10 kadından 8’i kendini güvende hissetmiyor!

Kadına şiddet ve cinsiyet eşitliği konusu, nesillerdir Türkiye’nin kanayan yarası. Peki kadınların güvensiz hissettiği konuların başında hangileri geliyor? Karşılaştıkları en büyük sorunlar neler? Cinsiyetlere hangi toplumsal roller atfediliyor? Yanıtlar Marketing Türkiye için Design Research’ün hazırladığı “Kadın & Toplumsal Cinsiyet Algısı” araştırmasında…

Cinayetler, taciz, aile içi şiddet… Tüm bu olayların değişmez kurbanı kadınlar olduğunda, mesele üçüncü sayfa tragedyasından taşıyor, toplumsal bir soruna dönüşüyor. Gündelik yaşamdan siyasete, ekonomiye ve hatta pazarlama dünyasına kadar, toplumun tüm tabakalarını ilgilendiren, ancak asla kesin bir çözüme varılamayan şiddet ve cinsiyet eşitliği konuları, dijital çağda dahi koca bir sorun olarak duruyor karşımızda. Peki, kadınlar ne gibi sorunlarla karşılaşıyor? Hissedilen duyguların ve ifade edilen düşüncelerin temelinde hangi sıkıntılar yer alıyor? Beklentiler ve çözüm önerileri neler? Tüm bu soruları Design Research’ün hazırladığı “Kadın & Toplumsal Cinsiyet Algısı” araştırmasının ışığında Marketing Türkiye okurları için yanıtladık.

En temel soru: Mutlu muyuz?

Araştırmada hayatlarımızdan ne kadar memnun olduğumuz sorgulandığında ilginç bir kutuplaşma görülüyor. Hayatından memnun veya çok memnun olduğunu ifade edenlerin oranı yüzde 40’ı bulurken, mutsuz olduğunu ifade edenlerin oranı yüzde 35 seviyesinde. Erkeklerin hayatlarından memnun olma oranı yüzde 4’lük bir farkla kadınlardan daha yüksek olurken, mutsuzluğunu ifade edenler de erkek katılımcılar içerisinde kadınlara kıyasla daha yüksek.

Negatif enerji yayıyoruz

Duygu yoğunlukları incelendiğinde ortaya çıkan tablo pek iyimser değil. Kaygı/endişe, sıkılma ve karamsarlık hissedilen duygularda başı çekerken sıkılmış/bitkin hissettiğini ifade edenlerin oranı ikinci sırada yer alıyor. Birer duygu olmaktan çok, olumsuz duygularla baş etme biçimi olarak geliştirdiğimiz “gerçekçilik/bilinçlilik” ve “sabırlılık” özellikleri ise üç ve dördüncü sıralarda bulunuyor. Katılımcılar tarafından ifade edilen duygu durumları arasında, neşe, güven ve huzur gibi pozitif hisler ilk sıralarda yer bulamıyor.

Kadınlarin yaşadığı en büyük sorun: Şiddet

Araştırma sonuçlarına göre, erkekler de kadınlar da şiddetin kadınların karşılaştığı en büyük sorun olduğu konusunda hemfikir… Kadın katılımcıların yüzde 62’si yaşadığı sorunlar içerisinde fiziksel şiddetin bulunduğunu belirtirken, yüzde 24’lük bir kesim bu durumun karşılaştıkları en büyük sorun olduğunu vurguluyor. Aynı soru erkeklere yöneltildiğinde ise benzer bir tablo ortaya çıkıyor. Erkeklerin yüzde 60’ı kadınların yaşadığı sorunlar içerisine şiddeti dahil ederken, yüzde 20’si bu durumun kadınların yaşadığı en büyük sorun olduğunu ifade ediyor

Toplumsal eşitlikte fikir birliği

Tartışmalı konular hakkında fikirleri sorulduğunda, kadınların büyük oranda benzer düşüncelere sahip olduğu görülüyor. Araştırmaya katılan kadınların yüzde 92’si şiddeti boşanma için yeterli bir sebep olarak gördüğünü ifade ediyor. İş yaşamı konusunda da benzer fikirlere sahip olan kadın katılımcılar, yüzde 90 oranında erkek ve kadın çalışanların eşit maaş alması gerektiğini savunuyor. Kadınların hem çalışıp hem çocuk sahibi olabileceğini ifade edenlerin oranı ise yüzde 89 olarak ölçülüyor. Kadınların ayrıştığı konular arasında ise kürtaj, annelik ve kıyafet konuları yer alıyor. Araştırmaya katılan kadınların kürtaj hakkı ve kadınların vücut tipine “uygun” giyinme konularında daha çekimser olduğu öne çıkarken, AB SES mensubu kadınların, özellikle DE SES mensubu kadınlara kıyasla hak arayışlarını daha yüksek sesle dile getirdiği belirlendi. Buna göre, daha düşük gelire sahip SES gruplarında, erkek egemen bir toplum düzeni daha yaygın bir biçimde kabulleniliyor.

Evin yükü kadında

Katılımcılar çoğunlukla evde hem kadın hem erkeğin sözünün geçtiğini belirtirken, bu durumun ev işlerine pek yansımadığı görülüyor. Temizlik ve yemek gibi işlerde aktif rol alan kadınlar, evdeki iş yükünün çoğunluğunu üstleniyor. Erkekler ise daha çok tamirat işleri ve market alışverişi konularında sorumluluk alıyor. AB SES grubunda iş yükü daha adil bir biçimde dağılıyor. Bu grupta yer alan erkekler evde daha fazla sorumluluk alırken, kadınlar “olması gerekenin bu olduğunu” belirtiyor.

Her 10 kadından 6’si aile içinde şiddet gördüğünü belirtiyor

Araştırmanın en çarpıcı bulgularından bir tanesi “Aile içi şiddet görüyor musun?” sorusunun yanıtlarında yer alıyor. Soru bu şekilde sorulduğunda “evet” yanıtını veren kadınların oranı yüzde 31’ken şiddetin tanımı detaylandırıldığında oran oran yüzde 64’e çıkıyor. Şiddet kavramının ülkemizde tam olarak anlamlandırılamadığını ve şiddet olarak tanımlanabilecek kimi davranış biçimlerinin şiddet olarak kabul edilmediğini gösteren bu veri, şiddetin kültürümüzde ne kadar normalleştirildiğini kanıtlar nitelikte. Kadınların her biri şiddetin tanımları arasında yer alan en az bir unsuru yaşadıklarını belirtirken AB SES grubu (yüzde 59) ve 65 yaş üstü kadınların (yüzde 52) bu tanımlar dahilinde daha az şiddet gördüğü ölçümlendi.

Devletten beklenti büyük

Katılımcılara kadınların hayatını kolaylaştırmak üzere atılabilecek adımlar sorulduğunda beş çözüm önerisi öne çıkıyor.

10 kadından 8’i kendini güvende hissetmiyor

Kadınların yüzde 76’sı günlük hayatlarında can güvenlikleri söz konusu olduğunda karşılaşabilecekleri en az bir endişe sebebi belirtiyor. Listenin en başında, kendisinden başka bir yolcunun olmayıp sadece aracın şoförünün bulunduğu bir araca binmek yüzde 47 ile ilk sırayı alırken onu asansöre tanımadığı bir erkekle binmek, sokakta yalnız yürümek ve yine yüz kızartan bulgulardan biri olan eşinden/sevgilisinden şiddet görmek takip ediyor.

Şiddetin farklı yüzleri

Kadınların en çok yaşadığı şiddet türleri 3 ana başlık altında toplanıyor. Bunlar yoğunluk sırasıyla psikolojik şiddet, fiziksel şiddet ve hayatı kısıtlama olarak şekilleniyor. Psikolojik şiddet başlığında hakaret/küfür en çok karşılaşılan şiddet türü olurken küçük düşürülmek ve bağırılmak da hayli yüksek oranlarla bu kategoride yer alıyor. Fiziksel şiddetteyse vurma/bir şey fırlatma yüzde 82’lik oranıyla en sık uygulanan şiddet olurken “eşi dahi olsa zorla/kadının rızası olmadan cinsel ilişkiye girmek” yüzde 75 ile kadınların en sık yaşadığı saldırılardan biri olarak öne çıktı. Hayatı kısıtlama başlığındaysa bir yakını üzerinden “kaçıracağım” veya “zarar vereceğim” gibi cümlelerle tehdit edilmek ile en sık yaşanılan kısıtlama örneği olurken onu ihtiyaçları için para vermemek/parasını kısmak ve görüştüğü kişileri sınırlandırmak takip etti. Tüm bu başlıklara bakıldığında kadınların en çok maruz kaldığı şiddet türü psikolojik şiddet olarak öne çıkıyor.

Çalışan her 10 kadından 3’ü iş yerinde tacize uğruyor

Kadınların yaşadıkları şiddet, özel alanla da sınırlı kalmıyor. Her 10 kadından 3’ü işyerlerinde de tacize uğradığını belirtiyor. İşyerindeki tacizin en yaygın örneği yüzde 23 ile sözlü taciz olurken sadece fiziksel tacize uğrayanların oranı yüzde 2, hem sözlü hem fiziksel tacize uğrayanların oranı ise yüzde 6. İşyerinde tacizin en büyük hedefi bekar kadınlar oluyor (yüzde 43). Bu oran evli kadınlarda yüzde 23’e düşüyor.

Her 10 kişiden 8’i İstanbul Sözleşmesi’ni biliyor ve bilen her 8 kişinin 6’sı sözleşmeyi destekliyor.

Türkiye 153 ülke arasında 130’uncu sırada

Selen Can Öngör Design Research Araştırma Bölüm Başkanı

Dünya Ekonomik Forumu 2020 yılı Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre (Global Gender Gap Report 2020) Türkiye, değerlendirilen 153 ülke arasında 130’uncu sırada. Kadınların ekonomiye katılımı da sıralamada oldukça düşük (136).
Toplumumuzda egemen olan anlayış çerçevesinde kadınlara ev işi, annelik, bakımdan sorumlu olma, fedakârlık ve şefkat gibi “ev içi alana yönelik” roller biçilirken; erkeklere güç, hakimiyet ve karar alma mekanizmaları, çalışma, eve para getirme, siyasi hayatta egemen olma gibi “ev dışı alana yönelik” rollerin biçildiği aşikar.
“Toplumsal cinsiyet” konusu eğitim, istihdam ve karar mekanizmalarında cinsiyet eşitliği, devletin bu konudaki çalışmaları ve söylemleri, çocuk yaşta bu konuda kadın-erkek edindirilecek bilinç gibi pek çok konuyla kesişiyor. Sınıflar arası farkları da gözeterek yakın gelecekte yaşam ve çalışma koşullarını, kadınların karar mekanizmalarına ve ekonomiye katılımını daha eşitlikçi bir yaklaşımla sağlayan kamu politikaları oluşturmak son derece önemli olacaktır.

Araştırmanın metodolojisi

Marketing Türkiye için Design Research’ün yaptığı “Kadın & Toplumsal Cinsiyet Algısı” araştırması, Ağustos ayında Türkiye’yi temsil edecek şekilde oluşturulan 12 bölgeden 711 kadın ve 205 erkek katılımcıyla online veri toplama yöntemiyle gerçekleştirildi.

İLGİLİ HABERLER