8 Temmuz Abone Ol
  • Haberler
    • Ajanslar / Konkur
    • Atamalar
    • Dijital
    • KSS
    • Haberler
    • Insights
    • Trend
    • Marketing Türkiye 101
    • Sürdürülebilirlik
    • Türkiye’nin Gündemi
  • Yaratıcı İşler
  • Dergiler
  • Etkinlikler
  • Söyleşiler
  • Kariyer
  • Yazarlar
  • Araştırma
  • Abone Girişi
  • Abone Ol
İlker Canikligil: "Flu TV bir gazino, ben de gazino patronu gibiyim!"

İlker Canikligil: “Flu TV bir gazino, ben de gazino patronu gibiyim!”

Günseli ÖZEN
2 saat önce
8 dk okuma

Dijital yayıncılık ekosisteminin kalıplara sığmayan, nev-i şahsına münhasır ve kendi tabiriyle “dünyanın en otantik kanalı” Flu TV’nin Kurucusu İlker Canikligil, alışılmış başarı hikayelerinden çok daha farklı, organik bir portre çiziyor. Uzun yıllar reklam yönetmenliği ve akademisyenlik yaptıktan sonra; yalnızca bir kamerayla, kendi deyimiyle “YouTube’a düşen” Canikligil, bugün Türkiye’nin en çok takip edilen formatlarından birinin mimarı… “Flu TV bir gazino, ben de gazino patronu gibiyim!” diyen Canikligil ile reklam sektörünün “primitif ama işleyen çarklarından” yapay zekaya, kısa videoların yarattığı algoritma çıkmazından “bırakmayı bilmenin” erdemine kadar pek çok konuyu konuştuk…

İlker Canikligil röportajının tamamını Marketing Türkiye YouTube kanalından izleyebilirsiniz.

Nev-i şahsına münhasır bir kişiliksiniz. Kanalınız da öyle. Bir de tanımınız var, “Flu TV dünyanın en otantik kanalı” diye… Neden dünyanın en otantik kanalı?

Kişi kendine “nev-i şahsına münhasır” derse, nev-i şahsına münhasırlığı yok olur, dolayısıyla bilemiyorum. Ben aslın­da uzun yıllar reklam yönetmenliği yaptım. Reklam dünya­sında bir türlü ben mutlu olamamıştım.

Neden?

Aslında başkasının fikirlerini çekmek ya reklam yönetmen­liği… Başkasının fikirlerini sahiplenmeyi bir türlü seve­medim. Aranan bir reklam yönetmeni de değildim zaten. Aslında hiç aklımda yoktu YouTube’a girmek. Hatta “You­Tube’a düşmek” diye bakıyordum ona. Tabii yıl 2016 falan­dı o zamanlar. O zamanlar ciddiye alınmıyordu.

İnsanlara kısa filmler çektirdiğim bir film-yönetmenlik atölyesi yapıyordum. Onun “promote” etmek için aslın­da bir marketing çabası olarak başladı. “Ne anlatabilirim ben” dedim. Sinema ve televizyonu biliyorum hasbelka­der. Onunla ilgili bir format geliştireyim dedim. Sonucun­da herhalde Türkiye’de şu anda en çok kopyalanan format olan kameranın arkasında konuşan birinin olduğu, kamera önünde de anlatan birinin olduğu format ortaya çıktı. Bunu ilk biz başlatmış olabiliriz. Onun da nedeni çok akıllı oldu­ğumuzdan değil, bir tane kameramız vardı.

Sonra işte YouTube kanallarında genellikle ayrılıklar olur. Reklam sektöründe de vardır ya; bir ajans bir anda dağılır, herkes başka ajans kurar. Biz de okulun bir projesi olarak bir araya gelmiştik. O dönem İstanbul Film Akademi’nin içindeydik. Sonrasında nasıl ilerleyelim derken Blu TV diye bir platform kurulmuştu, biliyorsunuz; sonradan satıldı. Biz de bununla biraz dalga geçelim, Flu TV yapalım dedik. Kanalın adı da o şekilde ortaya çıktı.

O sırada bu formatın tuttuğunu görünce, aynı formatı başka isimlerle de yapmayı düşünmeye başladım. Derken Emrah Safa Gürkan’ı tesadüfen buldum. Tarihte bazen öyle şeyler olur ya, denk gelir. Gerçekten de öyle oldu ve program pat­ladı.

O günkü Türkiye YouTube ekosistemi içinde 150 bin, 200 bin, 250 bin, 500 bin izlenmelere ulaştık. O dönem için oldukça iyi rakamlardı. Program böyle büyüdü. Sanırım Emrah’la yaklaşık 40 bölüm yaptık. Arka arkaya, her haf­ta düzenli şekilde ilerledik. Tabii bu süreçte kanal da çok büyüdü; 100 bin aboneye ulaştık. 100 binden sonra biz de ayrıldık ve kendi yolumuza devam ettik. 2019’da pandemi patladı ve o dönemde de kanal çok hızlı büyüdü. Sözün özü, aslında çok planlayarak ya da en baştan kurgulayarak yap­tığım bir şey değildi.

“Entelektüel içerik yapmanın en problemli tarafı entelektüeller! Şaka bir yana… Entelektüeller ihtimam isteyen insanlar. Onlara iyi bakmanız lazım. Programı düzgün kurgulayacaksınız. PR’ını düzgün yapacaksınız. Yanlış bir şey söyletmemeniz lazım. Söylediyse bile onu düzeltmeniz lazım. Ciddi bir editoryal süreç var aslında.”

İlker Canikligil: "Flu TV bir gazino, ben de gazino patronu gibiyim!"
Flu TV Kurucusu İlker Canikligil ve
Marketing Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Günseli Özen

Entelektüel içerik üretmenin zorlukları konusun­da ne dersiniz?

Aslında niş bir alana girdik. Ben sadece nişten yürüyebile­ceğimizi düşünüyorum. Sinema televizyon ile başlamıştık. Sonra Emrah gelince tarih oldu. O olunca fizik oldu, bilim, felsefe, sosyoloji oldu. O şekilde gelişti. Entelektüel içe­rik yapmanın en problemli tarafı entelektüeller. Şaka bir yana… Bazen aramızda espri olarak söylerim: Burası gazino gibi, ben de gazino patronu gibiyim. Entelektüeller ihtimam isteyen insanlar. Onlara iyi bakmanız lazım. Programı düz­gün kurgulayacaksınız. PR’ını düzgün yapacaksınız. Yanlış bir şey söyletmemeniz lazım. Söylediyse bile onu düzeltme­niz lazım. Ciddi bir editoryal süreç var aslında.

Kanalda bu kadar başarılı işler üretince ister is­temez markalar da size geliyor. Peki, bu aşamada markalarla çalışırken bir tercih yapıyor musunuz, sizin için en önemli kriterler neler?

Aslında reddettiğimiz işlerin sayısı, kabul ettiklerimizden çok daha fazla. İnsanların yapmayacağımıza inandığı şey­

leri gerçekten de yapmıyoruz. Burada konu yine işin otantik olma­sına geliyor. Ben şahsen kullanmadığım bir şeyi tanıtmam. Hele ki günümüzde, İngilizce tabiriyle “push ederek”, yani insanları zorla­yarak bir şeyleri sattırabiliyorsunuz belki ama uzun vadede seyirci bir şeyin otantik ve özgün olup olmadığını artık çok daha iyi anlıyor. Dolayısıyla, bir ürünle ilgili söyleyecek gerçekten otantik ve sahici bir sözümüz varsa, o iş çok daha başarılı oluyor.

Fakat bunu reklamcılara her zaman anlatmak kolay olmuyor. Bir de ben işin içine biraz dalga geçmeyi, mizah katmayı seven biriyim. Örneğin zamanında Akbank’a bir iş yapmıştık, kendileri problemli bir müşteridir. “İyi Yaşamak” diye bir program yapıyorlardı. Ben de programın açılışında çıkıp, “İyi yaşamak diye bir program olmaz, olursa da az izlenir” dedim. Tabii bunun üzerine hemen bütün Ak­bank ve ajansın katıldığı büyük bir toplantı yapıldı; “Nasıl olur böyle bir şey?” diyerek paniklediler. Halbuki alışılagelmişin tersini söyle­mek çok daha cesurca bir hamledir.

“Evet, bugün İyi Yaşayanlar programındayız, Günseli Hanım nasıl iyi yaşarız…” gibi basmakalıp televizyon formatları olmasın diye za­ten YouTube var. YouTube sizin kendi kanalınız, dolayısıyla oradaki her şeyin özgün olması şart. Ancak dediğim gibi, reklamcılara bunu anlatmak hiç de kolay değil.

Sözün özüne dönecek olursam; bir markanın ürününü gerçekten kullanıyorsak, seviyorsak ve bir fark yarattığına inanıyorsak o iş birliğini yapıyoruz. Tabii yüzde 100 “hep böyle yapıyoruz” diye de iddialı konuşamam. Kullanmadığımız şeyleri tanıttığımız olmuş mudur? Büyük ihtimalle olmuştur. Fa­kat çok dikkat etmeye çalıştığım başka bir hassas nokta daha var: Bir sürü doktordan veya avukattan “Biz de Flu TV’ye çıkalım” şeklinde talepler geli­yor. İşte bunu kesinlikle yapmıyorum.

Bugün sıfırdan bir marka yaratı­yor olsanız yola nasıl çıkardınız?

Önce isim tabii. İsmin çok önemli ol­duğunu düşünüyorum. O kadar çok mesaj var ki, mesaj bombardımanı ar­tık geyik bir laf tabii ama onların için­den sıyrılmak gerekiyor… Bir zamanlar Ali Taran, her şeyin sonuna “X” koyu­yordu. Fındık vardı, Fındıx yapmıştı mesela. Bozmak lazım ki ilgi çeksin diye düşünüyorum. Ama yanılıyor da olabilirim. Sizde o karakter yoksa ismi koyarak olmaz. Radikal diye bir gazete vardı Türkiye’de. Radikal de o kadar radikalmiş demek ki. Ama iyi bir isimdi eğer içini doldursalardı. Sizin söylemenizle Radikal olmuyor yani. Markaların mutlaka bir hikayeyi anlatıyor olmaları lazım. İsminin bir hikayesi olabilir. Ol­mayan hikayeler de yaratılıyor.

Türkiye’deki markaların gerçekten iyi hikayeler bulup anlattıklarına inanıyor musunuz?

Hikaye yaratmak son 15 yılda çıktı, eskiden öyle bir şey yoktu. Eskiden bize hikayeler verilirdi, onu anlatırdık. Ben yıllarca deterjan çektim mesela. Sağ olsunlar hayatımda ka­zandığım en iyi paraları da onlardan kazandım.

Yapay zekanın yaptığı işler başlangıçta çok fark edilmiyordu. Bugün artık tüketici yapay zeka ile yapılmış işleri fark ediyor ve istemiyor. Siz yapay zeka ile üretilen işleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnternet ilk çıktığında da biz vardık ya… İnterneti de anla­mamıştım o zaman. “Bu ne ya” falan demiştim. Dolayısıyla çok öngörülü bir insan değilim… Yapay zeka çıktığında da inanamadım aslında. Şimdi daha çok kullanıyorum. Fakat bizim yaptığımız işe hiç uygun değil. Çünkü biz bir kerelik bir şey yapıyoruz. Bir de algoritma belası diye bir şey var. Tabii yapay zeka da algoritmadan öğrendi. Yıllardır “Ins­tagram diye bir şey niye var” diyordum. Niye olduğunu AI çıkınca anladım, fotoğraf topluyormuş adamlar meğerse. Bu inanılmaz bir teknoloji, inanılmaz bir veri tabanına sa­hip. Fakat yine de sınırlı. Biraz romantik bir şey söyleyece­ğim ama şimdilik bir insan eli değmesi gerekiyor gibi geli­yor bana. Satış için e-mail atabilir, beyaz yakaların işlerinin bir kısmını gerçekten yapabilir gibi görünüyor tabii.

Kariyeriniz boyunca sinema, reklamcılık, akade­mi, dijital yayıncılık arasında geçişler yaptınız. Bazen pek çoğunu bir arada, bazen de bir alanda daha güçlü duruş sergileyerek ilerlediniz. Peki bü­tün bunların arasında hangisi en çok sizi etkiledi ve şekillendirdi?

Ben sanatta yeterlilik yaptım, doktora karşılığı. Sinema, televizyon üzerine. Bunu önemsediğimden değil ama… O zamandan beri uğraştığım bir tane şey var: Kişisel üre­tim modelleriyle ana akımı sarsabilir miyiz? Yani evde oturup film çekebilir miyiz? Evde oturup ürün üretebilir miyiz? Evde oturup reklam yapabilir miyiz? Endüstriyi ben sevmiyorum, mekanik oluyor. Reklam sektörünü sevmeme nedenim de oydu. Giriyorsun orada sürekli bir şeyi çevirmeye başlıyorsun. Son kullanıcı için yapılmış ürünlerle ana akım bir medya yaratılabilir mi? Tam benim uğraşacağım şeydi bu.

“Bir şeyleri izletmek artık daha zor… Şanslıydım ben, çok rakip yoktu. Bakir bir alana girdik. Kendi kendimize bir şeyler yaparken yükseldi. Fakat bir sonraki dalga ne olacak onu tahmin etmek çok kolay değil.

Bu kadar işin arasında, “ya hiç bunu yapmak is­temiyordum ama yaptım, bir daha asla yapmam” dediğiniz bir şey var mı?

Mesela Antalya’da otel fotoğrafları çekmiştim. Kabus gibi bir şeydi. Otele gidiyorsunuz, orada kalıyorsunuz, fotoğraf­lar çekiyorsunuz. Otel fotoğrafı zaten. Çok yaratıcı olabile­ceğiniz bir şey değil. Bir de onun içinde de bir kategori vardır: Tuva­let çekmek. Odaları çektikten sonra derler ki “tuvaletleri de çekin”. Yani kimse Antalya’da tuvalet fotoğrafları çekerken bulmak istemez kendini. Ama aslında onu iyi yapmak, çok hit bir reklam filmi çek­mekten daha zor. O kadar kötü bir şeyi, o kadar iyi yapmak. .

Flu TV’yi ilk kez kuruyor olsaydınız, neyi farklı yapardı­nız?

Biz temelde şu işi yapıyoruz: Bir masanın önünde bir adam oturuyor veya bir kadın. Biz de bunu çekiyoruz. “Ya ne kadar zor olabilir ki” dersiniz değil mi? Şaşırtıcı derecede zor aslında. Yapamazsınız anla­mında demiyorum. Bir kişiyi masada oturup konuşurken çekmenin bile aslında bayağı bir yolculuğu var. Perde alıyorsunuz, o perde ol­muyor, başka perde alıyorsunuz, ışık değiştiriyorsunuz, başka ışık koyuyorsunuz, mikrofon değiştiriyorsunuz. Konuşmayı nasıl kurgu­layacağınıza karar veriyorsunuz. O kadar çok faktör var ki… Yolda öğrendim bir sürü şeyi ve para kaybederek oldu. Şimdi galiba bir kamera önündeki bir kişiyi çekmeyi biliyorum diyebilirim.

Bir boşluğu görmüşsünüz diye varsayabilir miyiz?

Tesadüf oldu. Yirmi yıl önce bana gelip, “sen YouTuber olacaksın” deseniz gülerdim herhalde. Şimdi insanlar bana geliyor. “YouTube kanalı açıyoruz, ne yapalım” diye soruyor. Bilmiyorum. Burası çok organik bir şekilde oldu. Bir masanın arkasında konuşurken büyüdü. Do­layısıyla benim söyleyeceğim her şey büyük ihtimalle yanlış olur.

Bir şeyleri izletmek artık daha zor tabi bu arada. Şanslıydım ben, çok rakip yoktu. Bakir bir alana girdik. Kendi kendimize bir şeyler yaparken yükseldi. Bir sonraki dalga ne olacak onu tahmin etmek çok kolay değil. Algoritma kafalı insanlar aslında be­nim en sevmediğim. Algoritma kafalı insanlar gerçekten bindikleri dalı ke­siyorlar bir noktada. Başarılarını bir kenara bırakıyorum, mutlaka başarı­lılardır da.

YouTube mesela senelerdir Shorts’u ittiriyor. Shorts benim için son dere­ce kötü bir şey. Bir kere kazancı çok kötü, shorts’tan YouTube kazanıyor, sen kazanmıyorsun. Çünkü milyon­larca insana kısa kısa bir şeyler yaptı­rıp hiçbirine para vermeyip izlenmeyi yine kendinde tutuyor. Bu YouTube adına çok sevindirici bir durum ama bana hiçbir yararı yok. İki buçuk milyon izlenmiş shorts’larımız var, kazandığımız para yirmi beş dolar mesela. İki; maalesef şuna uyandılar: Ya bizim ne güzel elimizde data var. Bedava içerik üreten milyonlarca insan var. Aslında kölelik düzeni gibi bir şey. Bu algorit­ma da bizim elimizde nasıl olsa biz bununla istediğimiz gibi oynarız.

Sözcü TV’nin YouTube kanalını açın. Son 10 başlığa bakın. Büyük ihtimalle şöyle başlıklar göreceksiniz. “Öyle bir şey dedi ki.” “Stüd­yo birbirine girdi.” Sürekli bir skandal ve hep clickbait. Bu aslında medium’un kendisini de mahveden bir şey. Ama çalışıyor. “Kılıç­daroğlu öyle bir şey dedi ki” diyor. Ben bile giriyorum, hiçbir şey dememiş. Sonuna kadar da bir şey dememiş. On üç dakika falan iz­liyorsun. Hayatımdan on üç dakika çalınmış oluyor.

Peki, pek çok şapkanızı düşünerek. Bir mesaj vermiş olmanız gerek­seydi bu söyleşenin ko­nuşulan konuları üze­rinden. İlker adına ne derdiniz? Flu TV adına nasıl bir mesajınız olur­du?

Cesur olmak lazım. Hele de şimdi çok daha cesur olmak lazım. Çünkü büyük bir ilgi çekme savaşı var. Bu savaşta ise Sözcü TV gibi olmamak, yeni bir şey söylemek lazım. Evet şunu da anlıyorum: Siz yeni bir şey söylediğiniz zaman sonra ertesi ay bin kişi de aynı şeyi söylüyor. Eskiden habercilik vardı. Şimdi bakıyo­rum herkes birbirinin haberlerini alıyor, ortada haber kal­mıyor. Kim getiriyor haberleri belli değil. Bir de bırakmayı bilmek lazım bir noktada…

Siz neyi bırakacaksınız ki bunu söylüyorsunuz?

Yani bunu daha çok Kemal Bey’e söyledim. Yok, hakikaten bir yerde bir şeyler bitecek ya. Bu da artık… Flu TV 90 ya­şına geldiğinde hala ben burada YouTube yapıyor olamam yani…

Haziran ayının en çok izlenen gazetecileri: Özlem Gürses zirvede, Deniz Zeyrek yükselişte!

featured Flu tv İlker Canikligil
1 Ticaretin kuralları yeniden yazılıyor: Geleceğin modeli entegre ekosistem
Ticaretin kuralları yeniden yazılıyor: Geleceğin modeli entegre ekosistem
2 Fast Food'ta "tavuk" hegemonyası
Fast Food’ta “tavuk” hegemonyası
3 Plasebo alışveriş siteleri hızla yayılıyor: Sepete ekle, mutlu ol ama ödeme yapma!
Plasebo alışveriş siteleri hızla yayılıyor: Sepete ekle, mutlu ol ama ödeme yapma!
4 DOA Sistemi 81 ilde devreye girdi: İade edilen her ambalaja 1 TL teşvik veriliyor
DOA Sistemi 81 ilde devreye girdi: İade edilen her ambalaja 1 TL teşvik veriliyor
5 Türkiye en çok video izliyor: Lider açık ara YouTube!
Türkiye en çok video izliyor: Lider açık ara YouTube!
Güncel Haberler
Enflasyonu sollayan lezzet: Lahmacun Haziran'da tüm büyükşehirlerde zamlandı!
Enflasyonu sollayan lezzet: Lahmacun Haziran’da tüm büyükşehirlerde zamlandı!
NATO Zirvesi'nin en çok konuşulan markası: Çelebi Yer Hizmetleri
NATO Zirvesi’nin en çok konuşulan markası: Çelebi Yer Hizmetleri
"Lovemark" öldü, yaşasın "Trustmark"!
“Lovemark” öldü, yaşasın “Trustmark”!
Sosyal Medya
  • FACEBOOK
  • TWITTER
  • LINKEDIN
  • INSTAGRAM
  • YOUTUBE

İlgili Haberler

Dünya Kupası tahmininde yeni aktörler: Ekonomistler kimi işaret ediyor?
Haberler
Dünya Kupası tahmininde yeni aktörler: Ekonomistler kimi işaret ediyor?
Nafizcan Önder
8 Haziran 2026
Google'dan Meta'ya yapay zeka sınırlaması: Gemini kapasitesi yetmedi
Haberler
Google’dan Meta’ya yapay zeka sınırlaması: Gemini kapasitesi yetmedi
Gülben Dikmen
1 hafta önce
Türkiye'nin yüzde 73'ü "yapay zekaya hazırım" diyor!
Haberler
Türkiye’nin yüzde 73’ü “yapay zekaya hazırım” diyor!
Gülben Dikmen
10 Mayıs 2026
Tarih bilmemenin bedeli: Bir reklam sloganı 2 bin mağazayı nasıl tarih sınıfına dönüştürdü?
Haberler
Tarih bilmemenin bedeli: Bir reklam sloganı 2 bin mağazayı nasıl tarih sınıfına dönüştürdü?
Nafizcan Önder
3 hafta önce
  • Yarışmalar
  • Temsilcilikler
  • Etkinlikler
  • Yayınlar
Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar Yarışmalar
Temsilcilikler Temsilcilikler Temsilcilikler
Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler Etkinlikler
Yayınlar

Esentepe Mahallesi, Kore Şehitleri Caddesi, No:7, Yegane Apartmanı, Kat: 2, Daire: 4,
Şişli/İstanbul

[email protected]
0 (212) 211 11 12

  • Haberler
  • Yazarlar
  • Söyleşiler
  • Yaratıcı İşler
  • Etkinlikler
  • Kariyer
  • Üye Girişi
  • Kayıt Ol
  • Hakkımızda
  • Künye ve İletişim
  • KVKK Açık Rıza Beyanı
  • Mesafeli Satış Sözleşmesi
  • Gizlilik, Kişisel Verilerin Korunması ve İşlenmesi Politikası

©2026 Rota Yayın Yapım Tanıtım Tic. Ltd. Şti. Bu Sitede Bulunan Yazı Ve Çizimlerin Her Hakkı Saklıdır.

Abone Ol
  • Haberler
    • Ajanslar / Konkur
    • Atamalar
    • Dijital
    • KSS
    • Haberler
    • Insights
    • Trend
    • Marketing Türkiye 101
    • Sürdürülebilirlik
    • Türkiye’nin Gündemi
  • Yaratıcı İşler
  • Dergiler
  • Etkinlikler
  • Söyleşiler
  • Kariyer
  • Yazarlar
  • Araştırma

© 2001 Rota Yayın Yapım Tanıtım Tic. Ltd. Şti. Bu Sitede Bulunan Yazı Ve Çizimlerin Her Hakkı Saklıdır.

Asquared WordPress Agency tarafından tasarlanmış ve kodlanmıştır.