
Kadını tanımak, onu okumaktan geçer…
Beylik sorulardan biridir; “Kadınlar ne ister?..” İşleri zorlaştırmaktan hoşlandığımız için bu soruya saplanır kalır, cevabın çok basit bir gerçekte saklı olduğunu unuturuz: Ne istediklerini kadınlara sormak…
Geçen ay özellikle 8 Mart nedeniyle bol miktarda kadınları ilgilendiren yazı ve araştırmalara rastladık. Gündemi Türkiye İstatistik Kurumu da (TÜİK) “İstatistiklerle Kadın, 2025” raporu ile destekledi. Bir de ilginç televizyon dizisi var: “İlk ve Son”. 3 sezondur yayınlanıyor. Her sezon farklı bir çiftin hikayesi anlatılıyor. Üç çiftin (sezonun) ortak yanı ise şu; kadın ve erkek ilişkilerine olağanüstü bir aşkla başlıyorlar. Aralarında müthiş bir uyum ve çekim var. Sonra evlilik, çocuk ve iş hayatı devreye giriyor.
İşte o zaman çelişkiler de peş peşe geliyor. Kavga, gürültü, hatta şiddetin “bini bir para”. Geçimsizlik, ayrılıklar ve boşanmalar ilişkileri çekilmez hale getiriyor. İşte o dizinin neden tuttuğunu ya da herkesin hayatından bir parçayı dizinin neresinde gördüğünü anlamak için TÜİK raporunun ayrıntısıyla okunmasında yarar görüyoruz.
Son beş yıla bakıldığında bir gerçek göze çarpıyor. Giderek artan boşanmalar, 2025’te yüzde 35’e kadar ulaşmış. Yani evli her çiftin üçte birinden fazlası boşanıyor. Bir başka araştırmaya göre ise “mutlu” olduğunu söyleyen evli çiftlerin oranı sadece yüzde 5…
İlişki ve iletişim yönetiminde ve tabii pazarlama alanında çalışanların, segmentasyon analizi yaparken, kadın profili meselesini irdelemeleri yolunda mutlaka dikkate almaları gereken bu son bilgilere ihtiyaçları var.

Bir zihniyet devrimi yaşanıyor…
TÜİK’in raporu, son 20 yılda eğitimden siyasete, diplomasiden dijitale kadar pek çok alanda bir tür “zihniyet devrimi” yaşadığımıza işaret ediyor. Açıklanan rakamlar, toplumumuzdaki kadınların röntgenini çekerken, onların ruh haline de ayna tutmuş.
Kadınlar, erkeklerden ortalama 5,2 yıl daha uzun yaşıyor. 90 yaş üstündeki her 10 kişiden neredeyse 7’si kadın.
Kadınlar uzun yaşıyor yaşamasına da bu ömrün ne kadarı “sağlıklı”? Erkekler 59 yaşına kadar “turp gibi” giderken, kadınlarda bu yaş 56. Yani kadınlar daha uzun yaşasa da o yılları daha çok sağlık sorunlarıyla mücadele ederek geçiriyormuş.
Gelelim hükümetin son 20 yılda kararlılıkla sürdürdüğü eğitim seferberliğine. Bu çalışma, kadınlarımızın toplumsal statüsünü üst seviyeye taşımış; 2002 yılında kız çocuklarının yükseköğretim okullaşma oranı sadece yüzde 13,5 iken, bugün rakam yüzde 53’lere ulaşmış. Bu, ülkemizin geleceğini emanet edeceği “donanımlı insanı” geliştirme stratejisine hizmet edebilecek bir rakam.
Diğer yandan, ne yazık ki bu gelişme iş gücü piyasasına aynı hızla yansımamış. Kadınların iş gücüne katılımı yüzde 36,8 iken, erkeklerde bu oran yüzde 72.
Çocuk sahibi oldukları an üretim dışında kalıyorlar!
Hanesinde 3 yaş ve altı çocuğu olan kadınların istihdam oranı ise yüzde 26,9 imiş. Demek ki; kadınlar okuyor, donanıyor ancak çocuk sahibi oldukları an üretim dışında kalıyorlar. Kreş imkanlarını artırmak, esnek çalışma modellerini hayata geçirmek belki bir çözüm olabilir. Böylece, “beşeri sermaye” ya da insana hakkını teslim eden ifadesiyle “insan kıymetleri”nin israfı azaltılabilir.
Kadın istihdamında gidilecek yolumuz var ve bu yolda hükümetin “İş’te Anne” projesinden kadın kooperatiflerine verdiği desteklere kadar izlediği yol haritası oldukça kıymetli. Özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yürüttüğü “Finansal Okuryazarlık ve Kadınların Ekonomik Güçlenmesi” seminerleriyle 1 milyondan fazla kadına ulaşılması, kadınların sadece çalışan değil, “girişimci ve finansal yönetici” olarak konumlandırılması pek çok sosyal sorunu çözebilir.
Halkbank’ın “Üreten Kadınlar Akademisi” gibi yapılarla kadın girişimciliğine akıtılan kredi muslukları, kadının ekonomik sistem içindeki özgül ağırlığını daha da artırabilir.
Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesi…
Rakamlardan anlaşılıyor ki siyasetin de çehresi değişmiş: 2025 yılı sonu itibarıyla parlamentodaki kadın milletvekili oranı yüzde 19,9’la Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış. Öğretim üyeleri arasında kadın profesörlerin oranının yüzde 34,9’a, kadın doçent oranının ise yüzde 43,3’e ulaşması; son yıllarda kadınlar adına olumlu adımlar.
Yapay zeka kullanımında kadınlar ciddi bir varlık ortaya koymuşlar. Yapay zekayı en çok kullananların yüzde 39,4’ü 16-24 yaş grubunda imiş ve kadınların bu gruptaki oranı 40,5’i buluyormuş.
Bu arada bir istatistik var ki, iç acıtıyor… “Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması” sonuçlarına göre her 10 kadından biri, yaşamının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalmış. Bu kadınların yüzde 28,2’si psikolojik, yüzde 18,3’ü ekonomik, yüzde 12,8’i fiziksel, yüzde 10,9’u ısrarlı takibe, yüzde 8,3’ü dijital şiddete ve yüzde 5,4’ü ise cinsel şiddete uğramış.
Eğitim seviyesi arttıkça fiziksel şiddet azalırken, aynı segmentte dijital şiddet ve ısrarlı takibin yükselmesi açıkça diyor ki; biz sadece kaba saba adamları değil, okumuş ama ruhu incelmemiş profilleri de eğitememişiz.
Pazarlama iletişimine ilgi duyanlara TÜİK’in raporunun yanı sıra bizim kaleme aldığımız “Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir” kitabımızı da okumalarını tavsiye ediyoruz. Çünkü; her ikisinde de maddi ve manevi hasar çok büyük olabiliyor.

