“Aile-dostu” markalar!

Aile-dostu olmayı başarabilmiş markaların bakış açısını “farklı bir yaş grubunun ilgisini çekmek için yeni neler yapabiliriz” değil, “sunduğumuz hizmetin tüm yaş gruplarının ilgisini çekmesini nasıl sağlarız” oluşturuyor. Bu vizyonla yola çıkan markalar ürünleri ve tüketicileri arasında mükemmel bir sinerji yaratabiliyor. Aileden biri olarak görülmenin sırrı da işte burada yatıyor.

Yazar: Ali Gürak…

Biz pazarlamacı ve iletişimcilerin en önemli iş hedeflerinden biri her zaman için yeni müşteri kazanımı olmuştur. Markalarımızı beğenip tercih edecek ve sürekli kullanacak sadık bir müşteri kitlesi yaratmanın ne kadar zor, pahalı ve uzun zaman gerektiren bir süreç olduğunu hepimiz biliyoruz. Ana hedef kitlesi çocuklar olan markalar bu amaca ulaşmak için en az çocuklar kadar aileleri de göz önüne almak durumunda. İşte bunu başarabilen markalara günümüzde artık “family-friendly” yani “aile-dostu” markalar diyoruz.

Günümüzün insan odaklı pazarlama iletişimi anlayışında temel içgörülerden beslenerek insanların kalplerine hitap eden markaların her zaman bir adım önde olduğunu biliyoruz. Tüketicisiyle ortak bir değer, düşünce ve inanç paydasında buluşabilmiş, mesajlarını en içten şekilde tüketiciye geçirebilmiş olan markalar, insanlar tarafından bir markadan çok daha öte artık bir hizmet sağlayıcı olarak algılanıyor. Başarılı aile-dostu markaların en iyi yaptıkları şeylerden ilki bu: Tüketicileriyle çok sağlam bir ilişki kuruyor ve adeta ailenin bir ferdi haline geliyorlar. Ailenin tüm fertlerine en az onlar kadar önem verdiklerini hissettirebiliyor, sosyal sorumluluklarının bilincinde iletişim kuruyorlar.

İş ve özel hayat dengesinin önemi

Ailelerin bugünün modern ama bir o kadar da karmaşık hayatı içinde en önem verdikleri konulardan biri iş ve özel hayat dengesini kurabilmek. Ebeveynlerin en çok zorlandıkları bu alanın önemini iyi kavramalıyız. Tüm kaynaklarını, ürününü satmak dışında ailelerin beraber geçirebildikleri kısıtlı zamanı kaliteli hale getirecek araçlar ve hizmetler geliştirmeye adamış markaların daha çok tercih edildiğini görüyoruz. Örneğin ailece beraber yenen öğünlerin önemini vurgulayarak bu amaca hizmet eden ürünler ve servisler geliştiren yiyecek markaları rakiplerinden sıyrılıyor, aile bireylerinin iletişimi ve paylaşımını artırmaya yönelik teknoloji ürünleri geliştirenler bir adım öne çıkıyor.

Perakendede aile-dostu markalara ihtiyaç var

İngiltere’nin en büyük aile networklerinden biri olan Mumsnet’in geçen yıl yaptığı bir araştırmaya göre aile-dostu markaya en çok ihtiyaç duyulan kategori perakende. Gerek yiyecek gerekse yiyecek harici perakende kategorisinde duygusal tercih sebeplerini etkileyen en önemli faktör markaların sattığı ürünler ya da fiyatları değil ailelere yönelik sundukları deneyimin bütünü. İnsanlar, aile-dostu deneyim için daha fazla para vermeye razılar. Örneğin süpermarketlerin çalışma saatlerinin daha esnek olmasını bekliyor, fiziksel olarak çocuk alanı barındıran marketleri tercih ediyorlar. Sosyal sorumluluk projelerine imza atan, toplumdan aldığı kadar topluma hizmet etmeyi görev bilinci haline getirmiş markaları alkışlıyorlar. 

İstanbul Oyuncak Müzesi’ne bir de bu açıdan bakın

Aile-dostu olmayı sadece küçük yaştaki çocuklara odaklanıp ve sadece onları cezbedecek etkinlikler yaratılması gereken bir konsept olarak nitelendirmek pek anlamlı sayılmaz. Aile-dostu derken bunun çok daha ötesinde bir açılımdan bahsediyoruz aslında. Aile-dostu olmak demek 0’dan 100 yaşına kadar herkesi yakalayabilecek bir şeyler yaratmak demek, sadece çocuklara odaklanıp bilgi ve beklentiyi ona göre ayarlamak değil hizmeti genelleştirebilmek demek ki bu sayede herkes kendinden bir şeyler bulabilsin. Dünyada bunu fiziksel olarak başarabilmiş pek az marka var. Warwickshire İngiltere’deki Shakespeare Birthplace Trust, kendini eğitime adamış bir dernek. Shakespeare’nin
doğduğu yeri klasik ile modern dünyanın harika bir bileşkesi olarak tüm insanlığa armağan etmiş. Büyüklerin gezip okuyabileceği alanlar dışında çocukların da
eğlenebileceği farklı aktivitelerin olduğu alanları var. Yaşı fark etmeksizin herkese dost bir yerden bahsediyoruz, ülkemizde buna verebileceğimiz en iyi örneklerden biri hiç şüphesiz İstanbul Oyuncak Müzesi. Sadece çocukların değil her yaştan yetişkinin de ilgisini çekebilecek, hem öğreten
hem eğlendiren bazen gülümseten kimi zaman hüzünlendiren ama çok keyifli bir mekan.

Sinerjinin sırrı…

Aile-dostu olmayı başarabilmiş markaların bakış açısını “farklı bir yaş grubunun ilgisini çekmek için yeni neler yapabiliriz” değil, “sunduğumuz hizmetin tüm yaş gruplarının ilgisini çekmesini nasıl sağlarız” oluşturuyor. Bu vizyonla yola çıkan markalar ürünleri ve tüketicileri arasında mükemmel bir sinerji yaratabiliyor. Aileden biri olarak görülmenin sırrı da işte burada yatıyor.

 

İLGİLİ HABERLER