12 Eylül Abone Ol
  • Haberler
    • Ajanslar / Konkur
    • Atamalar
    • Dijital
    • KSS
    • Haberler
    • Insights
    • Trend
    • Marketing Türkiye 101
    • Sürdürülebilirlik
    • Türkiye’nin Gündemi
  • Yaratıcı İşler
  • Dergiler
  • Etkinlikler
  • Söyleşiler
  • Kariyer
  • Yazarlar
  • Araştırma
  • Abone Girişi
  • Abone Ol
Köşe Yazıları

Bazı markalar pasaport gibidir

Temel AKSOY
3 Aralık 2014
3 dk okuma
Marketing Türkiye'yi Google kaynaklarınıza ekleyin.

Tüketim, sadece bir alışveriş etrafında oluşan “tüketme” eyleminden ibaret değildir. Tüketim, simgeler ve imajlar içeren sosyal ve kültürel bir süreçtir. Her tüketim, insanların kimlik oluşturma, kimliklerini ifade etme ve kendilerini diğerlerinden ayırt etme ya da bir gruba dahil etme çabasının bir ifadesidir. Baudrillard’ın dediği gibi, “İnsanlar markaları tüketirken, kimliklerini inşa ederler.”

Gençliğimde lisanslı yü­zücüydüm . O zaman­lar hepimizin gıptayla izlediği, örnek aldığı şam­piyon yüzücülerin tümü aynı marka mayoyu giyerlerdi. Bana, bir yüzücünün o meşhur marka mayosu olmadan bir yarışı kazanması mümkün değilmiş gibi gelirdi. Sanki “şampiyonlar kulübüne” girmek için o çok ünlü marka­yı giymek bir mecburiyetti.

İzleyen yıllarda voleybol oynadım. Voley­bolda da bir ayakkabı markası, başarının anahtarı gibi görünüyordu. Dönemin yıl­dız oyuncularının hepsi, o meşhur marka ayakkabıyı giyiyordu. Sanki o ayakkabıyı giymeden iyi voleybolcu olmak hayaldi!

Eminim bu duygu size çok tanıdık ge­liyordur. Sizin de markalarla ya da en azından bir markayla benzer bir ilişki­niz olmuştur mutlaka. Sizin de bir gruba dahil olmak için mutlaka sahip olmak ve kullanmak zorunda hissettiğiniz marka­larınız olmuştur.

Bugün bazı küresel ayakkabı ve çanta markaları da aynı etkiye sahip. Bu mar­kaları giyen kadınlar, “iyi giyinen kadın­lar kulübüne” dahil olurken; bu marka­ları giymeyenler kendilerini eksik hatta ezik hissediyorlar.

“Pasaport markalar” en çok gençleri etkiliyor

Aynı şekilde, akıllı cep telefonlarının ve tabletlerin de benzer bir işlevi var. Özel­likle bizim gibi, statüye düşkün olan top­lumlarda elektronik aletler, sahibinin kimliğini desteklediği, toplumdaki yerini belirlediği düşüncesiyle satın alınıyor.

“Pasaport markalar” en çok gençleri etki­liyor. Onlar kendi kimliklerini oluşturma konusunda hepimizden daha hassas bir dönemden geçtikleri için, bu konu on­ların hayatlarında daha öncelikli bir yer işgal ediyor.

Beğensek de beğenmesek de büyük mar­kaların “pasaport” işlevi gördükleri bir gerçek. Bu durum içinde yaşadığımız tü­ketim kültürünün doğal bir sonucu.

Üstelik bir markanın kimlik işlevi görme­ si sadece moda ya da elektronik sek­törüne özgü bir durum değil. Mesela süt ya da peynir markalarından da “pasaport seviyesine” yükselmiş markalar var. Bun­lar birçok kadının börek ya da kek yapar­ken “mükemmel lezzeti” ortaya çıkaracak favori peynir ve tereyağı markaları. Ka­dınlar bu markaların sihirli etkisine o ka­dar inanırlar ki, onlara göre bu markalar olmadan bir böreğin ideal lezzete ulaş­ması katiyen mümkün değildir.

Tüketim, sadece bir alışveriş etrafında oluşan “tüketme” eyleminden ibaret de­ğildir. Tüketim, simgeler ve imajlar içe­ren sosyal ve kültürel bir süreçtir. Her tüketim, insanların kimlik oluşturma, kimliklerini ifade etme ve kendilerini diğerlerinden ayırt etme ya da bir gruba dahil etme çabasının bir ifadesidir. Ba­udrillard’ın dediği gibi, “İnsanlar marka­ları tüketirken, kimliklerini inşa ederler.”

Markalar birer platformdur

Markalar, tüketicilerin kendi kimliklerini inşa etmelerine imkân veren birer anlam platformudur (John Sherry). Bu nedenle markalar insanların kendilerine sorduk­ları, “Nasıl biri olmak istiyorum?” soru­suyla çok yakından ilgilenir.

Markalar insanlara, olmak istedikleri kimliği ortaya çıkarmalarına destek ola­cak anlamlar ve simgelerle “paketlenmiş” ürün ve hizmetler sunarlar. İnsanlar bir markayı kullanırken, kendilerini o mar­kanın yarattığı dünyanın bir parçası his­sederler ve markanın değerleriyle kendi kimliklerini ifade ederler.

Kişiliğimiz genetik mirasımızla doğuştan edindiğimiz ve yaşadığımız süre boyun­ca üzerine eklediğimiz özelliklerimiz­dir. Kimliğimiz ise sosyal hayatımızda üstlendiğimiz rollerdir. İnsanın toplum içinde birden fazla kimliği olur. Hepi­miz çocuk, kardeş, anne, baba, arkadaş, sekreter, yönetici, patron gibi kimliklere sahibiz.

Kimlik inşaatımız çocuklukta başlar. Çocuklar, anne babalarını taklit ederek, onları kendilerine rol model alarak, çizgi film ya da roman kahramanlarına öykü­nerek kendi kimliklerini oluştururlar.

Sonrasında insanın hayatı, “Ben kimim, nasıl biri olmalıyım?” sorularının ce­vaplarını aramakla geçer. Bu cevapları bulma çabamız, bizim hayattaki kimlik oluşturma çabamızdır.

Nereye aitsiniz?

Prof. Aydın Uğur, “Kimlik dediğimiz şey, çocukların lego’su gibi bir şey. Unsurlar var; yani bir tekerlek var, bir düz parça var, bir pervane var, siz değişik zamanlar­da onlardan kâh uçak, kâh köprü yapıyor­sunuz. Bunların hepsi sizin. Bir sürü yer­de gezindiğimiz, bir sürü karşılaşmalar içinde olduğumuz modern hayatta, kim­liklerimizi lego gibi değiştiriyoruz” der.

Kimliklerimiz içinde yaşadığımız toplu­mun kültüründen etkilenerek şekillenir.

Kültür, gelenekten töreye, gündelik ko­nuşmalardan müziğe, yiyecekten içe­cekten eğlence biçimlerine, kentlerin şekillenmesinden evlerin mimarisine, modadan ilişki kurma biçimlerine kadar bütün insanî davranış kalıplarını içeren karmaşık bir oluşumdur. Yeryüzünde ne kadar topluluk varsa o kadar da kültür vardır.

Hepimiz içinde yaşadığımız kültüre özgü davranış kalıplarını ve düşünceleri be­nimseriz. Kimliğimiz bu anlamda “bir aitlik bildirisi” gibidir. Nereye ait olduğu­muz kimliğimizi belirler ya da nereye ait olmak istiyorsak, oranın istediği kimliği benimseriz.

“Ben de bu grubun parçasıyım”

Aidiyet ihtiyacımız, sadece içine doğdu­ğumuz kültürle özdeşleşme ihtiyacı de­ğildir. En az onun kadar, sonradan gir­mek, parçası olmak istediğimiz gruplara kabul edilmek için de kendi kimliğimizi, söz konusu grubun talepleri doğrultu­sunda yeniden şekillendiririz. Edindiği­miz ve öne çıkardığımız kimlik özellikle­rimizle “Ben de bu grubun parçasıyım” demek isteriz.

Markalar “Ben de bu grubun parçası­yım.” duygusunu yaşatma işlevi görürler. İnsanlar bu nedenle bu markaları satın alıp onları “pasaport” gibi kullanırlar.

İnsanların kimlik oluşturma çabalarını ve içinde yaşadıkları kültürle olan iliş­kilerini inceleyip onların bu çabalarına destek olmak, onlara çözüm üretmek, marka yönetmenin temel işlerinden bi­ridir. Marka yönetmek, insanların kimlik oluşturma çabalarına yardım etmek de­mektir.

1 Adidas’ın reklamı tepki çekti: Boykot çağrılarının ardından özür geldi
Adidas’ın reklamı tepki çekti: Boykot çağrılarının ardından özür geldi
2 E-ticaretin en iyilerini halk seçti
E-ticaretin en iyilerini halk seçti
3 Meta, dünyanın ilk kişisel yapay zeka ajanı "Muse"u tanıttı
Meta, dünyanın ilk kişisel yapay zeka ajanı “Muse”u tanıttı
4 Yapay zeka Türkiye'de hangi çanta ve ayakkabı markalarını öneriyor?
Yapay zeka Türkiye’de hangi çanta ve ayakkabı markalarını öneriyor?
5 Sosyal medyanın en güçlü markaları açıklandı
Sosyal medyanın en güçlü markaları açıklandı
Güncel Haberler
CEO'ların geleceğe güveni neden artıyor?
CEO’ların geleceğe güveni neden artıyor?
Yapay zeka savaşında yeni cephe: Telif mi, rekabet mi?
Yapay zeka savaşında yeni cephe: Telif mi, rekabet mi?
Araştırma: Türkiye'de gençler umut etmekten vazgeçmiyor ama rotasını yurt dışına çeviriyor
Araştırma: Türkiye’de gençler umut etmekten vazgeçmiyor ama rotasını yurt dışına çeviriyor
Sosyal Medya
  • FACEBOOK
  • TWITTER
  • LINKEDIN
  • INSTAGRAM
  • YOUTUBE

İlgili Haberler

Avrupa'da dijital reklam yatırımları çift haneli büyümeye devam ediyor
Haberler
Avrupa’da dijital reklam yatırımları çift haneli büyümeye devam ediyor
Nafizcan Önder
9 Temmuz 2026
Depozito iadesinde yeni dönem: 50 kuruşa alınacak...
Haberler
Depozito iadesinde yeni dönem: 50 kuruşa alınacak…
Gülben Dikmen
21 Temmuz 2026
TGC 2026 Basın Özgürlüğü Ödülleri sahiplerini buldu
Haberler
TGC 2026 Basın Özgürlüğü Ödülleri sahiplerini buldu
Nafizcan Önder
10 Temmuz 2026
En iyi işveren olmanın formülü değişiyor: "Ortalamayı geçmek" artık yeterli değil...
Köşe Yazıları
En iyi işveren olmanın formülü değişiyor: “Ortalamayı geçmek” artık yeterli değil…
Marketing Türkiye
12 Temmuz 2026
  • Yarışmalar
  • Temsilcilikler
  • Etkinlikler
  • Yayınlar
Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar
Temsilcilikler Temsilcilikler Temsilcilikler
Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler
Yayınlar

Esentepe Mahallesi, Kore Şehitleri Caddesi, No:7, Yegane Apartmanı, Kat: 2, Daire: 4,
Şişli/İstanbul

[email protected]
0 (212) 211 11 12

  • Haberler
  • Yazarlar
  • Söyleşiler
  • Yaratıcı İşler
  • Etkinlikler
  • Kariyer
  • Üye Girişi
  • Kayıt Ol
  • Hakkımızda
  • Künye ve İletişim
  • KVKK Açık Rıza Beyanı
  • Mesafeli Satış Sözleşmesi
  • Gizlilik, Kişisel Verilerin Korunması ve İşlenmesi Politikası

©2026 Rota Yayın Yapım Tanıtım Tic. Ltd. Şti. Bu Sitede Bulunan Yazı Ve Çizimlerin Her Hakkı Saklıdır.

Abone Ol
  • Haberler
    • Ajanslar / Konkur
    • Atamalar
    • Dijital
    • KSS
    • Haberler
    • Insights
    • Trend
    • Marketing Türkiye 101
    • Sürdürülebilirlik
    • Türkiye’nin Gündemi
  • Yaratıcı İşler
  • Dergiler
  • Etkinlikler
  • Söyleşiler
  • Kariyer
  • Yazarlar
  • Araştırma

© 2001 Rota Yayın Yapım Tanıtım Tic. Ltd. Şti. Bu Sitede Bulunan Yazı Ve Çizimlerin Her Hakkı Saklıdır.

Asquared WordPress Agency tarafından tasarlanmış ve kodlanmıştır.