O dünyanın en sevilen doktoru


O hiç şüphesiz dünyanın en ünlü, en sevilen, popüler doktoru. Bundan tam 11 yıl önce Amerikan televizyonlarının divası Oprah Winfrey ile yolları kesiştiğinde büyük ihtimalle şu an geleceği noktayı kendisi bile hayal edemezdi. Ama Amerika’da yaşayan bu Türk doktoru Mehmet Öz’ü Amerikalılar çok sevdi. Yıllarca Oprah’ın şovunda sağlıkla ilgili ipuçlarını izleyicilerle paylaştı. Oprah Show ekranlara veda edince ise izleyicileri onu bırakmadı ve şimdi “Dr. Oz Show” Amerika’da gündüz kuşağında en fazla seyredilen programlardan biri haline geldi. Geçen ay dünyanın en ünlü dergilerinden Time’a kapak olmasıyla özellikle Türkiye’deki hayranlarını hayli gururlandıran Mehmet Öz, Emmy’den de “En Bilgilendirici Talk Show” ve “En iyi Talk Show’cu” dalında iki ödülün de sahibi oldu. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyaret eden Dr. Öz (Amerikalıların deyimiyle Oz) Marketing Türkiye’nin de sorularını yanıtladı. İzleyicilerine verdiği üç söz olduğundan bahseden Öz, bunlardan ilkinin insanların sağlık konusunda her şeyi konuşabilecekleri bir program yapmak, ikincisinin ölüm korkusu yerine yaşam sevgisini teşvik etmek ve son olarak ümit vermek olduğunu söylüyor. İşte Dr. Öz ve bilinmeyen televizyonculuk hikayesi…

Şimdilerde dünyanın en çok tanınan doktorlarından birisiniz… Peki, hastane koridorlarından televizyon dünyasına geçişiniz nasıl oldu?

Benim televizyon hikayem oldukça ilginç bir şekilde başladı. Eşim Lisa bir manken, aynı zamanda filmlerde ve dizilerde oynuyordu. Çocuğumuz olduktan sonra Lisa ev kadınlığı yapıyordu ama benim mutlu olmadığımı anladı. Her akşam ameliyathaneden çıktığımda anlıyordum ki hastaların çoğu hastalıkların başına neden geldiğini bilmedikleri için aynı hataları yapmaya devam ediyorlar. Sonra insanlara hastalıklarının nedenlerini anlatacak bir program yapma fikri ortaya çıktı. İkinci Görüş adını verdiğimiz bu program sayesinde de Oprah’la tanıştım. 60 bölüm onun programının içinde yer aldıktan sonra iki sene önce Dr. Oz Show adındaki kendi programıma başladım.

Oprah’a ilk 2000 yılında yola çıktım. O zaman bana bir sağlık ödülü verdi. Kendi programım 2003’te çıktı. Kendi programımdan sonra Oprah’la yakın arkadaşlığımız başladı. Onun amacı halkı eğitmekti. Yanına benim gibi bir doktor getirerek bunu daha kudretli bir şekilde yapmaya başladı. Biraz ikna edilebilir ve günün sonunda kendi vücutlarını herkesten daha iyi anlayabilirlerdi.

Televizyonculukla ilgili temel bilgileri Oprah’tan öğrendiğinizi söylüyorsunuz. Neydi bunlar?

Oprah’tan birçok bilgi öğrendim. Birincisi insanların ancak duygusal bir inanç değişikliği olduktan sonra hayatlarını değiştirebileceği. Siz birini değiştirmek istiyorsunuz onlara bilgi değil duygusal bağ vermek zorundasınız. Oprah bunu çok iyi anladı. Benim show’umda da sağlıktan, yemekten konuşuyoruz ama günün sonunda ben sizinle bağlantı kuramazsam hiçbir faydası olmaz.

Konu insan sağlığıyken o bağı kurmak daha kolay mı yoksa zor mu?

Çok zor. Günün sonunda tıbbı öğretmek çok daha basit kalıyor bunun yanında. Ama show’umun başarılı olmasının nedeni o duygusal bağı kurmamız. Çünkü hikaye anlatıyoruz. Benzetmeler kullanıyoruz, oyun oynuyoruz. Günün sonunda ölüm korkusu değil hayatın sevinci motive eder. Halk bunu öğrendikten sonra yavaş yavaş o tarafa doğru gitmeye başlıyor.

Doktorlar ne düşünüyor peki programınız hakkında?

Doktorların çoğu show’u beğeniyor. Çünkü atalarımızın zamanında herkes şifacılara kıymet verirlerdi ve onlarla bağlantı kurarlardı. Modern dünyada o hayat biraz değişti. Artık böyle bağlantıları kuramıyoruz. İnsanlarla hekimlerin arası açık kalıyor. Onun için show’da her gün insanların evine misafir olarak geliyoruz. O eve girdiğimiz zaman sizi rahatlatıyoruz. Siz bize güveniyorsunuz. Onun için gidip doktorunuzla o güvenle konuştuğunuz zaman daha detaylı sorular soruyor, neyiniz olduğunu daha net anlıyorsunuz. Doktorlar ve eczacılar bunu görüyor ve beğeniyor. Sağlık konusunda çalışan birçok insan bunu menfaatine görüyor. Tabii beğenmeyen hekimler de var.

Şu anda toplumun sağlık konusundaki içgörüsünü en iyi bilenlerden birisiniz. İnsanlar en çok neyi görmek istiyor televizyonda?

Çağımızda en büyük korku kanser ve kalp hastalıkları. Ve tabii her ikisinin de sebebi olan şişmanlık. İnsanlar en çok fazla kilolarıyla ilgili soru soruyor. Bu soruları cevaplarken hem kilo kaybetmeyi hem de kanser ve kalp hastalıklarını önlemek için gerekli olan sırları paylaşıyorum.

Peki sizce programınız sağlık yayıncılığı konusunda bir şeyleri değiştirdi mi?

Programın halkın sağlık konusundaki düşüncelerini değiştirdiğine inanıyorum. Şöyle ki halkın büyük bir kısmı kendi vücudunu bile tanımıyor. Ama biliyorlar ki biraz yardımla bunu anlamak mümkün. Örneğin kilo kaybetmek isteyen insanlar sürekli perhiz yapıyor. Ama bu perhizler hiçbir zaman işe yaramaz. Çünkü vücudun biyolojisini zorlayamazsın. Ama yemeklerin özelliklerini anlarsan, bir markete girdiğinde kendini eczaneye girmiş gibi kabul edersen o zaman yavaş yavaş kendini doğru istikamete itebilirsin. Basit derslerden başlayıp daha komplike olan derslere geçiyoruz. Ama basit şeyleri anlamadan zor konulara geçmek biraz mantıksız.

Zaman içinde sizin gibi doktorlar çıkacak mı ekranlarara?

Çıkacaktır tabii. Ama inşallah onlar benim yaptığımı benden daha iyi yaparlar. Tıpta hekimlerin en çok istediği şey gelecek jenerasyonu eğitmektir. Benim en büyük amacım ekranlarda bu tip programların daha iyilerinin programların çoğalmasıdır.

Time’a kapak olmanızla da özellikle Türkiye’de çok ses getirdiniz. Hikayesini anlatabilir misiniz?

Time kapağında çıktığım zaman kendi hayatımla ilgili çok özel bir hikaye anlattım. Bir sene önce kolonoskopi oldum ve bağırsağımda kanser olma ihtimali olan bir polip çıkartıldı. Bu sene ikinci kez kolonoskopi oldum ve bir tane daha bulundu. Ama bu polip kanser cinsinden değil. Ama yine de benim hayatımı çok değiştirdi. Seyircilerin ne hissettiklerini artık daha iyi anlıyorum. Time dergisindeki yazıyı yazmayı ben çok istedim. Hem polipin hikayesini hem de kolonoskopinin ne kadar mühim olduğunu anlatmak istedim. Ama ayrıca mantıklı insanların kimi zaman ne kadar mantıksız hareket edebildiğini göstermeye çalıştım. O yazıda da bununla ilgili düşüncelerimi anlatıyorum. İnsanlar hayatlarında bir düzen kurmuşlar ve o düzgün hayatı bozmak istemiyorlar. Size sağlınızla ilgili kötü bir haber geldiği zaman eskisi gibi bakamıyorsunuz hayata. Ve ondan çekiniyorsunuz. Ölümden korkmuyordum ama bu testi yaptırmak zorundaydım. Çünkü kendim yaptırmadan insanlara yaptırmalarını söyleyemezdim.

Yeni kitabınızdan bahsedelim

Her sene yeni bir “Siz” kitabı yazıyoruz. Bu seneki kitabımız da “Çocuklarınızı büyütürken” konu. Amacım sadece çocukların değil anne babanın da sağlığı çok önemli. Çünkü günün sonunda eğer çocuk düşerse kalkmayı öğrenir, eğer oyun oynarsa etraftaki çocuklarla münakaşa edip barışmayı öğrenir. Bu hayat derslerini hayat boyu kullanabilirler. Size bir benzetme vereyim kitabı anlatmak için. Siz bir kayığın içindesiniz. Siz ve çocuklarınız… Elinizde de bir kürek var. Ama hayattaki amacınız o küreği kullanmak değil. O küreği çocuğuna vermek ve ona kullanmasını öğretmek. Bazen karşısına kayalar çıkacak, o küreği nasıl kullanması gerektiğini öğretmelisiniz.

Empatiyle öğretiyorum

İlk başlarda halkın tıbbın derin noktalarını anlamasını beklemiyordum. Ama şimdi öğrendim ki halk bunu istiyor, bekliyor ve anlayabiliyor. Ama tabii biokimya öğretmek istemiyorum halka ders değil bu. İnsanlara
hayatlarını değiştirebilecek eğlenceli bilgileri göstermek istiyorum. Böylece insanlar da bunu kullanarak kendi hayatını
değiştirebilir. Biraz önce duygusal
bağlardan konuştuk. Bu bağ birkaç şekilde kurulabilir. Birincisi empati ile ikincisi de şaşırtarak. Kısacası komplike gibi görünse de tıbbi dersleri öğretiyorum izleyicilerime.

İLGİLİ HABERLER