Cinsiyetsiz bir deneyim mümkün mü?

Öğretilen bütün kimlik etiketlerine karşı bir duruşu da simgeleyen “queer” kelimesi çoğunluğu Z kuşağından oluşan geniş bir kitlenin kendilerini ifade ettikleri bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Satın aldığımız ürünlerde, sosyal medyada, üyelik formlarında ve daha onlarca alanda yok sayılan queer yaşam aslında markalara hayal bile edemeyecekleri fırsatlar sunuyor. Peki, “Queer bir tüketici deneyimi yaratmak mümkün mü?” Digital Partners Deneyim ve Tasarım Direktörü Mert Tuna Yılmaz ile bu kritik sorunun yanıtlarını aradık.

Z kuşağı cinsiyet kimliği konusunda hassas

✓ Bir markanın tüm pazarla­ma süreçlerinde müşterileri­ne karşı herhangi bir ayrım yapmadan ve aynı kalitede hizmet sunması gerekiyor. Bu noktada dikkate alınma­sı gereken noktalardan biri de “cinsiyet kimliği” olarak karışımıza çıkıyor. “Dijital dünyada kullanıcıya “cinsi­yet seçimi” yaptırmanın, bir markanın satış kanallarından reklam kanallarına tekrar değerlendirilmesi gerekiyor.

✓ Oluşturulacak stratejilerde daha sağlıklı bir işleyiş hedeflenmeli. Kullanıcıların maruz kaldığı, cevap vermek istemedikleri ya da aslında zaten cevap vermek zorunda olmadıkları bu tarz sorular yüzünden markanızın algı, satış ve reklam stratejileri tekrar değerlendirilmeli ve ona göre yeni yollar çizilmeli.

✓ Eğer bir marka satış – pazarlama anlamında başarı elde edip konumunu korumak istiyorsa “cinsiyet kimliği” konusunu çok iyi yorumlamalı. Bu bağlamda markaların UX ve UI süreçlerini, reklam ve pazarlama çalışmalarını, cinsiyet kimliklerini sınırla­madan daha kapsayıcı ve konuksever uygulamalarla ele almalı.

✓ “Queer” köken olarak “tuhaf ve garip” anlamına geliyor ama günümüzde ataerkillik karşısında birleşen tüm grupları ifade eden çatı bir terim ve genel olarak öğretilen kimlik kategorilerini reddediyor. Cinsiyet kimliği, insanın kendisine atfettiği inanma, hissetme, davranma, arzulama yani kendini var etme biçimi…

✓ Kendimizi nasıl algıladığımız ve nasıl görünmek istediğimiz kimliğimizin temelini oluşturuyor. Ve günümüzde cinsiyetin kadın ve erkek olarak kategorize edilmesinden ziyade daha geniş bir yelpazeyi kapsadığı yadsınamaz bir gerçek. Çoğu zaman, uygulamalar, veri tabanları ve kullanıcı ara yüzleri kimlik çeşitliliğini tam olarak desteklemekte yetersiz kalıyor. Bu noktada günümüz pazarlama dünyasında ilerici bakış açılarının ele alınması gerekir.

Z kuşağının yüzde 56’sı kıyafet alırken cinsiyeti önemsemiyor

✓ 1960’larden beri Türkiye’de “görünen” popüler kültürde de çokça rastladığımız bir kavram “Queer”. Tabii o zamanlar bu şekilde bilinir bir kavram olarak kendini gösteremiyordu. Bugün Y kuşağının yüzde 46’sı ve Z ku­şağının yüzde 56’sı “her zaman” kendi cinsiyeti için tasarlanmış kıyafetler satın almıyor.

✓ Y kuşağının yüzde 57’si ve Z kuşağının yüzde 70’i, kamusal alanlarda “toplumsal cinsiyet nötr” tuvaletlere erişim sağlanması gerektiğini düşünüyor. Bu veri aslında moda sektörü başta olmak üzere birçok sektörün “queerleşmesi”nin kanıtı niteliğinde.

Günümüzde de sosyal ağlarda takip edilen ilk 100 kişiden 8’i, Twitter’da en çok takip edilen 10 kişiden 3’ü kendini “queer” olarak tanımlıyor.

Kaynak: Queen of Surfing

Queer dostu olmak geleceğe yatırım demek

✓ İster şartları olgunlaştırmaya çalışan bir startup olun ister alanında dev bir marka olun, sonuçta hedefiniz genç kuşağın özellikle de Z kuşağının dikkatini çekmek olmalı. Bu noktada Z kuşağının bu konudaki kapsamlı bakış açısı da değerlendirildiğinde queer dostu bir kullanıcı deneyimi sağlamak geleceğe yatırım yapmak anlamına geliyor.

✓ Dijital ortamınızı herkesin dâhil olabileceği bir yere dönüştürürseniz o zaman kullanıcıya her koşulda gerçekten konuksever bir deneyim yaşatmış oluruz.

Queer bir deneyim mümkün mü?

✓ Genelde formlarda cinsiyet seçenekleri bulunuyor. Kullanıcılara cinsiyetlerini, cinsel yönelimlerini veya diğer kişisel bilgilerini soruyorsanız kullanıcılara verilerini nasıl kullanacağınızı söylemelisiniz.

✓ Örneğin bir telefon numarası soruyorsanız hangi isimle hitap edilmesini istediklerini sormanız gerekiyor. Bir e-posta adresi sorduğunuzda bu adresle birlikte gelen bir isim alanına sahip olması, bağış topluyorsanız vergi makbuzunda görünmesi gereken ismin ne olacağı, kredi kartı bilgilerini alıyorsanız fatura adının ne olacağı veya bir etkinliğe ev sahipliği yapacaksanız rozetin üzerinde hangi ismin olması gerektiğini mutlaka karşı tarafa sormalısınız.

“Queer” deneyimini ölçmek için bir web sitesi hazırladık

✓ Digital Partners olarak “queer” deneyimini ölçmek için bir web sitesi hazırladık. Sitede hiçbir cinsiyet kategorisi kullanılmayıp, reklam çalışmalarında da tekil cinsiyete yönelik ürün gamı olmayan görseller tercih edildi. Queer olabilecek datayı öğrenebilmek için de üyelik formunda “Belirtmek istemiyorum” seçeneği kullanıldı ve reklam hedeflemesi 18-55 yaş aralığındaki herkese yapıldı. 1 haftalık reklam hedeflemesinden sonra elde edilen sonuçla ziyaretçilerin yüzde 54’ünün “queer” alışveriş anlayışına sahip olduğu ortaya çıktı.

Cinsiyetsiz avatarlar kullanın

✓ Bir kullanıcının cinsiyet kimliğinin değişmesi gerekiyorsa tüm hesabını yeniden oluşturmaya zorlamak iyi bir deneyim değildir. İnsanların önemli bir bölümü artık kişisel bilgilerinin internet gibi ortamlarda yer almasından rahatsız. Genelde avatar olarak kullanılan ya da kullanıcı resmi olmadığında kullanılan simgeler cinsiyete göre konumlandırılır. Bunun yerine daha cinsiyetsiz olacak simgeler kullanılmalı.

Cinsiyet konusuna dengeli yaklaşan markalar daha değerli

✓ Türkiye’de bazı kategorilerde fark olmakla birlikte satın alma kararları çoğunlukla kadın ve erkekler tarafından ortaklaşa alınıyor ve hedeflemenin bir cin­siyeti olması gerekmiyor. Kan­tar’ın 2017-2018 arasında farklı kategorilere yönelik analizlerine göre cinsiyet konusuna daha dengeli yaklaşan markaların, er­kek ya da kadınlara ağırlık veren markalara kıyasla 9 milyar dolar daha değerli olduğu görülüyor.

✓ Araştırmacılar ve UX De­signer’lar olarak bizler prob­lem çözücüyüz. Amacımız kullanıcı bazında işleri daha iyi hale getirmek. Bunu yapa­bilmenin yolu de insanların nelerden etkilendiğini anla­maktan geçiyor. Çünkü kulla­nıcı merkezli tasarımların, müşterinin veya tasarımcının varsayımları yerine kullanıcı­nın ihtiyaçları doğrultusunda yapılması gerekiyor.

İLGİLİ HABERLER