
Şirketlerde yeni salgın: “Sessiz kopuş”
İş dünyasında başarı tanımı yeniden yazılıyor. Artık yalnızca finansal sonuçlar, büyüme hedefleri ya da operasyonel verimlilik değil; çalışanların nasıl hissettiği de sürdürülebilir başarının temel belirleyicileri arasında yer alıyor. Great Place To Work® Türkiye tarafından açıklanan Best Workplaces for Well-being™ 2026 Listesi ve eş zamanlı yayımlanan içgörü raporu, bu dönüşümün altını güçlü verilerle çiziyor. Rapora göre duygusal ve psikolojik olarak sağlıklı bir iş ortamına sahip olduğunu düşünen çalışanların oranı, Best Workplaces for Well-being™ 2026 Listesi’nde yer alan şirketlerde yüzde 79 iken, liste dışı şirketlerde bu oran yüzde 43’te kalıyor.
200 bini aşkın çalışanın geri bildirimleriyle hazırlanan araştırma, esenliğin bir “yan hak” ya da bireysel dayanıklılık meselesi değil; kurum kültürünün merkezine yerleşmesi gereken stratejik bir yönetim başlığı olduğunu ortaya koyuyor. Çalışma, iyi olma halini organizasyonun ruhuna dönüştüren şirketlerle, bu konuyu hala ikincil görenler arasındaki farkı net biçimde gözler önüne seriyor.
İyi olma hali, “harika iş yeri” algısının kalbinde
Araştırma sonuçlarına göre, çalışanların bir iş yerini “harika” olarak tanımlamasında fiziksel imkanlardan çok daha fazlası belirleyici. Güven, psikolojik destek ve korunmuşluk hissi, çalışan deneyiminin temel yapı taşları olarak öne çıkıyor. Nitekim Best Workplaces for Well-being™ 2026 Listesi’nde yer alan şirketlerde çalışanların yüzde 79’u iş yerlerini duygusal ve psikolojik açıdan sağlıklı bulduğunu belirtirken, bu oran liste dışı şirketlerde yüzde 43’te kalıyor. Aradaki fark, well-being’in yalnızca bir memnuniyet göstergesi değil; aidiyet ve uzun vadeli bağlılık yaratan kritik bir unsur olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Güçlü bir aidiyet hissetmiyorlar
Raporda dikkat çeken bir diğer başlık ise çalışan bağlılığında yaşanan “sessiz kopuş”. Araştırmaya göre çalışanların yaklaşık yüzde 18’i, kurumlarıyla bağını tamamen koparmamış olsa da güçlü bir aidiyet hissetmiyor. Çoğu zaman belirsizlikten kaçınan ya da alternatifleri olmadığı için iş yerinde kalan bu grup, organizasyonlar için görünmez ama ciddi bir risk oluşturuyor.
Fiziksel olarak işinin başında olan ancak zihinsel ve duygusal olarak uzaklaşan bu çalışan profili, performans kaybının yanı sıra ekip içi ilişkileri de zayıflatıyor. Best Workplaces for Well-being™ 2026 Listesi’ndeki şirketlerde çalışanların yüzde 87’si ekip arkadaşlarının birbirini önemsediğini düşünürken, liste dışı şirketlerde bu oran yüzde 56’ya düşüyor. Bu tablo, iyi olma halinin takım ruhu ve iş birliği üzerindeki etkisini net biçimde ortaya koyuyor.
Liderlik belirleyici rol oynuyor
Araştırmanın en güçlü mesajlarından biri ise liderliğin dönüştürücü etkisi. Çalışanların kendilerini bir “kaynak” değil, bir “insan” olarak gördüklerini hissettikleri kurumlarda well-being kültürü çok daha güçlü biçimde kök salıyor. Best Workplaces for Well-being™ 2026 Listesi’nde yer alan şirketlerde, yöneticisinden insan olarak değer gördüğünü düşünen çalışanların oranı yüzde 87’ye ulaşırken, liste dışı şirketlerde bu oran yüzde 54 seviyesinde kalıyor. Bu fark, iyi olma halinin yalnızca yazılı politikalardan ya da İK projelerinden ibaret olmadığını; liderlerin tutumlarında, kararlarında ve günlük etkileşimlerinde hayat bulduğunu gösteriyor.
