Türkiye’deki işverenlere göre çalışanlarda üretkenliği yüzde 79 ile en çok stres etkiliyor!

 

Çalışanların verimliliği ve şirketin büyümesi arasındaki doğru orantı IK departmanlarınca onaylanan bir gerçek. Willis Towers Watson şirketlerde personel verimliliğini inceleyen araştırmasıyla bu görüşü rakamlarla açıklıyor.

Küresel çapta gerçekleşen ve 34 ülkeden 1.669 kurumun İK yöneticileri ile katıldığı Willis Towers Watson Çalışan Sağlığı ve Üretkenliği Araştırması’nın Türkiye ayağında, farklı sektörlerden, toplamda 113 binden fazla tam zamanlı çalışana sahip 54 şirket yer aldı. Eş zamanlı olarak yürütülen ve 19 ülkede yaklaşık 30.000 çalışanın katılımıyla gerçekleşen 2015/2016 Küresel Yan Haklar Çalışan Davranışları Araştırması da detaylı sonuçlar içeriyor.

Araştırmaya konu olan kurumsal wellness (sağlıklı olma) kavramına açıklık getiren Willis Towers Watson Türkiye Yan Haklar Direktörü Sema Gökdemir, “Son dönemde adı sıklıkla gündeme gelen bu kavram, çalışanların sağlık risklerini azaltıp hayat kalitelerini yükseltmelerini destekleyen, kişisel verimliliklerini artıran ve firmanın kârlılığını pozitif etkileyen davranışları benimseyip korumalarını hedefleyen, organize ve işveren sponsorluğunda gerçekleşen programların bütünü olarak tanımlanıyor. Kurumsal wellness programları, çalışanların hayat kalitesini yükseltmeyi, kişisel verimliliklerini artırmayı, sağlık ve finansal risklerin yanında stresi azaltmayı, dolayısıyla da kurumun üretkenlik ve kârlılığına pozitif etkide bulunmayı amaçlıyor” dedi.

Araştırmaya Türkiye’den katılan İK profesyonellerine göre, çalışanların sağlık ve üretkenliğe yönelik işyeri programlarını benimseyememelerinin en önemli nedeni yüzde 56 ile yöneticilerin yeterli seviyede destek vermemesi.

Yüzde 49’ar orana sahip bütçe/personel eksikliği ve bağlılık eksikliği ile yetersiz finansal teşvik (yüzde 47) ve organizasyon yapısının yetersizliği (yüzde 39) de diğer görüşler olarak öne çıktı.

Araştırmanın  küresel sonuçlarına bakıldığında ise, Türkiye’de ilk sırada olan yetersiz yönetici desteği nedeninin yüzde 28’le son sırada yer alması dikkat çekti.

Geri dönüş ile ilgili kurumsal wellness (sağlıklı olma) programlarının ölçümleme yetersizliği ve işlenebilir data eksikliği gibi nedenler de küresel sonuçlarda yer alan ancak Türkiye’de ilk beşte bulunmayan nedenler oldu.

Stres üretkenliğin düşmanı

Araştırmaya göre, Türkiye’deki işverenler açısından, çalışanlarda sağlık ve üretkenliği etkileyen en önemli sorunlarda ilk üç sırayı yüzde 79 ile stres, yüzde 56 ile presenteeism (hastalık halinde iş başında bulunma) ve yüzde 51 ile fiziksel aktivite eksikliği aldı.

Stresin sadece Türkiye’de değil, yüzde 60’ın üzerinde bir oranla küresel olarak da ilk sırada yer alması dikkat çekti.

Çalışma koşulları ve stres bağlantısı

Gökdemir, çalışma koşulları ve stres arasındaki bağlantıya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye’deki çalışma koşullarına yönelik olarak kamuoyunun da bilgisi dahilinde bulunan veriler gösteriyor ki çalışanların yaklaşık yüzde 45’i uzun saatler çalışıyor ve sık sık fazla mesai yapıyor. Üstelik bu oran, OECD ortalaması olan yüzde 9’un da oldukça üzerinde. Fazla mesai ise aynı zamanda fiziksel aktivite eksikliği ve uykusuzluk gibi üretkenliğin önüne geçen diğer sonuçları da beraberinde getiriyor. Çalışanların düşük ücreti en büyük stres nedeni olarak görmesi, geleceğe yönelik ve özellikle emeklilik dönemleri ile ilgili taşıdıkları endişeyle doğrudan bağlantılı.”

Araştırmaya Türkiye’den katılan işverenlerin yüzde 78 ile büyük bir çoğunluğu, kurumlarının sağlık ve üretkenlik konusundaki bağlılık ve kararlılığının önümüzdeki 3 yıl içinde artacağı görüşünde.

Türkiye’de işveren öncelikleri arasında iş güvenliğini artırmak yüzde 83 ile ilk sırada yer alıyor.

Bunu sağlık/risk farkındalığını artırmak (yüzde 66), verimliliği artırmak (yüzde 66), fiziksel sağlığı artırmak (yüzde 60) ve sağlık kültürünü geliştirmek (yüzde 54) takip ediyor. Araştırmanın küresel çaptaki sonuçlarında ise işverenler verimliliği artırmayı yüzde 74 ile ilk sıraya koyuyor. Hemen ardından iş güvenliğini artırmak (yüzde 73) ve sağlık/risk farkındalığını artırmak (yüzde 69) geliyor.

Uygulama kadar ölçümleme de önemli

Sema Gökdemir’in verdiği bilgilere göre, sağlık ve üretkenlik programlarını uygulamak kadar ölçümlemek de büyük önem taşıyor. Bu ölçümlemeyi yapan kurumların oranı küresel çapta yüzde 22, Amerika’da yüzde 39.

Bu oran Türkiye’de ise yüzde 18 gibi düşük seviyelerde seyrediyor. Wellness programlarının sağlık riski, maliyet ve çalışan verimliliği üzerine etkisini ayrıntılı şekilde ölçümleyen kurumların oranı yalnızca yüzde 10 seviyesinde bulunuyor.

2015/2016 Willis Towers Watson “Çalışan Sağlığı ve Üretkenliği” Araştırması, 2015 Mayıs-Temmuz döneminde Kuzey Amerika, Latin Amerika, Avrupa, Orta Doğu ve Asya’da 1.669 kurumun çalışan ve IK yöneticileri aynı anda katılımı ile, konuya dair farklı bakış açılarını ortaya koyacak şekilde gerçekleştirildi.

Araştırmada, her kurumun kendi lokal piyasasında uyguladığı sağlık ve well-being strateji ve programları incelendi. Ek olarak, 42 çokuluslu kurum da küresel merkezlerinin perspektiflerini yansıtmak üzere araştırmaya katıldı. Toplamda, araştırma verisi 34 ülke/pazardan alınan yanıtları kapsıyor. Her sektörden katılımcıların yüzde 73’ü birden fazla ülkede faaliyet gösteriyor.

İLGİLİ HABERLER