Hoş geldin 2030

Her sene sonunda giden yılı uğurlamak ve gelen yıla merhaba demek çok eskiden beri kul­landığımız klasik bir yazı başlığıdır. Her sene hangi sektör olursa olsun yeni bir başlangıç, yeni bir umuttur. Bu sene de yazıma böyle başlamak istedim ama ufak bir farkla… Artık geçen sadece 1 sene değil ya da en azından yaşadığımız değişim sadece bir sene ile izah edilebilecek bir dön­güde değil. “The Future of Everything” kitabında fütürist Patrick Dixon ge­lecekteki değişimleri öngörürken asıl başlangıç tespiti çok dikkat çekiyor; o da artık yılların aylara ayların günlere döndüğü hızlı bir değişimin parçası olduğu… Yani değişimin artık zaman çizelgesinde simetrik değil anlık oldu­ğunu vurguluyor.

Bir aplikasyon, bir anda tüm dünyanın akışını ve yılların insan alışkanlıklarını değiştirebiliyor. Artık dünyadaki 5 milyar insan birbirine bağlı ve haberdar yaşıyor. Yapılan bir araştırmaya göre İngiltere’de insanların yüzde 13’ü cep telefonlarına fiziksel de­recede bağımlılar ve günde ortalama 4 saatlerini telefonla geçi­riyorlar. Meslekler değişiyor. Pearson’un araştırmasına göreyse şu an 12 yaşına kadar olan çocukların yüzde 65’i gelecekte var olmayan bir meslekte çalışacak. Marketing Toys’un kurmadan önce 2011’de Türk Telekom’da çalışırken senelik, 3 senelik ve 5 senelik bütçe öngörüleri çalışırdık. Abone projeksiyonları yapar­dık. Şimdi bırakın 5 senelik öngörüleri 3 aylık bir öngörüde bile bulunamıyoruz. Bir anda her şey değişiyor. Ekonomi bir günde beklenenlerin tam tersine gidebiliyor.

Espor oyunculuğu artık gençlerin favori mesleği

Bu kadar öngörülemez ve bir anda değişen dünyada biz pazarla­macılar ne yapacağız? “Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu yaratmaktır” Peter Drucker’ın en sevdiğim sözüdür. İşte tam olarak da yapmamız gereken bu. Yön vermek. Değişmek. İnovatif olmak. Esnek ve çabuk olabilmek. Örneğin Türkiye’de hâlâ en çok sponsorluk bütçesi futbola harcanıyor. For­ma önünde logomuz yer alsın, basın açıklaması panosunda hangi çap­razda daha iyi görüntü elde edilir tartışıladursun bugün futboldan çok daha fazla izlenen bir spor dalı var. Sporcuların yaş ortalaması 18’i geç­miyor ama final maçını canlı olarak izleyenler Dünya Kupası’nı izleyen­lerden fazla. Canlı olarak ekrandan izleyen sayısı dünyanın en büyük or­ganizasyonu Amerikan Futbol fina­li Superbowl’dan daha fazla. Ve bu spor hiçbir fiziksel eforu içermiyor. O spor, espor… Yani bilgisayar oyunu üstüne yapılan bir turnuva. İşte dün­ya böyle değişirken, geleceğimiz olan gençlerin favori meslekleri artık futbolcu olmak değil gamer yani espor oyuncusu olmak. Ama biz neden hâlâ futbola odaklıyız?

Çocuklar da çok hızlı değişiyor. Bilgisayar oyunlarını çok yor, YouTube’dan dünyayı öğreniyorlar. Sosyalleşmeleri, öğ­renme şekilleri ve dilleri çok daha farklı. Peki, biz bu değişimde ne yapıyoruz? Hâlâ atari salonları kuruyoruz, hâlâ onları basit lunapark oyunlarıyla etkileyebileceğimizi sanıyoruz. Onlar ise Minecraft ile kendi dünyalarını yaratıp içinde kendi oyunları­nı oynuyorlar. Unutmayın onlar artık oyuncaktan çok YouTu­be’da yaşıtlarının oyuncak kutusunu açma videosunu seviyor! Tiyatro oyunlarında klasik masalları çevirip standart dekorlarla göstermeye devam ediyoruz ama onlar artık kendi senaryolarını yönettikleri, dijital görüntü teknolojili konseptleri sıkılmadan izliyor. Reklam gelirlerini arttırmak için 2 saat 30 dakika yani bir sinema filminden uzun çektiğimiz dizilerimiz gene de gelir elde edemediği için Ocak ayında yeni bölüm yayınlayamadı. Öte yandan sıfır reklam arası ama harika ürün yerleştirmelerle rek­lamların içine saklandığı NETFLIX’de tarihte ilk kez seyircinin tercihine göre şekillenen Black Mirror yayınlanıyor.

Sadece olanı yaparsak gelişemeyiz

Peki, neden biz hâlâ ağırlıklı olarak Pinterest’e girip tasarım bile yapmadan olduğu gibi kopyalayarak iş yapıyoruz? Neden yeni üretmek yerine olanı devam ettiriyoruz? Belki inanmayacaksınız ama tasarımcısı olmayan pazarlama ve etkinlik firmaları var. Sa­dece olanı yaparsak gelişemeyiz. Cesur olamazsak ilerleyemeyiz. Kopyalarsak anca görebildiğimiz ve yapılan kadarını yapabili­riz. Demiyorum ki her pazarlamacı yazılımcı gibi aplikasyonlar yapsın ya da yeni sanal gerçeklik gözlükleri icat etsin ama en azından yenilikleri takip edip kendi yorumlarını ve farklılıkları­nı katsınlar. Ya da geleneksel olan etkinlikleri ya da pazarlama yöntemlerine farklı yanaşarak yeniden yorumlasınlar. Örneğin biz Emaar AVM’de bildiğimiz klasik top havuzu yaptık. Evet, hemen hemen her softplay alanında olan top havuzu. Ama biz klasik top havuzunu aldık 240 m2’ye 400 bin adet top ve özel bir tasarımla örneği olmayan büyüklükte bir dev top havuzu Ya da Forum İstanbul’a yine klasik olan top havuzunu özel sensörlerle duvara atınca top oynanabilen dijital oyun entegreli bambaşka bir deneyimle kurduk. Top havuzunu biz mi yarattık? Hayır tabii ki. Ama biz onu alıp farklı konseptlere taşıdık.

Biliyorum çok klasikleşti ama hakikaten daha önce yaşanmamış bir zaman diliminde yaşıyoruz. Eşi benzeri olmayan bir dünya bu. Ne 1992’den 1993’e ne de 2010’dan 2011’e girmemize benzi­yor. Unutmayın 1919’da kurulan Hilton oteller zinciri 5 bin 500 adet mülkü, 894 bin odasıyla tam 100 asırlık bir firmayken bir gece bir internet sitesi kuruluyor. Bir gecede Airbnb kuruluyor ve sadece 10 senede 150 milyon kullanıcı ve 640 bin mülke ula­şıyor ve hiçbirine sahip değil. Büyük holdingler, mega teknoloji firmaları ya da milyar dolarlık mülkleri olan otel zincirleri bile güvende değilken biz Türk pazarlamacılar uyanma ve değişme dönemindeyiz. 2019 yılının ortasında 2030’da beklediğimiz ge­lişmelere ulaşmayacağımızın hiçbir garantisi yok ama 2030’a taşıyan fikirlerin mimarları olmamamız için de bir neden yok. Hoş geldin 2030.

İLGİLİ HABERLER