Bu kampanya bizde de çalışır…

Ali SAYDAM

Teknoloji bağımlılığını kendine dert edinen Save the Children isimli uluslararası yardım kuruluşu “Telefonsuz Cuma” adlı bir kampanya başlattı. Katılımcılardan toplanan…
PAYLAŞ

Teknoloji bağımlılığını kendine dert edinen Save the Children isimli uluslararası yardım kuruluşu “Telefonsuz Cuma” adlı bir kampanya başlattı. Katılımcılardan toplanan paralarla yoksul kişilere telefon alınan bu kampanyanın Türkiye’de de yapılması halinde ses getireceğe benziyor.

İngiltere merkezli uluslararası yardım kuruluşu Save the Children (Çocukları Koruyun) günümüzün en önemli insani meselelerinden birine kafayı takmış. Ülkemizde de Yeşilay Derneği’nin alkol gibi, tütün gibi insanlara ciddi hasar veren bağımlılıklar arasında saydığı “Teknoloji Bağımlılığı” bu kuruluşun odak noktalarından biri haline gelmiş. “Telefonsuz Cuma” adı altında başlattıkları kampanya bize de gayet iyi gelebilir…

Kampanyaya katılanlar kuruluşa 5 sterlin (yaklaşık 19 TL) bağışta bulunuyor ve o cumayı telefonsuz geçirme sözü veriyorlarmış. Kampanyada toplanan para, yoksul kişilere telefon alınması için kullanılacakmış.

Save the Children’ın bağış sorumlusu Nick Jones, telefon kullanmak yerine insanları birbirleriyle doğrudan iletişim kurmaya çağırarak “İş yerinde, evde ya da barda mutlaka telefona yapışık yaşayan birileri var. ‘Telefonsuz Cuma’da onları, Instagram’a girmek ya da Google’da haritalarına bakmak için kıvranırken göreceğiz.” diye açıklama yapmış. Telefon bağımlılarına kitle ulaşım araçları, asansörler, elektrikli merdivenler gibi mekanlar da eklenebilir.

İngiltere Medya Düzenleme Kurulu Ofcom’un raporuna göre, akıllı telefon kullanıcıları haftada 24 saatten daha fazla zamanlarını internette geçiriyorlarmış. 65 milyon nüfuslu İngiltere’de telefonlardan günde 262 milyon mesaj gönderiliyormuş. Araştırmaya göre, akıllı telefon kullanıcılarının yüzde 10’u telefonlarına bakarken, otobüste ya da trende durağı kaçırıyormuş. Kurumun yaptığı ankete katılanların yüzde 17’si telefon kullanırken bir yerlere çarptıklarını söylemişler. Bu rakamların bizde çok daha fazla olduğu tespit ediliyor.

Etkili bir iletişim için sosyal sorumluluk projeleri arayan kuruluşlara duyurulur. Kopyalamaktan hiç çekinmeyin. İyi bir amaç uğruna bu tür “yararlanmalar” kesinlikle mubahtır…

“Türkiyeli” Hamdi Bey’den Yunan Chobani…

In this Jan. 13, 2012 photo, Hamdi Ulukaya, CEO of Chobani Greek Yogurt, poses at the Chobani plant in South Edmeston, N.Y. Greek yogurt now accounts for a quarter of the total yogurt market after a dizzying growth spurt that is especially apparent here in the heart of upstate New York. The nation's No. 1 and No. 2 Greek yogurt brands — Chobani and Fage, respectively — are both expanding plants within 60 miles of each other, and another company is building a plant in western New York. The expansions come as the big U.S. yogurt makers are focusing on Greek products, too. (AP Photo/Mike Groll)

Nihayet bu kez gelen basın bülteni durumu gerçekliği içinde ortaya koymuş. İlk paragrafı olduğu gibi alıyorum: “Türkiyeli girişimci Hamdi Ulukaya’nın kurduğu ABD merkezli yoğurt devi Chobani, alanında küresel otorite olan bağımsız Great Place to Work® organizasyonundan sertifika almaya hak kazandı.”

Yakın zamana kadar “Türk iş adamı” diye lanse edilen Hamdi Bey, bizim medya tarafından yerlere göklere sığdırılamıyor; “Bir Türk”ün Türk yoğurdu ile ABD’de elde ettiği büyük başarı, dillere destan bir öykü haline getiriliyor, olay ikinci bir Simit Sarayı başarısı gibi lanse ediliyordu.

Oysa gördük ki Hamdi Bey’in “Türk Chobani Yoğurdu” ABD’de “Chobani Greek Yogurt” diye satılıyor… O zaman bu afra tafra ne diye…

Olayı kendi doğruları içinde anlatmak Hamdi Bay’i başarısız kılmazdı. Ticari kaygı nedeniyle pazarlama taktiği olarak Türk yerine Yunan yoğurdu demesine belki biraz alınır, ancak salak yerine konmaktan çok daha az gönül koyardık…

Neyse ki, şimdi taşlar yerine konmuş, “Türk” Hamdi Bey, bu kez biraz etnisite koksa da olmuş “Türkiyeli Hamdi Bey”; bültenin içinde de “Türk Yoğurdu” diye bir şey geçmiyor. Dedik ya, böylesi daha iyi…

Kendi çalışanlarının verdiği görüşlerle bu sertifikaya hak kazandığı ve çalışanların sağladığı çeşitli imkânlarla onların sadakat ve sevgisini kazanmış olduğu için Türkiyeli Hamdi Beyi canı gönülden kutluyoruz… Tebrikler…

Philips çalışanların kalp sesleri bestelenmiş

1475056285_kalbinin_sesiBen de yeni öğrendim. Ne terör, ne doğal afetler, ne de trafik kazaları… Her yıl 17,5 milyondan fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan kalp damar rahatsızlıkları, tüm dünyada bir numaralı ölüm nedeniymiş. Bu nedenle de her sene 29 Eylül tüm dünyada “Kalp Günü” olarak kutlanıyormuş. 365 günün içinde bir tanesi boştaymış demek ki…

Markaların, kurumların, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının bu tarihte kalp sağlığına dikkat çekmek için çeşitli aktiviteler düzenledikleri biliniyor. Sayıları bir hayli fazla olduğu için pek çoğu o yoğunluk içinde gözden kaçabiliyor. Tabii farklılaşabilenler hariç.

Farklılaşmayı başaranlardan biri de hiç şüphesiz Philips’in bu yıl Dünya Kalp Günü kapsamında yaptığı “Kalbinin Sesi” projesi. Philips, “Her Kalp Eşsizdir” söylemiyle oluşturduğu yeni projede çalışanlarının kalp seslerini tek tek kaydetmiş ve bu seslerden yola çıkarak ünlü müzisyen Aykut Gürel bir beste hazırlamış…

Beste, özel bir animasyon filmiyle ilk kez Dünya Kalp Günü’nde Philips’in sosyal medya kanalları üzerinden paylaşılmış. Kişiselleşmiş kalp sağlığına dikkat çekmek için yapılan projede Philips çalışanlarının kalp seslerini ayrı ayrı kaydedebilmek için özel bir mikrofon geliştirilmiş. Doktorların kullandığı dinleme cihazı üzerinde oynanarak cihazın içine mikrofon düzeneği kurulmuş ve kayıtlar alınmış.

Kayıt edilen sesler her bir kişinin kalp ritmine göre ayrıştırılmış ve ritme en uygun enstrümanın sesine dönüştürülmüş. Böylece müzikte duyulan her bir enstrüman sesinin aslında bir Philips çalışanının kendine özgü kalp sesinden oluşması sağlanmış.

Sosyal medyada projeye özel etiketler (#HerKalpEssizdir ve #MyHeartIsUnique) oluşturulmuş. Ardından hazırlanan animasyon Philips’in sosyal medya hesaplarından paylaşılmış. Film, ilk 5 gün içerisinde 1 milyondan fazla kişi tarafından izlenmiş.

Daha sonra sosyal medya üzerinden bir yarışma başlatılmış ve takipçilerin, kalp sağlıklarını koruyarak daha kaliteli bir yaşam sürmek için aldıkları kararları ve uyguladıkları sağlıklı yaşam yöntemlerini paylaşmaları istenmiş. Bir sonraki aşamada ise bu çalışmanın bir marka kampanyasına dönüştürülmesi planlanıyormuş.

Amma emek… Amma zahmet…

Emeksiz zahmetsiz başarı da olmuyor. Şimdi sıra bu ilginç iletişim projesine çeşitli kanallarda yaygınlık kazandırmada. Aceleye gerek yok. Bu iş eskimez. Etkisi azalmaz. Ancak bu kadar inovatif bu kadar “bir taşla 5-10 kuş birden vurabilen” bir yaklaşım yakalanmışken olaya iyice yaygınlık ve derinlik kazandırılmazsa Philips kendi kendine haksızlık etmiş olur…

Bolulu Hasan Usta’ya tebrikler!

bhuBu yılki Kristal Elma bizce son yılların en iyisiydi… Tüm organizasyon ekibini kutluyorum. Peki, onlarca kuruluşun ödül aldığı gecenin starı bizce kimdi? Hiç kuşkusuz “Bolulu Hasan Usta”. Sadece üç Kristal Elma ödülü birden aldığı için değil. Bolulu Hasan Usta, “Eti ne, budu ne?” dedirten bir KOBİ’nin iletişime, reklama verdiği önem ve yaptığı yatırımın altını çizerek, ilk kesintiyi (sözde tasarrufu) iletişim bütçelerinden yapmayı düşünen kocaman şirketlere iyi bir ders verdiği için her türlü takdiri hak ediyor.

Bir de reklamın yapım bütçesi var tabii… Kristal Elma Ödülleri’nde Bolulu Hasan Usta, dev bütçelerle yapılan reklamların arasından sıyrılarak üç ödülün birden sahibi olmuş. Film-TV-Sinema kategorisinde “Sundu Sunar” reklam filmiyle Kristal Elma alan Bolulu Hasan Usta, “Gerçek Malzemeler Gerçek Lezzetler” reklam filmiyle de Entegre Kampanya kategorisinde gümüş ödül, Film-TV-Sinema kategorisindeyse bronz ödül almış.

Helal olsun…

 

 

 

PAYLAŞ