Adet de ciro da artıyor peki ya kalite!

330, 344, 384 milyon adet…

Bu rakamlar, ders kitabı ve 48 sayfadan daha kalın kitapların 2013, 14, 15 yıllarına ait Türkiye toplamları.

Kitap pazarı yıllardır yaklaşık yüzde 7-8 büyüme eğiliminde.
Türk yayıncılık sektörü, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Yayıncılar Birliği açıklamalarına göre dünya 11’incisi. Türkiye dünya ekonomisinde 16-17’inci sıralar arasında gidip geliyor.

Ders kitapları da eklendiğinde sektör büyüklüğü 2.3-2.4 milyar dolarlık bir yıllık ciro yapılıyor. Dünya toplamı yaklaşık 140 milyar dolar.

Yıl içinde kişi başına düşen kitap sayısı 8. Bu rakam pek çok AB üyesinin de önünde Rakamlar böyle… Hiçbirinde abartı yok. Diğer yandan, bu rakamları okuyanlar, yakın çevrelerine baktıklarında ya da yolda/ izde bunun belirtilerini göremiyorlar. Acaba rakamlarda yamukluk mu var? Ya da “en iyi yalan istatistiktedir…” mi?

Hayır. Terslik yok. Ama ciddi eksiklikler var.

1.7 milyar doları ders kitaplarına veriyoruz

Öncelikle kütüphane sorunumuz var. Henüz yolun başlarındayız. Alışkanlık kazanılması zaman alacak. Sonra okullarımızın kütüphane eksiği çok… MEB belki en öne bu konuyu almalı.

Ve en önemlisi de eğitim politikamızın yapbozdan kurtarılmış şekilde 10-20-50… yıllık temellere oturması gerekiyor. Çünkü: Yukarda verilen rakamlarda ders kitabı haricindekilerin yüzde 50-55’i eğitim ve yardımcı eğitim amaçlı. Yani kısaca test kitabı vb. Buna ders kitapları da eklenince yüzde 70’e ulaşıyor oran.

Yani ulusal bütçeden ve aile bütçesinden her yıl 1.7 milyar doları ders kitabına ve test kitabına yatırıyoruz. Sonuçta eğitim verileri ortada.

Ancak bu sonuçtan şuraya gidilmesin: “İşte demiyor muyuz, biz kitap okumayız!” Hayır, dünya ortalama verileri ilk paragraftaki rakamları doğruluyor. Diyelim ki eğitim kitaplarını dışında tutalım, diğer yayınlarda da yıllık büyüme yüzde 10’a yakın ve o şekilde de baksak kişi başına düşen kitap yıllık 3 olur.

Yeteri kadar kitapçı yok

Son olarak bir soruna daha değinmek gerekiyor: Nüfus 78 milyon. Yüzölçümü 783.562 kilometrekare. 81 il var. Kitapçı diyebileceğimiz yer sayısı toplamda binin altında.

Bunların coğrafi dağılımı da ne yazık ki çok dengesiz. Yani kitap nüfusun önemli bölümüne zaten ulaşılamıyor. Bu boşluğu ulaşım ve maliyet gibi nedenlerden dolayı internet satışları da gideremiyor.

Bu olumsuzlukta, ders kitaplarının ücretsiz verilmesi politikası (çok olumlu bir yaklaşım) ne yazık ki baş sorumlu. Bu işlem sonrası en az 8 bin kitapçı kapandı. Dört binden fazlası ise sadece kırtasiye, oyuncak, manifatura satışına döndü.”

Yayıncılar Telif Hakları ve Lisanslama Meslek Birliği YAYBİR’in Başkanı Serhat Baysan ile yayıncılığımızın gidişatını konuşuyoruz. Rakamlar iyimser olsa da Baysan’ın değindiği temel sorunlar çözülmeden PİSA Endeksindeki yerimizin değişmeyeceği gerçeğinin altını çizmek gerekiyor. Niceliğe bakarak niteliği atlamayalım.

 

Sorun aynı çözüm farklı…

Türkiye ekonomisinin bel kemiği KOBİ’ler… KOBİ’lerin DNA’sı ise aile şirketleridir. Dünyada da durum benzer. Başlangıçta işler büyüyorken aile olmanın avantajları yaşanırsa da büyüme süreci yavaşlayıp işler kötü gittiğinde ya da sermaye birikip yeni yatırım alanları aranmaya başlandığında hayat eskisi kadar kolay olmaz. Genişleyen ailelerde kir ayrılıkları bitişin başlangıcı olur. İstatistikler üçüncü kuşak aile şirketi sayısının oran olarak bir elin parmaklarını geçmeyeceğini söylüyor. Biraz da ansiklopedik bilgi verelim: Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de en eski aile şirketi dördüncü nesilde. Federal Almanya Cumhuriyeti Ekonomi Bakanlığı tarafından yapılan bir araştırmaya göre de kendi alanlarında dünya lideri konumunda olan aile şirketleri Almanya’da bin 367, ABD’de 366, Japonya’da 220, Avusturya’da 128 ve İsviçre’de ise 110 olarak tespit edilmiş durumda. Peki, uzun ömürlü şirket sayısı neden bu kadar az? Kuşaklar boyu sürdürülebilir şirketler için arayışlar devam ederken geçtiğimiz günlerde oluşumu itibarıyla diğerlerinden ayrışan bir araştırma merkezi kuruluşunu duyurdu. European School of Management and Technology ESMT işbirliği ile İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi bünyesinde kurulan Aile Şirketleri Yönetimi ve Danışmanlığı Araştırma Merkezi AYDAM’ın lansmanı İstanbul Alman Başkonsolosluğunda yapıldı. Seçilen mekan ve bizzat Başkonsolos Dr. Georg Birgelen’in himayesinde gerçekleştirilen toplantıda İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Ali Altınbaş, Altınbaş Holding Başkan Vekili Nusret Altınbaş, AYDAM Merkez Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatoş Altınbaş Sarıgül, AYDAM Merkez Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Ass. iur. Ayşegül Altınbaş, LL.M. ve İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan ve çok sayıda seçkin bir davetli kitlesi katıldı.

Iki ülke, iki şehir daha çok demektir

Altınbaş Holding temelleri itibarıyla bir aile şirketi. Ali Altınbaş’ın bir kuyumcu mağazasını holding büyüklüğüne ulaştırırken kardeşleriyle edindiği deneyim sanırım AYDAM’ın kuruluşunda motive edici olmuştur. Ancak diğer yandan kendi alanlarında dünya lideri konumunda olan aile şirketi de en çok Almanya’da. Almanya’daki ilk aile şirketi 1253 yılında kurulmuş. Bugün hâlâ 1367 şirketle Almanya en çok aile şirketine sahip ekonomi. Almanya Federal Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Dr. Georg Birgelen sahip oldukları bilgi birikimini AYDAM aracılığıyla paylaşmaktan mutluluk duyacağını söylüyor.

AYDAM içeriğinde uygulama ve akademik birikimi bir arada sunuyor. Seminerler ve danışmanlık hizmeti sunan merkez Mayıs’ta İstanbul, Eylülde Berlin’de katılımcıları için iş dünyasıyla buluşmalar ve seminerler gerçekleştirecek. Hepimiz iyi biliyoruz ki her işin başı sahip olduğumuz ilişki ağının gücüne bağlı. Hal böyle olunca AYDAM’ın sunduğu olasılıklara bakmak kanımca iyi olacak.

 

 

 

 

İLGİLİ HABERLER