Koronavirüs harcama ve yatırım alışkanlıklarımızı nasıl değiştiriyor?

Her birimiz yeni ürün ve hizmetlere sahip olmayı seviyoruz. Daha da fazlasını edinebiliyorsak ne ala! Ancak gerçek zorluklarla karşılaştığımızda satın almak Maslow’un hiyerarşisinin en aşağısına gidiyor; yemek büyüktür barınak, barınak büyüktür güvenlik ve sağlık. Bunun sonucunda kendimizi hayatta kalmak için birikimimizden aktivite ve eşyalarımıza kadar neyin yeterli olduğunu tekrar gözden geçirirken buluyoruz.

ABD’de gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 70’i tüketici harcamalarından oluşuyor. Boyutları fark etmeksizin günlük harcamalar ekonomi ve pazarlar için değer yaratıyor. Şu anda günlük harcamaların tamamı karantina, gelir tutarlılığı ve milyonlarca insan için işsizlik yüzünden engelleniyor.

Hala maaş alabilen şanslı kesimin bile harcama alışkanlıkları değişti. Süpermarketlerdeki ve belli başlı ürünler için harcamalar artarken geriye kalan her şey artık satın alınmıyor. Hayat boyu sürecek yeni alışkanlıklar sadece birkaç kısa ayda oluşabiliyor.

Bu yeni alışkanlık kilometre taşına doğru emin adımlarla yürürken iki soruyla karşı karşıyayız;

  • Bu değişimler durumdan ötürü mü yoksa seçimle mi zorunlu olacak?
  • Tüketim odaklı toplumumuz için “yeterli” dediğimiz sınır nedir?

Ne kadarı yeter?

Post-salgın bir dünyada spor salonlarına küçük servetler yatıran insanlar uzun vadede dışarıda koşmaya razı olacak mı? Restoranlarda yemeye bayılan ve buzdolabını sadece içecek muhafaza etmek için kullanan insanlar edindikleri yemek yapma yetilerine yatırım yapmaya devam edip evlerinde beslenecek mi? Sinema tutkunları evlerindeki ses sistemlerinden tatmin olacak mı?

Birikimimiz: Birçoğumuz için yaşadığımız bu kriz finansal durumumuzu ciddi anlamda değerlendirdiğimiz ilk zaman dilimi oldu. İçeri ne giriyor, ne çıkıyor, birikimlerde ne kadar var… Bu süreçte edindiğimiz ve salgın sonrasına taşımaya değer olan bir alışkanlık kenara biraz kötü gün parası koymak, bir bütçenin içinde kalmak ve finansal geleceğimizi aktif olarak iyileştirmek.

Aktivitelerimiz: Karantina yapabildiğimiz aktiviteleri kısıtladı, ancak yasaklar kalktıkça hangi aktivitelerin yapmaya değer olup hangilerinin gereğinden fazla olduğuna karar vermemiz gerekecek. Kimimiz çocuklarımızın programını birçok dersle doldurmak yerine çocuk olmasına izin vermeyi daha anlamlı bulacağız.

Eşyalarımız: Parası pulu olmayan Y kuşağı gencinin mal mülktense deneyimlere verdiği önem her birimizin yeni normali olmaya aday. Kalbinin derinliklerinde minimalist olanlar başta olmak üzere kriz zamanında en büyük zararı alan KOBİleri, bağımsız üretici ve perakendecileri destekleyenlerin sayısı artacaktır.

İdareli harcamak havalı olacak mı, lüks ürünler gereksizleşecek mi veya göstermelik harcama ayıplanacak mı henüz bilmiyoruz. “Ne kadarı yeter?” sorusunun cevabı da aynı şekilde evrilmeye devam edecek.

Beklentiler değişiyor

Bu sadece tüketimi ilgilendirmiyor. Hizmet sunanlardan beklentilerimiz uzun vadeli olarak değişti. Bankaları ele alalım. Salgından önce bankalara günlük harcama ve kazançlara kıyasla büyük olan meblağları yatırmak veya çekmek için uğradığımız göz önünde bulundurulursa, bankaların rolü finansal aracılar olarak kalmaya devam edecek diyebilir miyiz?

Her zamankinden çok şu anda finansal organizasyonların bizi korumalarına, ödemelerimizi zamanlıca yapamadığımızda bize destek olmalarına ve kredileri özellikle KOBİ’ler için daha çabuk onaylamalarına ihtiyacımız var. Bu yeni hak savunuculuğu kasları önümüzdeki birkaç hafta ve ayda daha da önem kazanacak.

Bankacılığın ötesinde, beklentilerimiz süper marketlerimizin ve restoranlarımızın da eve siparişlere devam etmesi ve sağlık hizmetleri sağlayıcılarımızın da telefon veya sanal araçlar aracılığıyla ulaşılabilmesi yönünde olacaktır. İhtiyaç, inovasyonun anasıdır ve şu anda elimizde çok fazla ihtiyaç var.

COVID-19’un neyin yeterli olduğuna karar verme sürecimiz dahilinde uzun vadeli harcamalarımızda da belirgin bir etkisi olacaktır. Eğer tarih bize bir şey öğrettiyse, yeni normalde yolumuzu bulmaya çalışırken hayatımızın her alanını etkileyen daha büyük toplumsal değişimlere şahit olacağımızı dile getirmek yanlış olmaz.

Kaynak: Fast Company US

İLGİLİ HABERLER