikle yabancı televizyonlara açıklama yaparken görmedim. Hollanda, Türklerin yoğun yaşadığı ülkelerden. Sohbet ettiğim vatandaşlar Avrupa’da da benzer işlerde çalıştıklarından maden kazasının “işkolunun fıtratında var” açıklanmasına pek itibar etmiyorlardı. Ağustosta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için oralarda sandık yerleri bile belli olmuşken adayların Türk nüfusu ihmal etmemesini hatırlatırım.
Kriz yönetimi ikna sanatında zirveye ulaşmak demektir. İşin özü basit; insanlarla bağı koparmamak önemlidir.

Milli bir felakette bile bir araya gelemeyen, gelmemesi için adeta her türlü provokasyonun yapıldığı halkımızın bölünmüşlüğü bir yanda duruyorken Soma Kömür İşletmeleri AŞ’nin yaptığı tüm bağları koparan hatalardan söz etmek hedef şaşırtmak olur. Şirket bundan sonra ne söylerse söylesin fiiliyatta makul çözümler üretmezse kamu vicdanıyla sürekli yargılanacak. “Zaman en iyi çözüm” diyenleriniz varsa katılırım ama bilirim ki halkımızın hafızası söylenenlerin aksine çok güçlüdür. İyileri de kötüleri de unutmaz.

Durum ne kadar kötü olursa olsun iletişim kanalının açık bırakılması zorunluluktur. Karşıt taraflar arasında önyargısız iletişim her zaman yarar getirir.

Soma’daki facianın büyüklüğüne karşı özel kuruluşların verdiği hızlı reflekse bakarak yeniden birbirimizi seviyoruz galiba diyerek iyimser duygulara kapılmıştım. Hevesim kursağımda kaldı. Maalesef önyargıyı kaldıralım treni epey önceden kaçmış. Ancak tek bildiğim acilen toparlanma gerekliliğimiz. Soma’da yapılan hataların yapılmaması, benzer acıların tekrar yaşanmaması en kalbi dileğimdir.

İLGİLİ HABERLER