
Yeni dönemde reklam sektörünün odaklanacağı 5 başlık…

Reklam Yaratıcıları Derneği (RYD) Başkanı
TOBB Kreatif Endüstriler Meclisi İletişim Komitesi Başkanı
Reklamcılık tam anlamıyla hem Türkiye’de hem dünyada yeniden yazılan bir hikayenin ortasında duruyor. Üstelik hikayenin yazarı sadece biz değiliz: Teknoloji, tüketici, ekonomi, sosyal medya, algoritmalar, hatta zamanın ruhu da bu yeni yapının ortakları. Böyle bir dönemde, sektöre yıllarını vermiş biri olarak şunu daha net görüyorum. Reklamcılık artık yalnızca yaratıcı mesaj üretme ve iletme işi değil. Değişimin yönünü okuma, o değişime yön verme ve teknolojiyle birlikte içerik üretme mesleğine evrildi.
Son yılların verilerine baktığınızda Türkiye reklam piyasasının büyüdüğünü görürsünüz ama bu büyümenin dili artık eskisi gibi değil. 2024’te medya ve reklam yatırımlarının 250 milyar TL’nin üzerine çıkması önemli; diğer yandan dikkatimizi çeken, bu pastanın yüzde 70’inden fazlasının dijitale kayması. Bu, artık davranışlarımızın da karar mekanizmalarımızın da yaratıcılık performansımızın da dijital kodlarla yazıldığını gösteriyor.
Influencer pazarı ise bambaşka bir hikaye: Milyar liraları aşan hacim, aslında yeni bir yaratıcılık ekonomisinin doğduğunu kanıtlıyor. Burada elbette kaliteli ve doğru içerikleri baz almalıyız. Artık markalarla tüketiciler arasındaki köprü, konvansiyonel reklamlarından çok insan-insana ilişkilere dayanıyor. Fakat bunu da doğru okumak ve uygulamak gerekiyor.
Hızla tüketilen içeriklerin yancısı olmak bir markaya uzun vadede ne kazandıracak, bunu uzun soluklu hale getirmek mümkün olacak mı? Yaşayarak göreceğiz. “Influencer’lar varken ajansa ne gerek var?” anlayışının markaya uzun vadede fayda sağlamadığı ortada. Diğer yandan tüm bu tablonun ekonomik arkasında hala üretim maliyetleri, enflasyon baskısı, ekonomik belirsizlikler gibi zorluklar var. Yani Türk reklamcısının işi, dünyanın pek çok ülkesine göre daha zor.

Dünya ne yapıyor?
Küresel tabloya baktığımızda şöyle bir gerçek çıkıyor: Reklam dünyasının yeni kutsal kitabı “Yapay Zeka İle Ölçümleme.” Artık her kampanyanın kaderi, duygudan çok veriye bağlı. 2025’te global reklam harcamaları 1 trilyon doların üstünü gördü. Bunun üçte ikisinden fazlası dijitalde. Neden? İnsanlar artık televizyondan çok mobil ekranlara bakıyor. Bireyselleşme izleme alışkanlıklarını çoktan dönüştürdü. Markalar anlık tepki veren bir kitleyle konuşmak istiyor. Ya da buna mecbur kalıyor. Çünkü yapay zeka, medya planlamanın arka odasından çıkıp yaratıcılığa da dahil olmaya başladı.
Dünyadaki en güçlü eğilimlerden biri “alıp-verilebilir medya” kavramı. Yani her mecra artık hem satın alınabilir hem ölçülebilir hem de ticarete bağlanabilir hale geldi. Bu da reklamcının sorumluluğunu artırıyor: Artık mesajın sadece ilham vermesi yetmiyor, iş sonuçlarına da dokunması gerekiyor. Diğer yandan konuya sadece iş sonuçları yani performans pazarlaması hedefiyle yaklaştığınızda da marka ruhu dediğimiz şey zarar görebiliyor.
İyi ve farklı fikir!
Yaratıcılık yeniden kıymete bindi. Çünkü artık herkes içerik üretebiliyor, herkes reklam verebiliyor, herkes bir anda görünür olabiliyor. Bu bolluk içinde fark yaratmanın tek yolu hala aynı: İyi ve farklı fikir.
Teknoloji hızlanıyor olabilir ama iyi fikrin duygusu, ritmi ve hakikati hala insan elinde. Ve bence Türkiye’nin en büyük avantajı tam burada. Biz hala duyguyu iyi işleyen, hikayeyi iyi kuran, içgörüye önem veren bir sektörüz.
Tüm bu dönüşüm döneminde yapay zeka ile üretilen reklamların tüketicilerde marka adına aynı samimiyeti ve duygusal teması sağlayıp sağlayamadığıyla ilgili farklı araştırmalar ve sorgulamalar da var. Benim görüşüm yapay zekanın o insani samimiyeti yakalayamadığı yönünde.
Yeni dönemde daha çok neleri konuşacağız?
Beş maddede sınırlandıracak olursak:
1. Yapay zekanın yaratıcıyla ortaklığı derinleşecek.
Yapay zeka artık taslak çıkaran bir araç değil, yaratıcı stratejinin ortağı olacak. Fakat editör yine insan olmalı. Prompt değil, ruh konuşmalı.
2. Mikro topluluklar makro kitlelerden daha değerli hale geliyor.
“Kaç kişiye ulaştık?” yerini “Kimleri gerçekten etkiledik?” sorusuna bırakacak. Bir de elbette bu toplulukların ve etkileşimlerin sürdürülebilirliği meselesi önemli.
3. Deneyim ekonomisi güçlenecek.
Tüketici sadece mesaj değil, his, bağ, katılım istiyor. Bunu sadece premium ürünlerde de değil, her segmentte üründen bekliyor.
4. İnteraktif açık hava, oyun içi reklam ve Connected TV büyümeye devam edecek.
Türkiye bu üç alanda ivmesini yakaladı, 2026’nın yıldız mecraları buralar olabilir.
5. Markalar daha çok anlam peşinde koşacak.
Toplumsal fayda, sürdürülebilirlik, sorumluluk… Bunlar artık kampanyanın süsü değil, özü. Sürdürülebilirlik moda bir kavram haline gelmeye başlamıştı. Ancak şimdi altını doldurma zamanı. Ekonominin bu kadar kırılgan olduğu bir dönemde hangi markalar sürdürülebilirliğe ve iletişime bütçe ayırabilecek, bunu da göreceğiz. Toplumsal fayda meselesi Türkiye için çok önemli. Çünkü karşılanmamış ihtiyaçlar hem çok fazla hem de her geçen gün artıyor.
Son söz
Yeni dönemde biz reklamcıların görevi hem net hem de karmaşık. Bu hızlı dönüşümün içinde varoluş sebebimizi kaybetmeden yaratmaya devam etmek. Yaratıcılığın ışığıyla, verinin rehberliğini birleştirmek. Ve markalar için değil, insanlar için anlamlı işler yapmak. Belki de en zoru bu…
