Tevazumuz bir yere kadar!

Geçtiğimiz yılın en hareketli ajanslarından biri şüphesiz Mobilera oldu. Önce sene başında CEO Barış Öney, ardından da şirketle özdeşleşen bir diğer isim, Genel Müdür Zehra Öney ile yollar ayrıldı. Yılın son günlerinde ise şirket bu sefer de Datateknik ile gerçekleştirdiği ortaklıkla gündeme geldi. Biz de tüm bu yaşananları konuşmak için Mobilera Kurucu Ortak ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Arda Kertmelioğlu ile bir araya geldik. Öney’lerin döneminde Mobilera’nın potansiyelinin tam olarak ortaya çıkarılamadığını düşünen. Kertmelioğlu, konu rakiplere gelince de hayli iddialı açıklamalar yapıyor: “Bazen sizin rakibiniz şu firmalar diyorlar. Tevazumuz da bir yere kadar. Edirne’nin dışında çöp satmamış bir firmaya Over all’da Mobilera’nın rakibi diyemezsiniz.”

Mobilera 10 yılı geride bıraktı. Öncelikle Mobilera’nın geride bıraktığı 10 yılı kısaca değerlendirir misiniz?

Mobil endüstriye Siemens’in Türkiye distribütörlüğünü alarak 1993 yılının sonlarına doğru girmiştim. O dönem yalnızca Turkcell vardı ve onun da abone sayısı yüzbinlerdeydi henüz. Telsim bile yoktu ortada. 2001 yılında mobil teknolojilerin özellikle yazılım ve pazarlama nosyonuyla birleştiğinde çok daha enteresan potansiyeli olduğu ve hayatımıza etkisi olabileceğine inancımız artmıştı. Yazılım işi yapan arkadaşlarımızla bir araya gelerek iki firmanın güç birliğiyle Mobilera 2001 yılında doğdu. İsmi de mobil teknolojiye olan inancımızdan dolayı “Mobil” ve “Era” sözcüklerinin birleşmesiyle ortaya çıktı. 2001 yılında aslında mobil aplikasyon yaparak başladık. Mobilera’nın gerçek dönüm noktalarından biri 2003 yılında Lipton Ice Tea için yaptığımız SMS’li kampanya. Türkiye’deki hatta dünyadaki ilk SMS’li kampanyaydı. Bu kampanya hem bizim için hem de endüstri için çok önemli bir gelişmeydi. O günden sonra posta kutulu kampanya kalmadı. Bir diğer dönüm noktamız ise 2005 yılında Turkcell için Genç Turkcell’i dizayn ettiğimiz ve yönettiğimiz dönem. Genç Turkcell’in ardından İştecell’i yarattık… Ardından Ukrayna ve Kazakistan ile yurtdışı serüvenimiz başladı. Derken 10 yılı geride bıraktık.

Mobilera denildiğinde son yıllarda akla gelen isimler Barış Öney ve Zehra Öney isimleri oluyordu. Fakat bu iki isimler geçtiğimiz yıl yollar ayrıldı. Bu yönetim değişikliğinin nedeni neydi?

2006 yılında Deloitte bir araştırma yaptı. Yarışmada son beş yıllık figürlere bakılıyordu. Bu araştırmada Türkiye birincisi olduk. Ardından Deloitte EMEA Fest 50’de kendi kategorimizde ikinci sıraya yerleştik. Türkiye’ye yabancı yatırımcının artan ilgisinin olduğu, bizim de genişleme niyetimizin olduğu bir dönemde tüm bunlar bütün ışıkları bir anda bizim üstümüze çevirdi. Derken çeşitli yatırımcı gruplarla görüştük ve aklımıza en çok yatan İngiliz ve Portekiz firmalarıyla anlaştık ve ortak olduk. Bu ortaklığa girdikten sonra bizler kurucu ortaklar olarak olabildiğince tepeden; firmanın hedef pazar, servisleri geliştirme ve büyüme stratejisine odaklanmaya karar verdik. Bu bağlamda da birtakım üst düzey işleri profesyonellere verme kararı çıktı yönetim kurulumuzdan. Bu kararı aldıktan sonra zaten bize o dönem danışmanlık hizmeti veren Barış Öney’e CEO görevini verdik. Beraberinde kurumsallaşma sürecinde de böyle bir yapıya ihtiyacımız vardı ve gerekli adımları attık. Aslında biraz elimizi ayağımızı Türkiye pazarından çektik. Bu yüzden bir ara profesyonel yöneticiler ön plana çıktı. Ayrılık konusuna gelecek olursak, bir yerde ayrılık varsa sebebi de vardır. Kol kırılır yen içinde kalır ama bir noktadan sonra karşılıklı düşüncelerin ve vizyonların uyuşmadığını hissettik. Bir de kişilerden bağımsız olarak, profesyonellik ve kurumsallaşma yapısının bizimki bir girişimci ruha sahip şirketlere çok da uymadığını düşünüyorum. Özellikle bu endüstrilerde profesyonellik ve kurumsallık bir yere kadar. Bu girişimci ruhu bozmamak gerekiyor.

Şirketin performansından memnun olmadığınız için mi bu kararı aldınız?

O dönemde Mobilera’nın potansiyelini tam olarak ortaya çıkartamadığımız aşikar. Açıkçası beklentimiz çok yüksekti. Aynı şekilde pazarın da Mobilera’dan beklentisi çok yüksek. Dolayısıyla beklentilerin bu kadar yüksek olduğu bir firmanın daha iyi çıktılar ortaya koymasını bekliyorduk. Hâlâ da bekliyoruz. İşte bu olmayınca başka arayışlara giriyorsunuz. İşe yarar mı yaramaz mı bunu zaman gösterecek. Ama her şey güllük gülistanlık olsa herhalde bu durumda olmazdık değil mi? Bu söyleşide ya yanımda birileri daha oturuyor olurdu ya da direkt olarak onlarla yapıyor olurdunuz.

İşlerin yolunda gitmediğini söylediniz. Ekşisözlük’te de yönetim değişikliğinin ardından “fetret devri”nin sona erdiği söyleniyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Biz önce iğneyi kendimize batırmayı seviyoruz. Evet, bir süreç yaşadık. Yabancı yatırımcı, kurumsallaşma, profesyonel yönetim derken ekibimizle aramızda uçurum oluştu. Uçurumdan kastım, zaten büyük bir kadroyla çalışıyorduk ve daha da büyümüştük. Asansörde beraber çıktığımız, bizimle çalışan insanları tanımamaya başladığımı fark ettim zaman içinde. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Büyük işadamlarının “10 bin elemanın hepsini ismiyle tanırım” söylemlerine de inanmıyorum. Fakat 100 kişiyi tanıyor olmak gerekir. Böyle bir uçurum oldu şirkette. Bu firmayı kurmuş olan ve ruhunu vermiş, vermeye devam eden, firmanın vizyonunu belirleyen ve güncelleyen kişiler olarak biz çalışanlarımıza dokunamazsak maalesef çok da hayırlı olmuyor. O “human touch”ı ve Mobilera ruhunu tekrar buraya geri kazandırma misyonunu aldık üzerimize ve kollarımızı sıvadık. Müşteriye de, ajansa da sahaya da medyaya da, her yerde kendimizi göstermek, hatırlatmak ve o heyecanı tekrar kazandırmak gibi bir misyon edindik.

Ayrılan isimlerin yerine yeni isimlerin atandığını duymadık. Yeni yapılanmadan bahseder misiniz?

Genelde aramızdan ayrılanlar duyuluyor ama Mobilera’ya çok değerli insanlar katıldı. Biz bunun gibi birçok şeyin iletişimini şimdiye kadar yapmadık. Mesela GSMA Global Mobil Awards 2011’de “Dünyanın en iyi mobil pazarlama ve reklam ödülü”nün sahibiyiz. Bunu da duyurmadık. Bu yaptığımız işin Oscar’ı. Küçümsemek için söylemiyorum ama kimi firmalar çok komik, adını bile duymadığımız ödülleri nasıl da köpürtüyorlar. Burada yine iğneyi kendimize batırıyoruz. Biz bunu çok iyi yönetemiyoruz demek ki. Bundan sonra biz de köpürteceğiz. Birtakım başarılı elde edip bunları paydaşlara duyurmak, bu başarıları duymayanları haberdar etmek de önemli. Bunlar elbette yeni müşteri kazanmayı, personelin motivasyonu ve bağlılığı gibi konuları da körüklüyor. Elbette ödül delisi değiliz, bir sürü ödülümüz var zaten. Bundan sonra kendimizle ilgili iletişimi çok daha iyi yapacağız. Çok iddialı bir şey söylüyorum, bugün yoldan geçen 100 kişiye sorsanız belki 50 si biliyordur. Mobilera bütün o bağlılık kampanyalarının, Genç Turkcell’in, Coca-Cola kampanyaları, Unilever projeleri, Facebook ve iPhone aplikasyonları, bağış kampanyaları… Ki SMS ile bağış kampanyasını ortaya çıkaran firma biziz. Bu gibi projelerin hepsinde varız. Yani herkese dokunuyoruz. Fakat ne iş yapıyor derseniz herkes kendi gözlüğünden görüyor bizi. Bu da sanırım bizim derslerimizden birisi; nasıl, nerede kime duyuracağız? Hikâyemiz de çok ama akıl da karıştırmak istemiyoruz.

Peki Mobilera’nın rakibi kim?

Öyle zor bir soru ki bu… Bizim endüstrilere dokunan herkes rakibimiz. Aynı zamanda herkes de müşterimiz ya da partnerimiz. Garip bir durum. Dijital pazarlama hizmetleri veren rakiplerimiz var. Mobil pazarlamada da başka rakiplerle çarpışıyoruz. Mobil reklamda ve dijital reklamda ise bambaşka rakiplerle karşılaşıyoruz. Hadi söyleyin şimdi kim bizim rakibimiz? Herkes bizim rakibimiz… Bu biraz rahatsız edici bir durum ama bir yandan da bizim çapımızı vurgulaması açısından önemli. Bazen sizin rakibiniz şu firmalar diyorlar. Tevazumuz da bir yere kadar. Edirne’nin dışında çöp satmamış bir firmaya Over all’da Mobilera’nın rakibi diyemezsiniz. Şu an Türkiye’de 80 yurtdışında da en az 80 kişinin çalıştığı, 15 farklı milletten insanın çalıştığı 10 dilin konuşulduğu bir firma Mobilera. Bu yüzden bir yıl önce kurulmuş, henüz kendini ispat etmemiş firmalarla bizi aynı kefeye koyanları anlamıyorum. Herkes her yerden iş alabilir ama tecrübeye saygı duyulması ve buna göre çek edilmesi lazım. Zaten bizim hizmet verdiğimiz markalara bakıldığında özenle seçilmiş olduğu görülüyor. Bir kere her üç operatör ile çalışıyoruz. Unilever, Craft, Ülker, Nestle bunlardan birkaçı… Ayrıca Blackberry ile çalışmaya başladık. Blackberry markasının bütün sosyal ve dijital yönetimini, kurumsal web sitesi hariç, Türkiye’de biz yönetiyoruz. Çalışmaya yeni başladık ve henüz lansmanını yapmadık.

Mobil pazarlamada Mobilera oldukça iyi bir marka olarak biliniyor. Fakat aslında dijital pazarlamada da iyi işler yapıyorsunuz. Bundan sonraki süreçte dijital pazarlamaya ağırlık vermeyi düşünüyor musunuz?

Dijital pazarlama alanında yaptıklarımız çok fazla ön plana çıkarmıyoruz. Mobil pazarlamada çok fazla ön plandayız. Ayrıca ismimizin içinde mobil var. Dijital pazarlama ve reklam hizmetleri verdiğimiz alanlarda boom ismini kullanıyoruz. boom’u 2006 yılında kurduk. Fakat dijital pazarlamayı şu anda ayrı bir firmalaştırma düşüncemiz yok. Elbette yalnızca dijitale odaklanan firmalar var ve daha çok ön plandalar. Bu da aslında doğal. Belki doğal olmayan bizim yapımız. Şu anda dijitalde iyi işler yapıyoruz. Fakat tamamen dijitale odaklanma gibi bir düşüncemiz yok. Mobilera bir yerde sesini çıkaracaksa tam çıkarır. Aslında bizim vizyonumuz şu; ortada kullanıcılar ve kullanıcılara mesajı ulaştırmak isteyen markalar var. Bizim gözümüzde farklı bir sürü dijital ekran var. Cep telefonu, akıllı telefon, tablet, lap top, akıllı TV… Yani ekranın olduğu her yerde varız ve iddialıyız.

İLGİLİ HABERLER