Üretime aktarılmayan akademik bilgi kurusıkı fişek gibidir

Bu gök kubbe altında söylenmedik söz, yapılmadık iş kalmadı diyenler yanılıyor. Söylem aynı olsa da zamanın ruhu değişiyor tabi ihtiyaçlar da. Hızla değişen dünyada şimdi yeni bir şey söylemek eskisinden çok daha değerli. Bunun farkında olan İstanbul Ticaret Üniversitesi ve İktisadi Araştırmalar Vakfı yeni şeyler söyleme çabasında olan Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde (TGB) yerleşik girişimlerin çalışmalarına dikkat çekerek yenilikçi çalışmaların nasıl artacağına ilişkin yol gösterici bir araştırma yapmış. TGB’deki yenilikçi şirketler ülke ekonomisi için çok değerli. “Otur oturduğun yerde icat çıkarma” diyen bir toplumda üniversite-sanayi işbirliğine dikkat çeken araştırmanın bulgularını kamu-özel sektör ve üniversitelerin dikkatine sunuyorum.

TGB’dekilerin çoğu limited şirket (%67.6). Az da olsa cesur ferdi girişimler var (%10.8). Onları kutlamak gerek. 
Ne mutlu ki yerli girişimler %92.3 ile önde. Adeta, “Eloğlu yapıyor bizden bir şey çıkmaz!” diyenlere cevap niyetine. Vazgeçmeyin! 
Yenilikçi şirketlerin %22’si 1974-2004 yılları arasında kurulmuş. 2005-2012 yıları arasında internet teknolojisi bir patlamaya neden oluyor ve oran %65.2’e çıkıyor.

Peki, ne yenilik yaptınız sorusuna; %37.8’i destekleyici yenilik, %24.8’i devrim yaratan yenilik, %18.1’i artımsa yenilik, %15.3’ü yeniden birleştirme %4’ü bozucu yenilik demiş.

Ancak şirket sırrı diyerek bulgular paylaşılmak istenmiyor. Bazı kavramları yeni duyuyorum. “Devrim yaratan” yeniliklerden birkaç örnek duysam ve duyursam ne iyi olur!

Girişimcilerin sadece %18.6’sı yenilikçi ürünlerinin tanıtımı ve reklamını yapıyor, %16.4’ü sadece yurtiçi fuarlara katılıyor. Yetmez! Kim hangi yenilikten nasıl haberdar olacak?

Girişimlerin %64.7’si yazılım bilişim, %6.5’i tasarım, %5.3’ü medikal/biyomedikal, %4.6’sı elektronik, %3.4’ü çevre, %3.1’i ileri malzeme ana faaliyet alanında.

Ar-Ge harcamalarına gelince; 2010 yılında şirketlerin %57.2’si toplam harcamalarının %14.6’sını Ar-Ge’ye harcarken yenilikçi yatırımlarından elde ettikleri artı ciro %12.4 olmuş. 2013’de şirketlerin %62.9’u harcamalarının %35.6’sını yenilikçi arayışlara ayırmış ve yeni ürünlerden artı %28.2’lik ciro almış. İş sonuçlarına yansımayan yeniliklere “romantik hayaller” deniyor. Sağlam bir iç görüye dayanan hayalleriniz olmalı.

TGB’deki şirketlerin yenilikçi ürünlerle satışları da artmış. AB ülkelerine ihracat %8’den %12.7’ye, ABD’ye satışlar ise %2.8’den %5.3’e çıkmış. Yetmez, hızlanalım. 
Bana göre raporun en can alıcı bölümü girişimcilerin üniversite ve araştırma merkezleriyle çalışma konusundaki isteksizliği. Peki neden? %20.1 ihtiyacımız yok, %16 bürokratik işlemlerden korkuyorum, %12.2 üniversiteler yavaş ve %11.5 ilgisiz ve kapalılar gerekçelerini sunmuş. Şirketlerin gerekçeler haklı mı, haksız mı bilmem ama ticarileştirilmemiş akademik birikim kurusıkı fişek gibidir. Sesi çok, işlevi yoktur. Sahibini tatminsiz bırakır. Beklemek yerine önyargıyı kırmak için üniversitelerin de gidip kapı çalması gerekmez mi? 

Ölçemiyorsanız sponsorluk yapmayın!

UniCredit UEFA Şampiyonlar Ligi’ne ana sponsor olunca Türkiye’deki ortağı Yapı Kredi de işin içine mecburen dahil oldu. Oldu çünkü UniCredit faaliyet gösterdiği ülkelerdeki ortaklarından devasa olduğunu tahmin ettiğim sponsorluk bedeline katkı sağlamasını istedi. UniCredit markasını bu çok prestijli sponsorlukta tek başına konumlamayı düşünürken Yapı Kredi CEO’su Faik Açıkalın duruma itiraz etti. Türkiye’deki iletişimde bankanın logosuyla iletişim yapacağı konusunda ısrarlı davrandı. Açıkalın’a göre spor deyince aklına futbol gelen bir ülkede bu fırsat kaçırılmazdı.

Yapı Kredi, UEFA Şampiyonlar Liginin cazibesini sosyal medya ve stadyum içi faaliyetlerde kullandı. Bireysel kredi kullananların ilk 100’üne, GS’ın Kopenhag, Juventus ve Chelasea maçlarındakises kabininde en yüksek sesle istediği marşı söyleyenlerden 300’üne ve de sosyal medyada yaptıkları kampanyalarla başta UEFA topu olmak üzere yüzlerce hediye dağıttı. Taşıt kredisi kullanan 3 kişiye 2 kişilik hakla çekilişle Lizbon seyahati ve maç biletleri verdi. Maç tutkunu Yapı Kredi çalışanlarını ihmal etmedi. Yarışmalarla 9 banka çalışanını Lizbon’da Real Madrid-Atletico Madrid maçına götürdü. 6 maçta toplam 984 maç bileti dağıttı ve bu süreçte Twitter hesaplarına 6835, Facebook’a da 13.467 yeni takipçi katıldı.

Faik Açıkalın, bu küresel organizasyon için Yapı Kredi’nin küçük bir katkısının olduğunu ancak her sponsorluğun bankaya bir katma değeryaratması gerektiğini söylüyor. Profesyonelce olması gereken de budur. Yoksa sponsorluk, “Aman ne olursa olsun logomuz gözüksün yeter.” diyerek paranın ortalığa saçıldığı iletişim çalışmaları değildir.

Futbolcunun akıllı, başarılı ve sempatik olanı seviliyor

Arda Turan akıllı bir sporcu. Oyunculuk sonrasındaki kariyerini de belirlediğini söyleniyor. 35’inde yorumcu, sonra teknik adam. 
Sahadaki başarısı da ortada. UEFA finalinde oynasaydı Atletico Madrid 4-1 yenilir miydi diye sorduruyor. Sordurması bile başarı.
Ayrıca genç oyuncu sempatik. Gazetelerde her gün futbolla ilgisi olmayan haberleri yayınlanıyor. Transfer dönemindeyiz, bunun büyük bir kısmının PR destekli olduğunun farkındayım ama okunuyor ki medyada bu kadar yer alıyor.

Arda Turan, daha önce Defacto reklamında oynamıştı. Bu kez Türkiye Finans’ın reklam yüzü oldu. Araştırma şirketi DORinsight sordu, reklamın nesini beğendiniz?

Arda’nın oyunculuğunu 74
Senaryoyu 63
Sloganı 66
Prodüksiyonu 64
Müzik 62
Ürün 61
Reklam tutmuş gözüküyor ancak frekansını arttırmak gerek çünkü ankete katılanların %48 reklamı görmemiş bile. Kesenin ağzını biraz daha açın yoksa bütçenin hepsi boşa gidecek.

İLGİLİ HABERLER